Dağları mesken tutan ;"Bir çift yürek"Veysel Uyar , Erdogan Tekin ölümsüzdür .
Ne zamanki, yaz mevsimi yeni bir iklime evrilir güz ayları başlar , masallarda , romanlarda derler ya "Uçsuz bucaksız dağların doruklarında beyaz-bembeyaz karlar belirirmiş". Munzur dağlarıda her Sonbaharın ortalarında bir genç kadının gelinlik giymesi gibi, beyaz karlarla süslenir,bizse Munzur dağlarının o heybetli duruşuna mest olur,gözlerimizi ayıramazdık, gördüğümüz harika doğal manzara karşısında.Munzur dağları gerillanın gönlünü çaldığını bilircesine gülüçükler gönderirdi bizlere... Ovacığın düz yemyeşil ovasına kar düşünce bambaşka bir doğa güzelliği ortaya çıkardı. Geçit vermez ormanları , beyaz karla sevişircesine buluşunca bambaşka bir doğa güzelliği insanın ruhuna hükmeder oluyordu.
Hele birde karakışın dondurucu,yakıcı soğuklarında insanın ruhunu ısıtan Munzur suyunun kural tanımaz meydan okuyan suyundan bir avuç yudumlamakta düşünce bizlere,kendini huzur içinde bulmaktan başka birşey kalmıyordu. İnsanın doğaya hükmetmediği ,tertemiz havasını kirletemediği Ovacık ovasında , Munzur dağlarının karla örtülü görkemli yüzünü seyre dalmak ne haz verirdi gerillaya.
Kokum ve Erdoğan yoldaşlar birlikte olduğumuz çok zaman bağdaş kurup gözlerini Munzura çevirip seyre dalarlardı. Bizse, onların bu sevda dolu , kararlı ve geleceğe umut taşıyan bakışlarını gıptayla izlerdik.Ardından silahlar çatılır,çay demlenir,kahkahalar atılarak türküler söylenirdi.Dersimin kış'ı serttir ama,Ovacığın kışı dahada sert ve yakıcıdır.Munzur dağları bembeyaz karla üstünü örterek kış uykusuna yattığında kendinden emindir.Metrelerce yağan karıyla sevgiliye sarılır gibi sarılır,sevda taşır.Anlatılmaz aşk yaşar mevsimiyle. Bilinmez denir ama,bu sebeble kimselere aman tanımaz, geçit vermez.Doğanın kendi doğal seyrinde taşıdığı bütün çelişkileri,çatışmaları,yakıcı,yıkıcı ve sonra durgunlaşarak,hafiften yüzü okşayan esintisiyle yeni bir güne , güneşe ve yaşama günaydın der, Ovacığın Munzur dağları...
Munzurun suyuda , dağlarıda görkemiyle, ürkütücülüğü olduğu kadar güzel muhteşem görünüşüyle,insana güven ve huzur vermektedir Gün doğumundan, gün batımına doğada yaşanan yeni güne gebe uzlaşmaz çelişkiler birbiriyle vuruşur , şidetli alt üst oluşlar,şiddetli patlamalar görülür,bir çelişki biter, yeninilenir ve yerini başka bir doğal çelişkiye bırakır.Tipisi,boranı,karı,dolusu,ayazı ve dondurucu,olurken buz kesen vede dehşeti andıran çığ düşmeleri ürkütücü ,korkunç bir gürültüyle sanki deprem oluyor hissi yaratır insanda. Doğanın kendi içerisinde bu çelişkili vede şiddetli savaşımı yerini başka bir Bahar iklimine gebe bırakır. Metrelerce karın altında yaşanan ağır sancılı geçişin sonucu yeni bir hayat filizlenir, yeni bir hayat başlar.
Böylece, Munzur dağları bir şekilde Baharda yağan yağmurla, esen rüzgarıyla,ötüşen kuşlarıyla kış uykusundan uyanır.Envay türlü şifali bitkileri bütün canlılara uzun yaşamaları için çömertce sunar.Kengeri,Eşkını, Sarmısağı, Kuşu,Kurdu,Ayısı Domuzu, Geyik'lerin inanılmaz türleri,Şahin'i, Kartalı,Atmacası,Tilkisi,Tavşanı,Mantar çeşitleri , saymakla bitmeyen doğal harika güzellikleri ve dehşet veren ,insanı heyecana sürükleyen geçit vermez vadileriyle masallar ülkesinde yaşarsın. Lakin, gerilanın yaşadığı ne bir masal ,nede bir hayal ürünü hikayedir. Gördüğünü olduğu gibi anlatmak, yaşadıkları gerçekleri kaleme dökmektir. Bu manada , gerillanın doğduğu yer hariç , yerleşik bir toprağı, mekanı yoktur,gezgindir. Nerede ne zaman mesken tutacağı bilinmez. Birgün derin bir Orman da, birgün bir sığınakta,diğer gün bir mağarada ertesi gün bir yerleşim birimi köyde,diğer gün şehirde , bir bakmışsın geçit vermez bir vadide konaklamıştır. Gerillanın sabit bir mekanı olmaz,her zaman hareket halindedir. Olağanüstü hareketlidir,düşman gerilla mevzilerini bilmez ve bulamaz. Gerilla düşmanın bütün yerleşik mevzilerini bilir, ona göre tetbirini alır , mevzi tutar.
Nerede doğduğun önemli değildi, nerelerde neleri,nasıl yaşadığın belirleyici oluyordu!Eğerki , doğduğun topraklarda sana özgürce yaşama hakkı tanınmamışsa,baskı , zulüm görmüşsen,katledilmişsen ve diyar diyar sürülmüşsen,hala yüreğinin derinliklerinde bu acıyla yaşıyorsan gözlwrde okunan öfkeye söylenecek söz kalmaz. Bu sebeple sizleri olduğu gibi anlatmakta zorlanıyorum. Olsun , acılarınızı, acılara karşı direnişinizi,önü alınmaz özgürlük tutkunuzu yüreğimde birleştirerek sizleri anlatacağım. Çünkü ,sizler bizim yaşadığımız uğruna herşeyimizi verdiğimiz tarihimizin insanlığa ışık tutan bir parcasınız...
Ben 1978 de anlatımlarda,konuşmalarda duyduğum harikalar diyarına gittim.Her insanın hayalinde görmek , yaşamak, faşizme karşı mücadelede dağları mesken tutmak isteyen insanlardan biriyim. Bir çift yürekten biri olan ve uzun yıllar birlikte mücadele yürüteceğim Veysel Uyar'la 1978 in Güzü Zemperiye devirdiği bir dönemde tanıştım. Bu benimde dağları mesken tutuşumun ilk zamanlarıydı.Orhan Bakır ,Peyğamber,Mazlum(H.S),Çilli(Z.DÇ) ve Kor Osman partinin ABK' sında yer alıyordu. Bölgede askeri çalışma merkezi parelellik içerisindeki yürütülmekteydi.İlk toplantımız ertesinde, Kokum(Veysel Uyar)yoldaşı, Kor Osmana gerilla örgütlenmesinde parti çalışması yapabilecek kadro olarak verdiler. İlk kez Kokumla tanışıyordum. Tanışmamız yoldaş sıcaklığıyla sımsıkı birbirimize sarılmamız,tekrar sımsıkı sarılıp birbirimizi öpmemiz, tokalaşan ellerimizin birbirini bırakmazca kalakalması nasıl bir bağlılık duyggusu içerisinde olduğumuzu göstermekteydi.Benim onu süzdüğüm kadarda oda beni süzüyordu. Kendine özgüveni her davranışında belli olmasına karşın,ilk görünüşte çelimsiz,zayıf , avutları birbirine girmiş , dişleri dökük(aslındadüşmüş veya kırılmış)"genç yaşta ihtiyarlamış"bir görünüm sunuyordu.
Kendisi Dersimin-Ovacık İlçesi Birko köyünde dünyaya gelmişti.( Benden birkaç yaş küçük olmasına karşın,bebden yaşlı gözüküyordu.)Çakperi üzerinden ormana daldımı Mercanlara,Yasak mıntıkaya,Tornovaya, Pülümüre ve Vartiniğe uzanan muazam bir stratijik mevkidir,Birko köyü...Yoksuldur Birko köyünde yaşayanlar,emekçidir,onurludur,Dersim katliamından günümüze devlet onların gözünde katil ve soykırımcıdır. Bu sebeple olacakki, Kaypakkayacı bir geleneği bağrında taşımaktadır.Kaypakkaya ve yoldaşları ne zaman ayak bastılarsa Dersim toprağına Ovacığa Birkolularda top yökün devlete taşıdıkları kinle Kaypakkayacı oldular.Vaysel Uyar yoldaşta bu geleneğin doğumunda boy veren ,o dönemin yoksul , ezilen , ataları katledilen yüreği acılar dolu genç kuşağındadır. Veyseli burada bütünüyle anlatmam mümkün değil.Uzun yıllar Dersim'de,Erzincan 'da,Pülümür'de,Tercan'da,Çayırlı 'da,Kamah ve Kamaliye'de partifaliyeti yürüttü.Parti çalışması yürüttüğü her alanda sevilen ,güvenilen geleceğe yürümemizde kararlı ve tavizsizdi."Faşizmi yenmemiz için onunla savaşarak,savaşmayı öğrenmemiz gerektiğini"hep söylerdi.
Erdoğan Tekin'de yaklaşık bu dönede Pardi köyünde tanıdım. Oldukca genç,yakışıklı,bıyıkları yeni yeni terlemeye başlamıştı. Sürekli okuyan , öğrenen, araştıran kendini geliştiren, zorluklardan asla yakınmayan , zorlukları aşmak için kafa yoran bir yoldaşımızdı. liseli, ateşli bir gençlik militanımızdı. Parti çalışmasına profosyenel katılmak isteğini her zaman iletmiş ailesi İstanbula göç etmesine karşın , o İstanbula gitmeyi red ederek Dersim'de parti çalışmasına ve gerillaya aktif katılmayı seçmişti.Partinin aktif çalışanı ve aday üyesi kabul edildi.
Her iki yoldaşıda yakın zamanda yazmaya başladığım 12 Eylül sonrası dönemi anlatan ikinci kitabım'da daha detaylıca anlatcağım. Burda,12 Eylül askeri faşist diktatörlüğün o döneme kadar tarihinde belkide en yoğun ve kapsamlı oparasyonunu olan 1981 dönemini bütün gerçekliğiyle anlatmaya çalışacağım. Çünkü , Dersim'de yürütülen faşist oparasyonlar bir günlük , bir aylık , üç aylık bir oparasyon değildi. Altı ayı,bir yılı kapsayan askeri faşist zulüm oparasyonuydu.Neler yaşandığını , neler çekildiğini çok az insanımız dile getirmiştir.O dönem Dersim'de ve dağda yaşananlar hala kapsamlı ve gerçekliğiyle yazılmamıştır. Bu anlamda kısa bir anımı anlatarak Veysel ve Erdoğan Tekin yoldaşları yad edeceğim:
12 Eylül 1981 yılı partimiz için hayati bir önem taşıyordu.Faşizmin en yoğun saldırıları altında partimiz ikinci konfaransını yapmıştı.Yeni bir dönemdi.Alınan kararlar doğrultusunda yeniden örgütsel yapılanma,gerilla güçlerimizi ona uygun şekillendirmemiz gerekiyordu . En üstten en alta parti güçlerini değerlendirilerek , yeni orgütsel yapı oluşturuluyordu. Toparlanma,yürütülecek halk savaşında soluklanma,geri çekilme ve , bu geri çekilmede konumlanma çok önemliydi. Ufak tefek sağ ve sol homurdanmalar oluyordu . Esas olan ikinci konfaransın almış olduğu kararlardı. Bu doğrultuda çalışma yürütülüyordu.
12 Eylül 1980 itibarıyla çok yoğun faşist oparasyonlar sürmekteydi. Nisan ve mayıs ayında faşist oparasyon Dersimin dört bir yanında artarak devam ediyordu. Biz oparasyonların fazla sürmeyeceğini , maksumum birkaç ay süreceğini hesaplarken,neredeyse süreklilik gösteren,durmak bilmeyen faşist oparasyonlar katliamlar yaparak devam ediyordu. Bizlerde oparasyonlara parelel tetbirler alıyorduk ama , fazla bir deneyim ve tecrübemiz yoktu. Gerillayı,savaşnayı,konumlanmayı,taktik taaruzları,stratijik duruşumuzu mücadele içerisinde düşe kalka, sınırlı imkanlarımızla öğreniyor,uyguluyorduk. Buna rağmen bizden katkat güçlü ve donanımlı olan faşist diktatörlüğe karşı dağlarda az bir güçle direniyor,savaşıyor,geleceğin umut tohumlarını ekiyorduk.
Dağlarda faşizme karşı direnişte kayıplarımız yok denecek kadar azdı. Partimiz yönetimi konfaransın almış olduğu kararlara uyuyor gözükmesine karşı, pratik yaşamda kendi kararlarına uymaması şehirlerde,metropol de ağır kayıplar almamıza yol açıyordu.Yönetici yoldaşların ezici çoğunluğu buralarda yakalandı . Partinin belirlediği stratijik ve politik hatta çalışarak ana ve temel örgütlenmeye yüklenmediler. Böylece savunu ayrı,duruş ayrıydı. Burda teoriyle pratik uygulamanın uyumsuzluğu açıkca görüldü. Kırları esas alacaksın , ama başı düşmanın en güçlü olduğu şehirlerde konumlandıracaksın ! Özle sözün bir olmayışı bütün çalışmalarda yansıma buldu.Partimizin yenilgi almasına vesile oldular. Şehirlerde alınan darbe çözülmelerle birlikte , oparasyonlar dağlara taşındı. Askeri faşist diktatörlüğün sürekliliği devam eden oparasyonuna, çözülmelerde elde edilen bilgiler doğrultusunda daha yoğunluklu devam edildi.
Çok zor ve ağır dönemlerden geçiyorduk. Bir taraftan oparasyonları atlatmaya çalışıyor,diğer taraftanfaşizmin saldırılarına karşı direniyor,taktik tarruzlarla güçümüz oranında cevap vermeye çalışıyorduk. Ajitasyon , propagandaya yazılı ağırlık veriyor , faşizmin top yökün saldırısına karşı , karşılık vererek mücadelemizi kalıcı kılmaya çalışıyorduk.Günlük ayrı yer ve mekanlarda konumlanarak faşizmin iz sürmesini engellemeye çalışıyorduk. Faşizmin anlatılmaz ağır zulüm koşullarında birgün Bezhat Firik yoldaşın (KareDeresi)köyüne oparasyon olduğu haberi geldi. Biz konumlandığımız alandan köyü görüyorduk.O dönem 60 binin üzerinde faşizmin militarist oparasyon gücü bulunmaktaydı. Parti askeri komitesinde bulunan Kokum yoldaşın yanına birkaç yoldaşı alarak çevreyi kolacan etmesini istenir.Yanına Erdoğan Tekin ve birkaç yoldaşıda alarak harekete geçer ve kısa zamanda geri gelirler ;"Bezhatın yakalandığını ,abisi Ali ekberle birlikte dereye indirildiğini, bölgede çok büyük çaplı oparasyonun sürdüğü" bilgisini verdiler.Uzaktan dürbünle dereyi gözetlediğimizde , kulaksız Binbaşı'nın Bezhat'a işkencesi yaptığını,yaptırdığını gördük.
Hemen devreye Kokum ve Erdoğan girerek ;"Daha ne bekliyoruz hemen saldıralım, gözümüzün önünde yoldaşımıza işkence yapılıyor,öldürecekler, Bezhat yoldaşı kurtarmalıyız, görüyorsunuz fazla bir faşist askeri güçte yok , biz onları yerle bir ederiz "sesler yükseldi. Diğer yoldaşların bir bölümüde aynı görüşte olduğunu söylediler. İlk etapta Kor Osman'da Kokumun "saldıralım"görüşüne katıldı. Ağırlık kazanan saldırı planı yapılırken, Bezhat'ın bulunduğu derede duman ve alev yükselmeye başladı. Dürbünle derede neler olduğunu gözeten yoldaş bir anda bağırarak Kor Osmanın yanına geldi,"Bezhat'ın yakıldığını,mutlaka saldırmamız ,Bezhatı kurtarmamız gerektiğini ",söyledi .Hepimiz saldırı için mevzilendik. Kor Osman birkaç yoldaşla çok kısa görüşma yaptıktan sonra,"saldırıyda hazır olun "talimatını verdi. Tekrar bir gurup yoldaşı etrafı gözetlemek yeni olağan birşeyin oluş almadığını tesbit etmek için gönderdi. Bu arada hangi birim nerde , nasıl mevzilenecek ve saldırıyı başlatacak konumlanmalar belirlendi.
Çevreyi gözeten gurup geri döndüğünde har hallerinde belli oluyorduki,yeni gelişmeler oluyordu. Kor Osmanla kısa bir bilgi alışverişi sonrası,Kor Osmanın yüzünde ciddi bir değişiklik belirdi. Hemen diğer sorumlularıda çağırarak durum değerlendirmesi yapıldı. Karar vermek hem zor , hemde ağır bir sorumluluk gerektiriyordu. Kokum yoldaş , "ne pahsına olursa olsun saldırı yapmalıyız ,saldırı kararından vaz geçilmemesi gerektiği" üzerinde ısrar ediyordu. Kor Osman herşeyi iyi hesaplamalıydı,bu var olma veya toptan yok olmayıda beraberinde getirebilirdi. Duyguyla,öfkeyle hareket edilecekse bir anlık duygumuzla düşmana saldırabilirdik. O saldırı eyleminde başarılı çıkmamız zor olsada,zaferde elde etmiş olabilirdik. Tersine hiçbir başarı ve düşmana kayıp verdirmeden telafisi mümkün olmayan ağır bir yenilgide alabilirdik. Düşman bizim yerimizitesbite ve toplu imha etmek için Bezhat yoldaşı ateşlere atarak yakıyordu,gözlerini dağlıyordu. Bezhat'tan gerillanın kaldığı sığınak ve alan isteniyordu. Bunu bilen Bezhat ateşlere atılmayı,gözlerinin dağlanmasını, öldürülmeyi göze alıyor , yerini bildiği yoldaşlarının söylemiyordu. Çılgına dönen eli kanlı faşist Binbaşı Bezhat yoldaşı katlediyordu.
Bütün bu gelişmeleri hesaba katan Kor Osman gözlerinin önünde yaşanan bu katliamın acısını yoldaşlarına seslenerek"yüreklerine gömmelerini,saldırı kararından vazgeçildiğini açıklar. Otuz'a yakın gerillanın hepsi üzgün , sessiz ve şaşkındır. Kor Osman saldırıyı durdurma gerekçelerini açıklar , çoğunluk ikna olur. Buna rağmen Kokum yoldaş "saldırı" kararında ısrar eder ,"saldırı kararından vazgeçmenin oportünistlik" olduğunda ısrar eder,"karara uymayacağını" açıklar.Kokumun itirazına Erdoğan ve birkaç yoldaş daha katılırlar.. Sert süren tartışma disipline uyma kararıyla son bulur.Ama Kokum yoldaş ,bir haftaya takın kimseyle konuşmaz,Kor Osmana küser...
Burada yaşadığımız bu olay, yaşayanlarca unutulmaz bir tranvaydır bizde.Hala yaşadığımız bu acılarla hesaplaşmak istiyorsak,doğruluğunu ve yanlışlığını sorgulamaya çalışıyorsak en insani değerleri yüreğimizde taşıdığımızdandır.
Aradan çok zaman geçmeden,sınıf mücadelesi derlenip toparlanmamızı emrediyordu. Bu süre içerisinde partimiz ağır darbeler almıştı. Dağda ise gerilla tektük kayıplar hariç ana gövdesini,güçünü korumaktaydı. Faşizmin bir yılı aşkın süren oparasyonları kırda esasta boşa çıkarılmıştı. Süleyman yoldaş katledilmişti. Faşizmin saldırılarını teşir eden ajitasyon , propaganda çalışmaları moralimiz açısından olmazsa olmazdı. Bezhat ve Süleyman yoldaşların katlini teşhir eden bildirileri dağıtmak, partimizin bağlantıların yeniden sağlamak için Kokum ve Erdoğan yoldaşlar görevlendirilmişti. Gittikleri köylerde kalmamaları gerekirken ,"birşey olmaz,bir akşam kalmaktan"mantığıyla ,5 Aralık akşamı Hülükuşağı köyünde konaklarlar.Yapılan ihbar sonucu ,Hülük uşağı'na faşizmin ordusu baskın düzenler. Hülük uşağına girişte ikinci evde konaklarlar. Köy sarılır , oparasyo u fark eden Kokum ve Erdoğan yoldaşlar faşizmin ordusuyla geleneğimizde bize miras olan nasıl savaşılırsa öyle bir mevzilenme savunma hazırlığı yaparak beklemeye koyulurlar . Oparasyonu yöneten başçavuş ve beraberindekiler yoldaşların bulunduğu eve baskın düzenlerler. Ancak beklemedikleri bir gerilla direnişiyle karşılaşırlar. İlk etapta Başçavuş ve bir asker saf dışı kalır . Durmaksızın harekete geçen Kokum ve Erdoğan yoldaşlar çatışarak çemberi yararlar. Kendilerinden yüz kat bir güce sahip olan faşizm çil yavrusu gibi dağılır . Parti ve devrim marşları söyleyerek çatışmayı sürdüren ve çember dışına çıkan yoldaşlardan ilk vurulan Erdoğan yoldaş olur, sırtından aldığı kurşunlarla devrim kervanına katıldı. Kokum yoldaş durmaksızın çatışmayı sürdürür . Elindeki G 1 silahının kabzası kurşun alarak darbelenir işlevsiz hale gelir . Bunu gören faşizmin ordusu yoldaşımızın yanına yaklaşamasada,uzaktan yüzlerce,binlerce mermi sıkarak yoldaşımız KOKUM'U KATLEDERLER..
Derler ya, acı haber tez ulaşırmış , aynı gün yoldaşlarımızın çatışarak devrim kervanına katıldıklarını öğrenmiş olduk. Bulunduğumuz alanda harekete geçilerek tedbirler alınmaya çalışıldı. Üzgündük,öfkeli ve sitemkardık.Çünkü, bir yılı aşkın zaman devam eden askeri faşist oparasyonlarda hatırı sayılır bir darbe almamıştık .Oparasyonlar bitmişti tamda yeniden toparlanacağımız bir zamanda ihmalkarlık ve düşmanı küçümsediğimizden dolayı darbe alıyorduk . Bizi yaralayan, üzende böylesi aci kayıplar vermemizdi.Düşmanı hiçbir zaman küçümsemeyeceksin,ona uygun tedbir ve güvenliğini alacaksın, bu her zaman taktik olarak akılda tutmamız gereken bir ilkedir. Faşizmi yenmenin yolu uzun soluklu yol olduğu bilinciyle hareket ederek hatalardan ders çıkarılacaktı. Hülükuşağında Askeri faşist diktatörlüğe karşı silah elde savaşarak toprağa düşenler onurumuzdur.Bağımsızlık,özgürlük,ve komünizm için şehit düşenler mücadelemizde yaşıyacak ve unutulmayacaklardır.
Hasan Aksu
Son Haberler
Sayfalar
Dağlar Erirse / Zevebân…(1)
“Ben şiir yazıyorum.Kedi uyukluyor Güneş sıcak.Çok şükür yaşıyoruz.Suyun şavkı vuruyor bize Çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze...”[2]
Evli kal, Evli değilmişcesine yaşa ( Satirik )
Maoizmin, Leninizmin, Checiliğin... Türkiye' deki temsilcileri Deniz' in, Mahir' in, İbrahim Kaypakkaya' nında süre gelenleri sosyalist proletarya köylülerle sohbet.
Herkesin dört büyük takımlı, dört büyük partili... doğduğu bu memlekette nasıl örgütleneceğine, örgütlü yaşanılacağına.... dahil tereciye tere satacak halim yok .
Yaşamak bir sanattır.
Helede ki Stalin' in resmini taşırken sizi alkışlayan, Stalin' nin ( yeni - eski ) demokratik halk devrimlerine yönelik eleştirilerinin doğruluğuna inanıyorum deyince de.......
Kan damlıyor bayrağınızdan…
O bayrağın altında Ermeni, Rum, Laz, Süryani, Kürt, Alevi halkından milyonlarca insanın kanına girildi. O bayrağın altında içlerinde Türk etnik kimliğinden sosyalistlerin de olduğu yüzbinlerce devrimciye işkence yapıldı… Hapishanelerde, sokaklarında, köylerinde, evlerinde cinayetler işlendi bu toprakların, o bayrak altında.
İşkenceci ve katillerin hepsi o bayrak altında yemin etmediler mi?
O bayrak altında astınız Denizleri…
O bayrak altında katlettiniz Kızıldere’de Mahirleri…
O bayrak altında kıydınız İbrahim’e…
O bayrak altında Kürdistan’ı kana boyadınız…
TKP/ML TİKKO gerillalarından Lice İçin Misilleme!
ANF’de (Fırat Haber Ajansı) geçen habere göre TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillaları, geçtiğimiz gün Lice’de Kalekol inşşatını protesto eden halka yönelik gerçekleşen katliamın hesabını sormak için bir misilleme eylem gerçekleştirdi.
Kürdistan yanıyor, biz de yanalım!
“Çözüm” denilen süreçte, gerillanın ilan ettiği ateşkesi “fırsat bu fırsat” diyerek karşılayan devlet T. Kürdistanı’nı kalekollar ile dolduruyor. “İlginç değildir ki”, Kürt Ulusu’nun bütün tepkilerine rağmen ve “barış” sürecinin bütün “olumluluğuna” rağmen devlet tek yerde dahi geri atım atmadı. Bugün Kürdistan’da halkın dağları mesken eylemesi ve insanların katlediliyor olması bu yüzdendir.
“Barış” süreci ve devletin savaş hazırlığı
Sahte yurtseverler ve çoban yıldızı aydınlar
Tarihin defalarca doğrulanmış tanıklığı ile bilinmektedir ki, sahte yurtsever siyasetçilerin peşinden giden toplumların sonu yılan kaynayan kuyuların dipsiz karanlığıdır. Para, makam ve şöhret bataklığına saplanan o sahte yurtseverler adları üstünde sahtekârdırlar. Marazlı ruhlarını yurtseverlik ve halkçılık gibi cazibeli sözlerle perdelemede ve sinsi yüzlerini saklamada oldukça ustadırlar; halkı tilkice hileler ve makyajlanmış yalanlarla aldatmada üstlerine yoktur. Şarlatandırlar; sesleri gerçek yurtsever aydınlardan hep daha gür çıkar.
TKP/ML- TIKKO gerillaları “Daha fazlasını yapabilmek için çabalayacağız”
Daha önce e-posta yoluyla elimize ulaşan bir haberi sizinle paylaşmış ve bu haberlerden birinde Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO)’ya bağlı gerillaların 19 Mayıs günü Dersim’de yol kesme eylemi gerçekleştirdiğini aktarmıştık.
Yine elimize e-posta yoluyla ulaşan bir haberde bu yol kesme eylemini gerçekleştiren gerillalarla bir söyleşi gerçekleştirilmiştir. Biz de bu söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz:
TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı
TKP/ML TİKKO gerillaları komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 41. yıldönümü vesilesiyle bir açıklama yapti ve çeşitli eylemler gerçekleştirdiler. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklama ve eylemleri güncelliğinden kaynaklı okurlarımızla paylaşıyoruz:
İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür!
Kalbimize saplandı 5 bıçak… (video)
Dersim: 2 Şubat 2011 tarihinde şehit düşen TKP/ML MK üyesi Sefagül Kesgin, TİKKO Bölge Komutanı Nurşen Aslan ve TİKKO komutan ve savaşçıları Gülizar Özkan, Derya Aras ve Fatma Acar’ın mezar yerlerinin açıklanmasının ardından cenaze töreni Dersim Merkez’de gerçekleşti. Yüzlerce insanın katıldığı cenaze töreni ardından şehit düşen gerillalar, kavga yeminleri ve savaş sloganları ile Dersim Belediye (Asri) Mezarlığı’na defnedildi.
Mayıs’(lar)ımızın anlatıp,hatırlattıkları
“Ego contra mundum”[2]
Erdoğan’ın, “Biz bu ülkede hiçbir gerilimin kaynağı değiliz… Berkin Elvan’ın anmasını yapıyorlar... Her ölüm hadisesinde bir tören mi düzenleyeceğiz. Ölmüştür geçmiştir...
Bütün bu araçların üzerine bu teröristler camları kırmaya çalışıyorlar. Polis eli kolu bağlı mı kalacak, bir şey yapmayacak mı? Nasıl sabrediyorlar anlayamıyorum. Hiçbir medya yaralanan polislerin durumu ne olacak demiyor…”[3] diye haykırdığı zor ve zorlu günlerden geçerken; acı çekiyoruz.
Bejdar'ın tutsak alınamayan şiirleri [*]
“Şiir hayatın özetidir.”[1]
Bejdar Ro Amed…
Kürt şiirselliğiyle yüklü bu adı ilkin -olasılıkla Amed’de, Kürtleri “te’dip”te kararlı, rejimin sadık bekçisi, dediğim dedikçi, işgüzar bir nüfus memurunun dayatmasıyla kayda geçilmiş Türkçe bir adın yanına parantez içinde çiziktirilmiş olarak gördük, Kürt coğrafyasındaki cezaevlerden birinden gelen zarfın üzerinde…