Çorbacılar ve halk kahramanı Hristo Botew
Dünyada hainleri en çok olan halklardan biri de herhalde Kürtlerdir. Asırlardır süren sömürgeci cendere bu işbirlikçi hainlerin yardım ve desteği ile ayakta durmaktadır. Onlar olmasa Kürtler çoktan özgürlüklerine kavuşmuş olurlardı. Bu ajanlaşmış işbirlikçiler önlerine konulan çanaklarda beslenmenin karşılığında ruhlarını sattıkları gibi halkı da satmaktadırlar. İdrisi Bitlisi, Diyap Ağa, Meço ve Rayber gibi isimler tarihin ünlü Kürt işbirlikçilerinin başında gelirler. Günümüzde de her il ve ilçede sayılamayacak kadar ajanlaşmış Kürt işbirlikçisi vardır. Meclis'e göz attığınızda kudretlilerin önünde diz çökmüş pek çok kişiliksiz Kürt hainini görürsünüz. Hoş Kürd'ün var da Türk'ün yok mu? Türklerin de sürüyle işbirlikçisi var. Meclis'te, basında, siyasi partilerde, kitle örgütlerinde ve hayatın çeşitli alanlarında kendi çıkarları için halkını düzene peşkeş çekmek için takla atan pek çok Türk işbirlikçisine rastlamak mümkündür. Kürt halkı üzerindeki esaret nasıl ki Kürt hainleri kullanılarak sürdürülüyorsa, Türk, Çerkes, Arap, Laz ve diğer emekçi halklar üzerindeki esaret de o halkların işbirlikçileri sayesinde sürdürülmektedir.
DTP Kars il başkanı olduğum 2006'da Kürt işbirlikçilerine karşı yoğun bir tecrit kampanyası başlatmıştık. Bu onlara verilebilecek en ibretlik cezaydı. Onlarla tüm sosyal ilişkilerimizi kesmiştik. Solucan muamelesi yapıyorduk onlara. Selam vermiyor, selamlarını almıyorduk. Bize uzattıkları elleri havada asılı kalıyordu. Elleri havada kalınca pancar gibi kızarıyorlardı. Taziyelerine gitmiyor, düğünlerimize davet etmiyorduk. Halkın topluca bulunduğu taziye yerlerinde siyaset konuştuğumuzda süt dökmüş kedi gibi önlerine bakıyorlardı. İşyerlerinden alışveriş yapmıyorduk. Dağıttığımız bildirilerde onları lanetliyor ve halkı bu ajanlaşmış işbirlikçilerle ilişkilerini kesmeye çağırıyorduk. Bizimle görüşmek için ricacılar gönderiyorlardı. Ancak biz onlarla bir araya gelmeyi ve bir arada görünmeyi halkın kafasını karıştırır diye kesinlikle reddediyorduk.
İşbirlikçiler alışkın olmadıkları bir durumla karşı karşıya kalmışlardı. Şaşkındılar. Yürüyüşleri bile değişmişti. Hareketlerine bir siniklik ve sönüklük gelmişti. Eskiden Kürtler içinde Kürt olmak birçok kapıyı açabiliyordu. Ancak devir eski devir değildi; biz yeni bir kültür yeşertmeye başlamıştık. Artık iki çeşit Kürt vardı: Biri lânetlik işbirlikçi Kürtler, öteki ise yurtsever devrimci Kürtler ... Ve bu yurtsever devrimci Kürtler sadece Kürtlerle değil, Kars'ta işbirlikçi Türk siyasetçilerin parsellere böldükleri Terekeme, Azeri, Yerli, Türkmen ve Çerkes emekçileriyle de bağ kurmaya çalışıyorlardı. Ne var ki benim 2007 milletvekili seçimi sırasında sarf ettiğim bir söz Kürt işbirlikçilerinin elinde bize karşı öldürücü bir silaha dönüştü.
Kars'ta düzenlediğimiz seçim mitingde, "Bazı çorbacı Kürtler Kürt halkını bir tas çorba karşılığında AKP'ye satmak istiyorlar, ancak halkımız bunlara izin vermeyecektir,"dedim. Güya halkı işbirlikçilere karşı uyanık olmaya çağırıyordum. Düşünceme göre, halk teşhir ettiğimiz o işbirlikçilerle kendi arasına bir duvar örecek ve işbirlikçiler o duvarın arkasında utançlı yalnızlıkları ile baş başa kalacaklardı. Nerden bileyim ki, bu sözüm elimde patlayan bir bombaya dönüşecek! İşbirlikçiler bilenmiş bir öfkeyle hemen hücuma geçtiler: "Bakın, Kürtlere Çorbacı diyor!"diye bağırmaya başladılar. Benim onlar için söylediğim sözü tüm halka söylenmiş gibi yansıtarak ortalığı velveleye verdiler. O şeytani akıl çelme kurnazlıklarıyla halkı inandırmayı başardılar.
İşbirlikçi Kürtlerden bazılarına Kars'taki MİT bahçesinde mangal ziyafeti çekildiğini ve orada bize seçimi kaybettirme plânlarının yapıldığını sonradan öğrendik.
Benim Çorbacı dediğim bu işbirlikçi Kürtler, MİT, emniyet, jandarma ve bürokrasiyle ilişki içinde bize karşı dişe diş bir savaş başlattılar. Seçimi kazandığımızda yapacağımız alternatif çalışmalarla onları siyaset çöplüğüne süpüreceğimizi ve oradan bir daha çıkamayacaklarını biliyorlardı. Gece gündüz demeden kapı kapı dolaştılar. Asker ve polis bize nefes aldırmıyordu. Devlet ne yapıp edip seçimi bize kaybettirmeye karar vermişti. Tüm çabamıza rağmen devlet ve benim ÇORBACI dediğim işbirlikçi Kürt kuşatmasını yaramadık ve seçimi kaybettik.
O Çorbacı Kürtlerle iyi geçinsek, yani onların gelecekleri için bir tehdit olmasak seçimi kazanabilirdik. Gel gelelim böyle bir kazanç uzun zamanda kaybetmek demekti. Çünkü halkın gözünde meşruluğunu koruyan işbirlikçiler bir çıban gibi halkı zehirlemeye ve sömürgecilere köprü olmaya devam edeceklerdi. Şimdi yaptıkları da zaten budur
Seçimden sonra elimizde kala kala o ÇORBACI sözü kalmıştı. Bir makalemde işbirlikçiler için "Postal Yalayıcılar" demiştim. Ancak Çorbacı tanımlaması onları daha iyi anlatıyordu. Ben bu sözün patentinin bana ait olduğunu düşünüp bazen kendi kendime tebessüm ederdim. Yanıldığımı geçenlerde internette dolaşırken öğrendim. Meğer Bulgaristan halk kahramanlarından Hristo Botew çok önceleri, ta 1870'lerde Bulgar işbirlikçileri için kullanmış bu sözü. Bilindiği gibi Bulgaristan o yıllarda Osmanlı sömürgesiydi. Hrisro Botew, "Bize yaşatılan bu sömürge karanlığının bir sorumlusu da Çorbacı Bulgarlardır. Çorbacıların halkımız içindeki ajan faaliyetleri etkisizleştirilmedikçe bizi esaret altında tutan Osmanlı sömürge zincir kırılamaz,"demişti.
Hristo Botew'in hain Bulgarlar için söylediğini, ben hain Kürtler için söylemiştim. Demek ki sadece Kürtlerin değil başka halkların da ÇORBACILARI vardı.
Hristo Botew inandığı gibi yaşadı ve aşağıdaki şiirinde yakardığı şekilde yaşama veda etti.1876'nın 20 Mayıs'ında bir grup arkadaşı ile Veslev Dağı civarında Osmanlı askerleri tarafından kuşatıldıklarında, Hristo Botew henüz 28 yaşındaydı. Onlar teslim olmayı reddettiler, birlikte çatışarak ölümsüzleştiler.
İşte size Hristo Botew'in Bulgar, Kürt, Türk… tüm ÇORBACILARI utandıracak o hazin şiiri:
YAKARIŞ
ey tanrım, ey adalet tanrısı !
sen değil, göklerde oturan !
içimizdeki sen, ey tanrım,
içimdeki, yüreğimdeki, ruhumdaki !
önünde papazların ve rahiplerin eğildikleri,
ortodoks sürülerinin mum yaktıkları,
sen değil.
çamurdan yaratıp kadını erkeği,
sonra da yarattıklarının toprak üstünde
köle gibi yaşamalarına razı olan,
sen değil.
acı çekmeyi öğreten kölelere,
boş umutlarela besleyen onları ta mezara dek,
sen değil.
ey yalancıların tanrısı, sen değil !
alçakların, zorbaların tanrısı,insanlığın düşmanı, salakların putu,
sen değil.
sen, ey aklın tanrısı, sen !
tüm köleleri koruyan.
çok yakın kurtuluş günü o kölelerin,
tekmil halk yakında kutlayacak o günü
uyandır tek tek her insanda, ey tanrım !
gerçek özgürlük sevgisini,
taksın canını dişine, dövüşsün, halkı ezenlere karşı.
güç ver benim de koluma, silahıma
başkaldırdığı gün köleler
güç ver ki, ben de kendi mezarımı dövüşenler arasında bulayım !
koma yaban ellerde sönsün yalım yalım yanan bu yürek.
sesim boşa gitmesin, sesim kalmasın çöllerdeki gibi
yankısız.
Mahmut Alınak
Eski kürt milletvekillerindendir.Çeşitli kitapları bulunmaktadır.Aralık 2011 yılına kadar sitemizde sürekli yazılar yazan Mahmut Alınak,Aralık 2011'de KCK tutuklamalarına maruz kalarak tutsak edilmiştir.Temmuz 2012'de tahliye edilmiş olup,zaman zaman yazıları ile okur kitlesine ulaşmaktadır.
alinakmahmut@hotmail.com
Son Haberler
Sayfalar
Farklılıkları ve Renkleri Tanımamak19. ve 20.Yüzyılın Siyaset Anlayışıdır-Dursun Ali Küçük
Yeni yıl vasıtasıyla Gürcistan cezaevinde tutsaklık koşullarında 2005 yılında yazdığım bu yazımı sizlere sunuyorum. Aynı zamanda kendi kendimle hesaplaştığım bir süreçti.
Bir Çatı Altında Toplanma - Hiciv -
Konumuz değil....
Başka zaman...
Yakında ...
Pek yakında ...
Çok yakın...
Çok çok yakın da....
Bir süredir bir çatı altında toplanma...
Çağrılarının yapılmadığını görüyorum.
Aslında bence bir çatı altında toplanma...
Çağrıları yapmanın tam zamanı.
Diyaletiğin dansı! H. GÜRER
“Diyaletiği anlamak,değişim/dönüşüm ve hareketin sürekliliğini,karşıtların birliğini ve çatışmasını anlamaktır!”
Bir savaş suçu:Roboskî katliamı
“Anlamak hatırlamaktan çok daha önemlidir,her ne kadar anlamak için hatırlamak gerekse de.”[1]
Hani Erdoğan’ın, “Oturuyorlar kalkıyorlar Roboskî diyorlar! Orası Roboskî değil, Uludere Ortasu! Ama onlar da kaçakçılık yapıyorlardı, karıştırmış olamaz mı?” dediği yerde; “Gökten insan ve katır parçaları yağıyordu” diye özetliyordu “O” vahşeti; devlet katliamından sağ kurtulan dört kişiden biri olan Servet…[2]
Yer Roboskî’ydi; toplu -taammüden!- cinayetle katledilenlerse Kürt’tü!
Koca bir yılı geride bırakırken
Koca bir yılı geride bırakırken etraf toz-duman,siyaset te şeytani politikalar at başı gidiyor.Her yerde guzel bir yıllı geride bıraktığınızda n söz edilmektedir.
Sevgi’nin Üvey Ninesi
Evdeki abileri ise, ısrarla evlenmesini, başlarından def etmekti emelleri, onlara sanki bir ağırlık gibiydi kadersiz, yufka yürekli, kaybettiği gözü yüreğinde büyümüşcesine, bir melek kadar iyi olduğu halde, başlık bile almayacaklardı, ‘’Yeter ki evden gitsin!’’ istiyorlardı.
KDP’nin amacı nedir?
Kürt ulusal birliğine en fazla ihtiyaç duyulduğu böylesi bir dönemde KDP’nin KCK Eşbaşkanı Sayın Cemil Bayık ve HDP Eşbaşkanı Sayın Selahattin Demirtaş’a yönelik açıklaması, talihsiz olmadan da ötedir. KDP’nin yaptığı ne Kürt birliğine ne de mantığa hizmet eden bir saçmalıktır. Öyle ki, delilere mal edilemeyecek olan bu açıklama iyiden iyiye hesap edilerek yapılmıştır.
Kapitalizmi yıkıp geleceğimizi kazanmalıyız
Yüzyıllardır insanlığın yaşamını gaspetmiş olan kapitalizm, ne barışı ne de refahı getirebildi.
Makinalaşma arttıkça üretim arttı, üretim artıkça, çalışanlar daha fazla yoksullaştı, mülksüzleştirilenler daha fazla işsiz kalmaya başladı. Kapitalizm, kan deryası içinde doğdu ve kendi süreti gibi bir dünya yarattı.
HDP Merkez Yönetimine Açık Mektup
Yüksekova halkının aşağıdaki feryadı olmasa ve diken üstünde tuttuğunuz milyonlarca insanın gözü ve kulağı size kilitlenmese bu açık mektubu yazmazdım. Bana hiddetleneceğinizi biliyorum. Yanlışlıklara sessiz kalmak ruhunu satmak ve böcekleşmektir. Bu sınıf insanlardan biri olmak istemediğim için, halkın etrafında ördüğünüz sessizlik duvarına seslenmek istedim.
Halkın Günlüğü’nün yolu: Demogoji, takıntı, idealizm ve revizyonizmde ısrar! Nürnberg Partizan
Halkın Günlüğü’nün 90. Sayısında Partizan Özel Sayı'sında MKP 3. Kongre'sine yönelik eleştirilere karşı “Dogmatizmde Israr Bismarc’ı Aratır” ve “Borsalar Meselesinde Anlamayan Ve Çarpıtan kim?” başlıklı birbirinin devamı olan iki yazı yayınlandı.
Faşizmden demokrasi dersleri ve aşılamayan korku! ÖZGÜR GELECEK
Devletin ve onun direksiyonundaki AKP’nin Kürt hareketiyle “barış ve müzakere” politikası “yeni evreye” girerken, buna paralel olarak zihniyet ve anlayışı bir türlü yeni evreye girememektedir.
Devlet bir yandan Abdullah Öcalan’ın hazırladığı müzakere taslağının olgunlaştırılmasına olanak sunup bunun üzerinden sürecin başlatılabileceği imajı yaratırken, diğer yandan ise Kürt hareketini atıllaştıracak ve mümkünse çürütmeye çalışacak ideolojik ve psikolojik saldırılar gerçekleştirmektedir.