Pazartesi Ekim 19, 2026

Dağları mesken tutan ;"Bir çift yürek"Veysel Uyar , Erdogan Tekin ölümsüzdür .

Ne zamanki, yaz mevsimi yeni bir iklime evrilir güz ayları başlar , masallarda , romanlarda derler ya  "Uçsuz bucaksız dağların doruklarında  beyaz-bembeyaz karlar belirirmiş". Munzur dağlarıda her Sonbaharın ortalarında bir genç kadının gelinlik  giymesi gibi, beyaz karlarla süslenir,bizse Munzur dağlarının o heybetli  duruşuna mest olur,gözlerimizi ayıramazdık, gördüğümüz harika doğal manzara karşısında.Munzur dağları  gerillanın gönlünü çaldığını bilircesine gülüçükler gönderirdi bizlere... Ovacığın düz yemyeşil  ovasına kar düşünce bambaşka bir doğa güzelliği ortaya çıkardı. Geçit vermez ormanları , beyaz karla sevişircesine buluşunca bambaşka bir doğa güzelliği insanın ruhuna hükmeder oluyordu.
 
Hele birde karakışın dondurucu,yakıcı soğuklarında insanın ruhunu ısıtan   Munzur suyunun kural tanımaz meydan okuyan suyundan bir avuç yudumlamakta düşünce bizlere,kendini huzur içinde bulmaktan başka birşey kalmıyordu. İnsanın doğaya hükmetmediği ,tertemiz havasını kirletemediği Ovacık ovasında , Munzur dağlarının karla örtülü  görkemli yüzünü seyre dalmak ne haz verirdi gerillaya.

Kokum ve Erdoğan yoldaşlar  birlikte olduğumuz çok zaman bağdaş kurup gözlerini Munzura çevirip seyre dalarlardı. Bizse, onların bu sevda dolu , kararlı ve geleceğe umut taşıyan bakışlarını gıptayla izlerdik.Ardından silahlar çatılır,çay demlenir,kahkahalar atılarak türküler söylenirdi.Dersimin kış'ı serttir ama,Ovacığın kışı dahada sert ve yakıcıdır.Munzur dağları bembeyaz karla üstünü örterek kış uykusuna yattığında kendinden emindir.Metrelerce yağan karıyla sevgiliye sarılır gibi sarılır,sevda taşır.Anlatılmaz aşk yaşar mevsimiyle. Bilinmez denir ama,bu sebeble kimselere aman tanımaz, geçit vermez.Doğanın kendi doğal seyrinde taşıdığı bütün çelişkileri,çatışmaları,yakıcı,yıkıcı ve sonra durgunlaşarak,hafiften yüzü okşayan esintisiyle yeni bir güne , güneşe ve yaşama günaydın der, Ovacığın Munzur dağları...

Munzurun suyuda , dağlarıda görkemiyle, ürkütücülüğü olduğu  kadar güzel muhteşem görünüşüyle,insana güven ve huzur vermektedir  Gün doğumundan, gün batımına doğada yaşanan yeni güne gebe uzlaşmaz çelişkiler birbiriyle vuruşur , şidetli alt üst oluşlar,şiddetli patlamalar görülür,bir çelişki biter, yeninilenir ve yerini başka bir doğal çelişkiye bırakır.Tipisi,boranı,karı,dolusu,ayazı ve dondurucu,olurken buz kesen vede dehşeti andıran çığ düşmeleri ürkütücü ,korkunç bir gürültüyle  sanki deprem oluyor hissi yaratır insanda. Doğanın kendi içerisinde bu çelişkili vede  şiddetli savaşımı yerini başka bir Bahar iklimine gebe bırakır. Metrelerce karın altında yaşanan ağır sancılı geçişin sonucu yeni bir hayat filizlenir, yeni bir hayat başlar.

Böylece, Munzur dağları bir şekilde Baharda yağan yağmurla, esen rüzgarıyla,ötüşen kuşlarıyla kış uykusundan uyanır.Envay türlü şifali bitkileri bütün canlılara uzun yaşamaları  için çömertce sunar.Kengeri,Eşkını, Sarmısağı, Kuşu,Kurdu,Ayısı Domuzu, Geyik'lerin inanılmaz türleri,Şahin'i, Kartalı,Atmacası,Tilkisi,Tavşanı,Mantar çeşitleri , saymakla bitmeyen doğal harika güzellikleri ve dehşet veren ,insanı heyecana sürükleyen geçit vermez vadileriyle masallar ülkesinde yaşarsın. Lakin, gerilanın yaşadığı ne bir masal ,nede bir hayal ürünü hikayedir. Gördüğünü olduğu gibi anlatmak, yaşadıkları gerçekleri kaleme dökmektir. Bu manada , gerillanın doğduğu yer hariç , yerleşik bir toprağı, mekanı yoktur,gezgindir. Nerede ne zaman mesken tutacağı bilinmez. Birgün derin bir Orman da, birgün bir sığınakta,diğer gün bir mağarada ertesi gün bir yerleşim birimi köyde,diğer gün şehirde , bir bakmışsın geçit vermez bir vadide konaklamıştır. Gerillanın sabit bir mekanı olmaz,her zaman hareket halindedir. Olağanüstü hareketlidir,düşman gerilla mevzilerini bilmez ve bulamaz. Gerilla düşmanın bütün yerleşik mevzilerini bilir, ona göre tetbirini alır , mevzi tutar.

Nerede doğduğun önemli değildi, nerelerde neleri,nasıl yaşadığın belirleyici oluyordu!Eğerki , doğduğun topraklarda sana özgürce yaşama hakkı tanınmamışsa,baskı , zulüm görmüşsen,katledilmişsen ve diyar diyar sürülmüşsen,hala yüreğinin derinliklerinde bu acıyla yaşıyorsan gözlwrde okunan öfkeye söylenecek söz kalmaz. Bu sebeple sizleri olduğu gibi anlatmakta zorlanıyorum. Olsun , acılarınızı, acılara karşı direnişinizi,önü alınmaz özgürlük tutkunuzu yüreğimde birleştirerek sizleri anlatacağım. Çünkü ,sizler bizim yaşadığımız uğruna herşeyimizi verdiğimiz tarihimizin insanlığa ışık tutan bir parcasınız...

Ben 1978 de anlatımlarda,konuşmalarda duyduğum harikalar diyarına gittim.Her insanın hayalinde görmek , yaşamak, faşizme karşı mücadelede dağları mesken tutmak isteyen insanlardan biriyim. Bir çift yürekten biri olan ve uzun yıllar birlikte mücadele yürüteceğim Veysel Uyar'la 1978 in Güzü  Zemperiye  devirdiği bir dönemde tanıştım. Bu benimde dağları mesken tutuşumun ilk zamanlarıydı.Orhan Bakır ,Peyğamber,Mazlum(H.S),Çilli(Z.DÇ) ve Kor Osman partinin ABK' sında yer alıyordu. Bölgede askeri çalışma merkezi parelellik içerisindeki yürütülmekteydi.İlk toplantımız ertesinde, Kokum(Veysel Uyar)yoldaşı, Kor Osmana gerilla örgütlenmesinde parti çalışması yapabilecek kadro olarak verdiler. İlk kez Kokumla tanışıyordum. Tanışmamız yoldaş sıcaklığıyla sımsıkı birbirimize sarılmamız,tekrar sımsıkı sarılıp birbirimizi öpmemiz, tokalaşan ellerimizin birbirini bırakmazca kalakalması nasıl bir bağlılık duyggusu içerisinde olduğumuzu göstermekteydi.Benim onu süzdüğüm kadarda oda beni süzüyordu. Kendine özgüveni her davranışında belli olmasına karşın,ilk görünüşte çelimsiz,zayıf , avutları birbirine girmiş , dişleri dökük(aslındadüşmüş veya kırılmış)"genç yaşta ihtiyarlamış"bir görünüm sunuyordu.

Kendisi Dersimin-Ovacık İlçesi Birko köyünde dünyaya gelmişti.( Benden birkaç yaş küçük olmasına karşın,bebden yaşlı gözüküyordu.)Çakperi üzerinden ormana daldımı Mercanlara,Yasak mıntıkaya,Tornovaya, Pülümüre ve Vartiniğe uzanan muazam bir stratijik mevkidir,Birko köyü...Yoksuldur Birko köyünde yaşayanlar,emekçidir,onurludur,Dersim katliamından günümüze devlet onların gözünde katil ve soykırımcıdır. Bu sebeple olacakki, Kaypakkayacı bir geleneği bağrında taşımaktadır.Kaypakkaya ve yoldaşları ne zaman ayak bastılarsa Dersim toprağına Ovacığa Birkolularda top yökün devlete taşıdıkları kinle Kaypakkayacı oldular.Vaysel Uyar yoldaşta bu geleneğin doğumunda boy veren ,o dönemin yoksul , ezilen , ataları katledilen yüreği acılar dolu genç kuşağındadır. Veyseli burada bütünüyle anlatmam mümkün değil.Uzun yıllar Dersim'de,Erzincan 'da,Pülümür'de,Tercan'da,Çayırlı 'da,Kamah ve Kamaliye'de partifaliyeti yürüttü.Parti çalışması yürüttüğü her alanda sevilen ,güvenilen geleceğe yürümemizde kararlı ve tavizsizdi."Faşizmi yenmemiz için onunla savaşarak,savaşmayı öğrenmemiz  gerektiğini"hep söylerdi.

Erdoğan Tekin'de yaklaşık bu dönede  Pardi köyünde tanıdım. Oldukca genç,yakışıklı,bıyıkları yeni yeni terlemeye başlamıştı. Sürekli okuyan , öğrenen, araştıran kendini geliştiren, zorluklardan asla yakınmayan , zorlukları aşmak için kafa yoran bir yoldaşımızdı. liseli, ateşli bir gençlik militanımızdı. Parti çalışmasına profosyenel katılmak isteğini her zaman iletmiş ailesi İstanbula göç etmesine karşın , o İstanbula gitmeyi red ederek  Dersim'de  parti çalışmasına ve gerillaya aktif katılmayı seçmişti.Partinin aktif çalışanı ve aday üyesi kabul edildi.
Her iki yoldaşıda  yakın zamanda yazmaya başladığım 12 Eylül sonrası dönemi anlatan ikinci kitabım'da daha detaylıca anlatcağım. Burda,12 Eylül askeri faşist diktatörlüğün o döneme kadar tarihinde belkide en yoğun ve kapsamlı oparasyonunu olan 1981 dönemini bütün gerçekliğiyle anlatmaya çalışacağım. Çünkü , Dersim'de yürütülen faşist oparasyonlar bir günlük , bir aylık , üç aylık bir oparasyon değildi. Altı ayı,bir yılı kapsayan askeri faşist zulüm oparasyonuydu.Neler yaşandığını , neler çekildiğini  çok az insanımız dile getirmiştir.O dönem   Dersim'de ve dağda yaşananlar hala kapsamlı ve gerçekliğiyle yazılmamıştır.  Bu anlamda kısa bir anımı anlatarak Veysel ve Erdoğan Tekin yoldaşları  yad edeceğim:

12 Eylül 1981 yılı partimiz için hayati bir önem taşıyordu.Faşizmin en yoğun saldırıları altında partimiz ikinci konfaransını yapmıştı.Yeni bir dönemdi.Alınan kararlar doğrultusunda yeniden örgütsel yapılanma,gerilla güçlerimizi ona uygun şekillendirmemiz gerekiyordu . En üstten en alta parti güçlerini değerlendirilerek , yeni orgütsel  yapı oluşturuluyordu. Toparlanma,yürütülecek halk savaşında soluklanma,geri çekilme ve  , bu geri çekilmede konumlanma çok önemliydi.  Ufak tefek sağ ve sol homurdanmalar oluyordu . Esas olan ikinci konfaransın almış olduğu kararlardı. Bu doğrultuda çalışma yürütülüyordu.

12 Eylül 1980 itibarıyla çok yoğun faşist oparasyonlar sürmekteydi. Nisan ve mayıs ayında  faşist oparasyon Dersimin dört bir yanında artarak devam ediyordu. Biz oparasyonların fazla sürmeyeceğini , maksumum birkaç ay süreceğini hesaplarken,neredeyse süreklilik gösteren,durmak bilmeyen faşist oparasyonlar katliamlar yaparak devam ediyordu. Bizlerde oparasyonlara parelel tetbirler alıyorduk ama , fazla bir deneyim ve tecrübemiz yoktu. Gerillayı,savaşnayı,konumlanmayı,taktik taaruzları,stratijik duruşumuzu mücadele içerisinde düşe kalka, sınırlı imkanlarımızla öğreniyor,uyguluyorduk. Buna rağmen bizden katkat güçlü ve donanımlı olan faşist diktatörlüğe karşı dağlarda az bir güçle direniyor,savaşıyor,geleceğin umut tohumlarını ekiyorduk.

Dağlarda faşizme karşı direnişte kayıplarımız yok denecek kadar azdı. Partimiz yönetimi konfaransın almış olduğu kararlara uyuyor gözükmesine karşı, pratik yaşamda kendi kararlarına uymaması şehirlerde,metropol de ağır kayıplar almamıza yol açıyordu.Yönetici yoldaşların ezici çoğunluğu  buralarda yakalandı . Partinin belirlediği stratijik ve politik hatta çalışarak ana ve temel örgütlenmeye yüklenmediler. Böylece savunu ayrı,duruş ayrıydı.  Burda teoriyle pratik uygulamanın  uyumsuzluğu  açıkca görüldü. Kırları esas alacaksın , ama  başı düşmanın en güçlü olduğu şehirlerde konumlandıracaksın ! Özle sözün bir olmayışı bütün çalışmalarda yansıma buldu.Partimizin yenilgi almasına vesile oldular. Şehirlerde alınan darbe çözülmelerle  birlikte , oparasyonlar dağlara taşındı. Askeri faşist diktatörlüğün  sürekliliği devam eden oparasyonuna, çözülmelerde elde edilen bilgiler doğrultusunda daha yoğunluklu devam edildi.

Çok zor ve ağır dönemlerden geçiyorduk. Bir taraftan oparasyonları atlatmaya çalışıyor,diğer taraftanfaşizmin saldırılarına karşı direniyor,taktik tarruzlarla güçümüz oranında cevap vermeye çalışıyorduk. Ajitasyon , propagandaya yazılı  ağırlık veriyor , faşizmin top yökün saldırısına karşı , karşılık vererek mücadelemizi kalıcı kılmaya çalışıyorduk.Günlük ayrı yer ve mekanlarda konumlanarak faşizmin iz sürmesini engellemeye çalışıyorduk.  Faşizmin anlatılmaz ağır zulüm koşullarında birgün  Bezhat Firik yoldaşın (KareDeresi)köyüne oparasyon olduğu haberi geldi. Biz konumlandığımız alandan köyü görüyorduk.O dönem 60 binin üzerinde faşizmin militarist oparasyon gücü bulunmaktaydı. Parti askeri komitesinde bulunan Kokum yoldaşın yanına birkaç yoldaşı alarak çevreyi kolacan etmesini istenir.Yanına Erdoğan Tekin ve birkaç yoldaşıda alarak harekete geçer  ve  kısa zamanda geri gelirler ;"Bezhatın yakalandığını ,abisi Ali ekberle birlikte dereye indirildiğini, bölgede çok büyük çaplı oparasyonun sürdüğü" bilgisini verdiler.Uzaktan dürbünle  dereyi gözetlediğimizde , kulaksız Binbaşı'nın  Bezhat'a işkencesi yaptığını,yaptırdığını gördük.

Hemen devreye Kokum ve Erdoğan girerek ;"Daha ne bekliyoruz hemen saldıralım, gözümüzün önünde yoldaşımıza işkence yapılıyor,öldürecekler, Bezhat yoldaşı kurtarmalıyız, görüyorsunuz fazla bir faşist askeri güçte yok , biz onları yerle bir ederiz "sesler yükseldi. Diğer yoldaşların bir bölümüde aynı görüşte olduğunu söylediler. İlk etapta Kor Osman'da Kokumun "saldıralım"görüşüne katıldı. Ağırlık kazanan saldırı  planı yapılırken, Bezhat'ın bulunduğu derede duman ve alev  yükselmeye başladı. Dürbünle derede neler olduğunu gözeten yoldaş bir anda bağırarak Kor Osmanın yanına geldi,"Bezhat'ın yakıldığını,mutlaka saldırmamız ,Bezhatı kurtarmamız gerektiğini ",söyledi .Hepimiz saldırı için mevzilendik. Kor Osman birkaç yoldaşla çok kısa görüşma yaptıktan sonra,"saldırıyda hazır olun "talimatını verdi. Tekrar bir gurup yoldaşı etrafı gözetlemek yeni olağan birşeyin oluş almadığını tesbit etmek için gönderdi. Bu arada hangi birim nerde , nasıl mevzilenecek ve saldırıyı başlatacak konumlanmalar belirlendi. 

Çevreyi gözeten gurup geri döndüğünde har hallerinde belli oluyorduki,yeni gelişmeler oluyordu. Kor Osmanla kısa bir bilgi alışverişi sonrası,Kor Osmanın yüzünde ciddi bir değişiklik belirdi. Hemen diğer sorumlularıda çağırarak durum değerlendirmesi yapıldı. Karar vermek hem zor , hemde ağır bir sorumluluk gerektiriyordu. Kokum yoldaş , "ne pahsına olursa olsun saldırı yapmalıyız ,saldırı kararından vaz geçilmemesi gerektiği" üzerinde ısrar ediyordu. Kor Osman herşeyi iyi hesaplamalıydı,bu var olma veya toptan yok olmayıda beraberinde getirebilirdi. Duyguyla,öfkeyle hareket edilecekse bir anlık duygumuzla düşmana saldırabilirdik. O saldırı eyleminde başarılı çıkmamız zor olsada,zaferde elde etmiş olabilirdik. Tersine hiçbir başarı ve düşmana kayıp verdirmeden telafisi mümkün olmayan ağır bir yenilgide alabilirdik. Düşman bizim yerimizitesbite ve toplu imha etmek için Bezhat yoldaşı ateşlere atarak yakıyordu,gözlerini dağlıyordu. Bezhat'tan gerillanın kaldığı sığınak ve alan isteniyordu. Bunu bilen Bezhat ateşlere atılmayı,gözlerinin dağlanmasını, öldürülmeyi göze alıyor , yerini bildiği yoldaşlarının söylemiyordu. Çılgına dönen eli kanlı faşist Binbaşı  Bezhat yoldaşı katlediyordu.

Bütün bu gelişmeleri hesaba katan Kor Osman gözlerinin önünde yaşanan bu katliamın acısını yoldaşlarına seslenerek"yüreklerine gömmelerini,saldırı kararından vazgeçildiğini açıklar. Otuz'a yakın gerillanın hepsi üzgün , sessiz ve şaşkındır. Kor Osman saldırıyı durdurma gerekçelerini açıklar , çoğunluk  ikna olur. Buna rağmen Kokum yoldaş "saldırı" kararında ısrar eder ,"saldırı kararından vazgeçmenin oportünistlik" olduğunda ısrar eder,"karara uymayacağını" açıklar.Kokumun itirazına Erdoğan ve birkaç yoldaş daha katılırlar.. Sert süren tartışma disipline uyma kararıyla son bulur.Ama Kokum yoldaş ,bir haftaya takın kimseyle konuşmaz,Kor Osmana küser...
Burada yaşadığımız bu olay, yaşayanlarca unutulmaz bir tranvaydır bizde.Hala yaşadığımız bu acılarla hesaplaşmak istiyorsak,doğruluğunu ve yanlışlığını sorgulamaya çalışıyorsak en insani değerleri yüreğimizde taşıdığımızdandır.

Aradan çok zaman geçmeden,sınıf mücadelesi derlenip toparlanmamızı emrediyordu. Bu süre içerisinde partimiz ağır darbeler almıştı. Dağda ise gerilla tektük kayıplar hariç ana gövdesini,güçünü korumaktaydı. Faşizmin bir yılı aşkın süren oparasyonları kırda esasta boşa çıkarılmıştı. Süleyman yoldaş katledilmişti. Faşizmin saldırılarını teşir eden ajitasyon , propaganda çalışmaları moralimiz açısından olmazsa olmazdı. Bezhat ve Süleyman yoldaşların katlini teşhir eden bildirileri dağıtmak, partimizin bağlantıların yeniden sağlamak için  Kokum ve Erdoğan yoldaşlar görevlendirilmişti. Gittikleri köylerde kalmamaları gerekirken ,"birşey olmaz,bir akşam kalmaktan"mantığıyla ,5 Aralık  akşamı Hülükuşağı köyünde konaklarlar.Yapılan ihbar sonucu ,Hülük uşağı'na faşizmin ordusu baskın düzenler. Hülük uşağına girişte ikinci evde konaklarlar. Köy sarılır , oparasyo u fark eden Kokum ve Erdoğan yoldaşlar faşizmin ordusuyla geleneğimizde  bize miras olan nasıl savaşılırsa  öyle bir mevzilenme savunma hazırlığı yaparak  beklemeye koyulurlar . Oparasyonu yöneten başçavuş ve beraberindekiler yoldaşların bulunduğu eve baskın düzenlerler. Ancak beklemedikleri bir  gerilla direnişiyle karşılaşırlar. İlk etapta Başçavuş ve bir asker saf dışı kalır . Durmaksızın harekete geçen Kokum ve Erdoğan yoldaşlar çatışarak çemberi yararlar. Kendilerinden yüz kat bir güce sahip olan faşizm çil yavrusu gibi dağılır . Parti ve devrim marşları söyleyerek çatışmayı sürdüren ve çember dışına çıkan yoldaşlardan ilk vurulan Erdoğan yoldaş olur, sırtından aldığı kurşunlarla devrim kervanına katıldı. Kokum yoldaş durmaksızın çatışmayı sürdürür . Elindeki G 1 silahının kabzası kurşun alarak darbelenir işlevsiz hale gelir . Bunu gören faşizmin  ordusu yoldaşımızın yanına yaklaşamasada,uzaktan yüzlerce,binlerce mermi sıkarak yoldaşımız KOKUM'U KATLEDERLER..

Derler ya, acı haber tez ulaşırmış , aynı gün yoldaşlarımızın çatışarak devrim kervanına katıldıklarını öğrenmiş olduk. Bulunduğumuz alanda harekete geçilerek tedbirler alınmaya çalışıldı. Üzgündük,öfkeli ve sitemkardık.Çünkü, bir yılı aşkın zaman devam eden askeri faşist oparasyonlarda hatırı sayılır  bir darbe almamıştık .Oparasyonlar bitmişti tamda yeniden toparlanacağımız bir zamanda ihmalkarlık ve düşmanı küçümsediğimizden dolayı darbe alıyorduk . Bizi yaralayan, üzende böylesi aci kayıplar vermemizdi.Düşmanı hiçbir zaman küçümsemeyeceksin,ona uygun tedbir ve güvenliğini alacaksın, bu her zaman taktik olarak akılda tutmamız gereken bir ilkedir. Faşizmi yenmenin yolu uzun soluklu yol olduğu bilinciyle hareket ederek hatalardan ders çıkarılacaktı. Hülükuşağında Askeri faşist diktatörlüğe karşı silah elde savaşarak toprağa düşenler onurumuzdur.Bağımsızlık,özgürlük,ve komünizm için şehit düşenler  mücadelemizde yaşıyacak ve unutulmayacaklardır.
 
      Hasan Aksu 

50905

"Tarihte kalmış bir savaştan notlar ve dersler"*

1973'de Amerikan askerleri Vietnam'dan çekilirken, New York Times gazetesinin hükümete yakın yazarlarından Sulzberger şunları yazıyordu:" Birleşik Devletler savaşın kaybeden tarafı olarak görünüyor. Tarih kitapları bunu böyle yazmak zorunda… Biz savaşı Mekong Vadisi'nde (Vietnam'da) değil, Mississippi Vadisi'nde (Amerika'da) kaybettik. Birbiri ardından gelen Amerikan yönetimleri, ülke içindeki halktan asla kitlesel destek görmedi."

Tatava yapma, bas geç

Gündemle ilgili yazmak bana göre değil.

Aklım sırrım almıyor.

Delirecem.

Seçimler 30 Martta.

31 Mart ve ardında bazıları seçimlerde uğradığı hezeyanla  ... 

Seçimlere, örgütlenmeye .... yönelik iflah olmayan proletarya köylünün haline karşı kolektiflere sokağın, mücadelenin ve kavganın yıkıcı gücünü ( Bolşevikliği ) tavsiye ediyor. 

Kimileri de, Yetmez ama evetçilerin gezideki adı: Tatava yapma, bas geçciler, diyi veriyor.

Ve daha nice şeyler.

Ya kardeşim: Durun, hele.

Sizler  ne yazdığınızın farkında mısın ?

“İnsanlık için komünizmden başka yol var mı?” derdi o...

“İçinde bir tutam delilik olmayan hayat eksik bir hayattır.”[1]

Ataol Behramoğlu’nun, “… insan olmak/ çoğalabilmektir başkalarıyla/ İnsansın, birinin canı yanıyorken/ senin de canın yanıyorsa,” dizelerini anımsatan bir devrimci ruh daha ayrıldı aramızdan... Çocuksu, coşkulu, insan gibi insandı... 

Gerçek şudur ki Onun ölümüne inanmak zor, O az sonra kapımızı çalabilir…

Kolay mı? Can Yücel’in, “Bana Bir Varmış de!/ Bir Varmış Bir Yokmuş deme!/ İçime dokunuyor” şiirinin “Bir Varmış de” bölümünü gerçek kılmışlardandır Tuncel Kurtiz... 

TKP/ML- TİKKO Gerillalarından Bombalı Pankart

Yerel  kaynaklardan  öğrendiğimiz  bilgilere göre,  10 Nisan2014 günü TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillaları Ovacık’ta yol kapatma eylemi yaparak bombalı pankart astı.

Değişimlere Direnen İdeal İnadımı

Aradan otuz yıl geçmişti, ben daha ülkedeyken tanıdığım kadim bir dost diye bildiğim Hasan’a misafirliğe gitmiştim. Hal hatır faslından sonra kardeşi olan Hüseyin’in durumunu sormuştum. Aldığım cevap ise, ‘’Annesi ve babası bir olan bir ilişki içinde değiliz maalesef’’ olmuştu.

Çocukluğumdan beri anne ve babası bir diye bildiğim bu kadim dostumun söyledikleri kafamı epey karıştırmasına yetmişti bile. Hasan bana dönerek ‘’Yok yok zannettiğin gibi değil ya da düşündüğün anlamda baba veya annemiz bir değil anlamında söylemedim’’ diye tekrar aynı vurguyu yapmıştı.

Eleştirinin sefaleti

Halkın Günlüğü gazetesinin 16–28 Şubat 2014 tarihli 77 sayısında “Eleştirinin Eleştirisi!” başlıklı bir yazı yayımlandı.

Munzur’dan İstanbul'a Yaralı Kartal: Ali Uçar!

Yıl 1974 Haziran’ıydı. Seni İstanbul- Kazlıçeşme’de tanıdım. Daha çok gençtin, 16 yaşındaydın. Dersim-Ovacik Cakperi köyünde yoksul ama Munzur suyu kadar temiz bir Anne-Baba'dan gelmeydin. Okullar yaz tatiline girmiş sen ve abin Musa Uçar okul paranızı ve ailenize maddi yardımda bulunmak için Kazlıçeşme deri fabrikalarında çalışacaktınız. Okullar açıldığında ise geri Dersim’e dönerek eğitiminizi sürdürecektiniz. Ama öyle olmadı. Partimizle tanıştın. Eğitimini yarıda bıraktın. Zeytinburnu’nda işçi sınıfı içerisinde örgütlendin, örgütledin.

Sürecin hasasiyetine hasasiyetle cevap vermek gerekiyor

Yaklaşık 30 yıldan beridir Kürt halkının ulusal demokratik taleplerinin seslendirilmesini üstlenerek öncülük eden Kürt siyasal hareketin siyasal konumunda olan siyasal güçleri, son barış sürecinin heyecanıyla atağa kalktıklarından beri, ağızlarından hiç düşürmedikleri süreç ve bu sürecin ortaya koyduğu ‘’süreç çok hassastır’’ söylemidir. 

Yaşamı degistirmek için tüm renkleriyle örgütlenmek[1]

“İnsan, uğrunda ölümü göze alabileceği bir şey bulmadığı müddetçe insan değildir.”[2]

Yaşamı, tüm renkleriyle, hep beraber, “11 Tez”in ısrarlı yaratıcı/ yıkıcılığıyla birlikte, el ele, omuz omuza örgütlemek insan olmanın ve kalmanın “olmazsa olmazı” olsa da, sürdürülemez kapitalizmin yıkım ve yoksulluk dünyasında hiç de kolay değildir…

KAPİTALİST VAHŞET

Seçim mi Devrim mi ?


Bu coğrafyada halklar düzenin yüz yıldır sahnelediği seçim oyununa katılmakla baltayı bilinçsizce hep kendi ayaklarına indirdiler. Bu 30 Mart yerel seçiminde de halk diğer seçimlerde olduğu gibi yine kendisine biçilen militan figüranlık rolünü oynadı. Yorucu bir seçim kampanyasını sırtlayarak Meclis partilerine pek çok belediye başkanlığı ve il meclis üyelikleri kazandırdı.

Sokaklar babam kokuyordu

Babamı hiç tanımadım, kokusunu da bilmem. Kulaklarımda çınlayan ne bir sesi ne de duvarımızda asılı bir resmi vardı. Olsaydı hep bakardım… Tam beş yaşındaydım. Bunların yokluğuyla bir gün sordum anneme. “Beni kaçırdı, köyden alıp getirdi buralara. Gerçi İzmir çok güzel ama…” dedi. Sustu, gözlerini tavana dikti, sonra da, “Benim için çoktan öldü baban,” dedi. ‘Benim için neden ölmedi?’ diye geçirdim aklımdan, hayıflandım. Biraz da gönül koydum. Babasızlık çok zormuş, insan büyüdükçe bunu daha iyi anlıyor. Örneğin sokaklarda hiç kavga etmedim, kavgadan kaçtım hep.

Sayfalar