Cumartesi Eylül 19, 2026

Büyük kalıcı tarihsel projeleri birlikte inşa edelim...

12 Mart,12 Eylül ve daha sonraki süreçlerden günümüze dek Türk Devletinin zulmüne maruz kalmış, ülkesini, terk etmek zorunda bırakılmış, Ailesinden, eşinden, dostundan, kardeşinden, yoldaşından ve uğruna mücadele yürüttüğü halkından nedeni ne olursa olsun kopmak zorunda kalmış; kimileri işkence görmüş, kimileri uzun yıllar zindanlarda kalmış 120 civarındaki Sürgün 15 Aralık 2012 tarihinde Köln’de bir araya gelerek Avrupa’da Sürgünde yasayan İnsanların sorunlarına sahip çıkmak, bulundukları ülkelerden imkanları ve olanakları ölçüsünde Sürgünlüğe yol açan Türk Devletinin bugünde devam eden baskı ve zulüm politikalarını Avrupa kamuoyuna teshir etmek; birlikte mücadele yürütmek, haklarını aramak yolunda kurumlaşmaya yönelik ilk adim olarak 23 Kişiden oluşan Avrupa Sürgünler Meclisini oluşturdu.

 


Geç kalmışta olsa atılan bu tarihi adimin hak arama yolunda demokratik mücadele bilincini yükselteceği, AKP hükümetinin demokrasi şovlarını ve ikiyüzlülüğünü Avrupa Kamuoyunda teshir etmede ve Ülkemiz coğrafyasında sürdürülmekte olan özgürlük ve devrim mücadelesiyle dayanışma içinde olmada, işlevli olacağı, katkılar sunacağı bilinciyle destek olup güç vermek, duyarlı davranmak gereklidir. Bu Platform herkese her öneri ve katkıya açıktır. Bitmiş, şekillenmiş ve sonlanmış bir kurum değil, bilakis ortak katkılarla dayanışma içinde birlikte inşa edilmeye başlanmış bir çalışmadır. Unutulan, ulaşılamayan haber verilemeyen tüm çevrelerin ilişkilenmeye çalışması kendilerinden beklenendir... İlerde büyük bir kongre ile de taçlanmalıdır.

 


Bu girişimin bileşenleri içinde çok çeşitli yelpazeden Sanatçı, Yazar, Gazeteci, Sendikacı, Öğretmen, Yapımcı, Yönetmen, Şair, Ozan, Gazi ve politik aktivist yer almakta ve Avrupa’da ATIK’inde içinde olduğu 20 civarında Göçmen örgütü tarafından desteklenmektedir. Son süreçte Demokratik ilerici kurum ve örgütlerin asgari müşterekler ve ortak sorunlar etrafında hak gasplarına karşı, eşit haklar mücadelesi yolunda faşizme karşı geniş eylem birlikleri ve birlikte mücadele platformları oluşturma çabalarının olgunlukla yürütüldüğü bu süreçte, Avrupa Sürgünler Meclisi`de bu mücadeleye kendi çalışma alanından güç taşıyacaktır. 19 Ocak 2013 de Yürütme Kurulu ve isteyen Meclis üyelerinin katılımına açık olarak Dusseldorf`da yapılacak Toplantıda İmkan ve olanakları değerlendirerek, kısa orta ve uzun vadeli bir çalışma programı çıkarılmasına katkı olması acısından, ortak akil oluşturulması yönündeki çabaya yönelik önerilerimizi belli başlıklar altında sunacak olursak;

 

- Bilgi Bankası oluşturmak; Avrupa ülkelerinde bulunan, Türkiye ve Kürdistan Coğrafyasından gelmiş politik sığınmacıların, Kürt bölgesinde savaşın ve zoraki göçün yarattığı sorunlardan kaynaklı topraklarını, köylerini terk etmiş geçinmek ve can güvenliği için Avrupa ülkelerinde iltica başvurusu yapmış olanların, genel bilgilerini toplamak. Arşiv çalışması yaparak sağlıklı bilgilerin oluştuğu, bilgiye ihtiyaç duyanların resmi başvurabileceği ve bilgi alabileceği bir büro oluşturulması;


-Bu çabanın Sürgünlerin haklarını koruma Vakfı şeklinde yada Sürgünler Sendikası olarak tüzel bir kişiliğe kavuşturulması yolunda resmi bir kurum kurmak. Bu kurumun Avrupa’daki ve Türkiye’deki insan hakları örgütleriyle (Af Örgütü-Rote-Hilfe-Karawane-Azadi-IHD-TIHV-Mazlum-Der-78`liler Vakfı, TUYAB, Barolar, TTB, Avrupa Mülteciler Konseyi vb.. ) gibi örgütlerle birlikte çalışmalar yapması, buna yönelik uzman kişilerden Avukatlardan, Hukuk Bürosu oluşturulması;


-Uzun yıllar cezaevinde yatmış, tecritte tabi tutulmuş, işkence görmüş, sakat kalmış, Açlık grevi ve Ölüm oruçları neticesinde sağlık sorunları yasayan insanlarımıza sahip çıkmak. Sağlık kurumları ve Terapi merkezleriyle birlikte çalışmalar yapmak. Bu tür insanların tedavilerine yardımcı olmaya yönelmek ve yol göstermek. Bu alanda psikiyatrisi, doktor ve sağlıkçılardan destek almak;
-Türk Devletinin İnterpol üzerinden takibatı neticesinde her yıl onlarca Politik sürgün, iltica hakki kazanmış sığınmacı Avrupa ülkelerinde yada seyahatler esnasında gözaltına alınmakta ve aylarca hatta yıllarca tutuklu olarak cezaevlerinde kalmaktadır. Bu konuda İnterpol merkezine ve Birleşmiş Milletlere davalar açmak, iltica hakki ve statüsü kazanmış olanların haklarını savunmak ve korumaya yönelik çalışmalar yapmak;
-Sürgünde yaşamını kaybeden, sanatçı, aydın, yazar, sair, sinemacı, ve devrimcilerin bilgilerini derleyen, anılarını toplayan ve kamuoyuna sunarak onları yaşatmayı amaçlayan çalışmalar yapmak, bu süreçte Avrupa’da sürgün hayati yasayan yazar, ozan, sanatçı, ressam vb. arkadaşlarımızın desteğini alarak kültürel ve sanatsal çalışmalar yapmak ve bu ürünleri geniş demokratik kamuoyuna ilerici TV, Basın ve gazeteler üzerinden duyurmak;


-Yıllık bültenler ve raporlar yayınlayarak kamuoyuna, Avrupalı partilere, Meclislere sunmak, başta Türkiye’de Kürdistanda, Avrupa’da ve genel olarak Dünyada yaşanan insan hakki ihlallerini duyurmak. Cezaevlerinde yaşanan tecrit ve izolasyon politikalarına karşı mücadele yürütmek;


-Avrupa ülkelerinde tutuklu ve hükümlü olarak cezaevlerinde bulunan politik tutsaklarla dayanışma içinde olmak, 129 a/b yasalarına karşı mücadele yürütmek, Kamuoyunda duyarlılık oluşturmak...;


-Anadolu coğrafyasında Ermeni, Süryani, Ezidi, Rum, Kürt, Alevi, 1 Mayıs katliamlarını, işçi katliamlarını kınayan, sürgünde, 12 Mart ve 12 Eylülde ve daha öncesinde Sosyalist ve Devrimcilerden hayatini kaybedenler anısına, “Halkların Kardeşliği ve Faşizme Karşı Mücadele Müzesi” veya anıtı oluşturulmaya çalışılması. Bu müzede Mustafa Suphilerden, Nazım Hikmet’e, Yılmaz Güney`den, Behice Boran`a, Ahmet Kaya, Enver Karagöz, gibi şahsiyetlerin belge ve sanatsal çalışmalarına yer vermek, 12 Mart ve 12 Eylül faşist Askeri Cuntaları sürecinde işkencede, darağacında, kuşatmada katledilen devrimci arkadaşlarımızın toprağa düşen yasamdan kopan tüm ilerici, sendikacı, aydın, devrimci, komünist ve mücadelede şehit düşenlerin ayrımsız tümünün bilgi ve belgelerinin yer aldığı kitapların ve belgesellerin olduğu, gelecek kuşakların tarihimizden öğreneceği bir Mücadele tarihi kitaplığı.....;


-2015 yılının Ermeni Soykırımının 100. Yılı olması vesilesiyle, Avrupa’da büyük bir organizasyon “Halkların Kardeşliği Buluşması Büyük Festivali”ni Ermeni ve Süryani Soykırımı sahsında Dünyadaki tüm soykırımları lanetleyen Hrant Dink adına Ermeni, Kürt, Alevi, Sosyalist aydın ve konuşmacıların uluslararası önemli şahsiyetlerin davet edildiği, Ozan, Sair ve Sanat gruplarının çağrıldığı, Ermeni, Ezidi, Süryani, Türk, Kürt, Alevi, Zaza, Boşnak, Laz Çerkez, Arap, Terekeme, Romen milliyetlerine mensup tüm halkımızın, Göçmenlerin ve Sürgünlerin, Avrupalı ilerici, hümanist demokrat kesimlerden yüz binlerin buluşturulduğu Türkiye-Kürdistan, Ermenistan- ve Avrupa’dan canlı TV yayınlarıyla etkinliğin duyurulduğu tarihsel bir Festivalin planlanması;


- Kısa vadede yapılabileceklere ilişkin olarak ise; Ankara’da sürmekte olan 12 Eylülü yargılama mahkemesi şov niteliğinde olmakla birlikte; Yurtdışında yasayan sürgünleri ve zulüm görenleri temsilen sembolikte olsa bir heyet üzerinden mahkemelere davacı olarak katılınması…;


-AIHM de 12 Eylülün ve askeri mahkemelerin yarattığı hak ihlallerini maddi –manevi mahkum etmek için davalar açmak... İşkence, Gözaltında kayıplar, iş kaybı, Emeklilik hakları, gasp edilen mal varlıkları gibi konularda davalar açmak...Türkiye’de görülmekte olan davanın bir gününe denk gelecek tarzda “Avrupa’daki Sürgünler 12 Eylülü Yargılıyor” seklinde AIHM veya Avrupa parlamentosu önünde Mart ayı döneminde kitlesel bir miting düzenlemek ve sesimizi kamuoyuna duyurmak,


-12 Eylül Askeri faşist yasalarının tümünün ortadan kaldırılması ve sonuçlarının mahkum edilmesi. Sürgünde yasayanları, halen tutuklama ve takibat yaşayanları, ülkemizde zindanlarda bulunan tüm tutsakları kapsayacak şekilde “Tutsaklara Özgürlük” “Genel AF “ şiarıyla konjuktüre uygun olması bakımından, genel kamuoyunun talebi acısından AKP döneminde de uygulanan 12 Eylül Yasaları sonucu Devrimci ve Kürt tutsaklarını, KCK siyasi operasyonlarını sonlandıracak şekilde “ZINDANLAR BOSALSIN, GENEL AF” Kampanyası startının verilmesi. Uluslararası kamuoyunun harekete geçirilmesi;


-Sürgünlerin güvenli ve özgür koşullarda ülkelerine gidebilmeleri için yasal ve hukuki tüm engellerin Kaldırılmasını talep etmek ve Mücadele yürütmek, Avrupa’da 50 bini aşkın olarak bilinen Siyasi sürgünün ve zulüm görmüşlerin bu sürece dahil olmalarını, görev almalarını, hem kendi geçmişlerine saygının gereği, hem de zulmedenlerin yaptıklarının yanına kalmaması mücadelesine destek olmaya çağırıyoruz!


Önerdiğimiz çalışmaların ve hedeflerin gerçekleşmesi bizlerin duyarlılığı ve azmine bağlıdır. Gerçekleşmesi için; dar grupçuluğu, ben merkezciliği aşmak, mütevazı olmak, kıskançlığı ve küçük burjuva önyargıları terk etmek, kolektif düşünmek, Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için diyebilen bir yaklaşımla iyi olandan öğrenmek, eksiklik ve zaaflara karşı mücadelede yapıcı ve tamir edici olmak, umutla ve kararlılıkla atıl durumda olan enerjiyi açığa çıkarmak için sabırla çalışmak, büyük düşlerimizin gerçekleşeceği, insanin insana kulluğuna son verildiği özgür geleceğe inanmak ve kendimize güvenmek...

07-01-2013- Mahmut Özkan

110204

Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist /Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Rojava Komutanlığı : “Partimiz ve onun önderliğindeki ordumuz, devrimci savaşa önderlik etme yeteneğine sahiptir!” (2.ve 3 bölüm)

Bir doğal muhabirimizin gerçekleştirdiği röportajın ikinci bölümünde Rojava Komutanlığı Siyasi Komiseri ile 2017 Ağustos’unda Rojava’da ölümsüzleşen halk ordusu komutanlarından Nubar Ozanyan ve geçtiğimiz günlerde bir haber sitesinde yayımlanan darbeci-tasfiyeci güçlerin röportajında yer alan “Rojava güçlerine çağrı”ya yanıt konu edinildi. “Tek cümleyle ifade edecek olursam: Partiye mi darbeciliğe mi katılım?” diyen Siyasi Komiser’in röportajının devamı şu şekilde:(2)

Ölülerinin Üzerine Basa Basa Geliyorlar!

Göçmenler adı verilen; işçiler, emekçiler, toprakları alınmış köylüler, üretim araçları yok edilmiş ya da ellerinden alınmış mülksüzleştirilmişler; evleri başlarına yıkılmışlar, bombalarla yok edilmiş ya da sakat bırakılmış tüm ezilenler, açlığa mahkum edilmişler kararlı adımlarla, haramilerin üstüne üstüne yürüyorlar

Geliyorlar, barikatları, tel örgüleri, denizleri, okyanusları aşarak, önlerine dikilmiş askeri barikatları, ölüm melekleri adı verilen insanlık düşmanı burjuvaziden kendi yarattıklarını, emeklerini, alın terlerini, topraklarını geri almak için geliyorlar.

Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist /Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Rojava Komutanlığı : “Partimiz ve onun önderliğindeki ordumuz, devrimci savaşa önderlik etme yeteneğine sahiptir!” (1)

Bir doğal muhabirimiz Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Ortadoğu Bölge Komitesi Üyesi ve Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Rojava Komutanlığı Siyasi Komiseri ve bir halk ordusu komutanı ile röportaj gerçekleştirdi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan röportajı üç bölüm halinde yayımlayacağız. İlk bölümde halk ordusunun Rojava Komutanlığı Siyasi Komiseri ile Proletarya Partisi içerisinde yaşanan süreç, HBDH gibi başlıklar konu edinildi. “Söz eğer gerçeği yansıtıyorsa anlamlı ve değerlidir.

TKP/ML Kadın Komitesi :Kadınlar ve kadın mücadelesi KBDH ile daha güçlü

“Kadın sorunu” olarak tarif edilen cinsiyet sorununa giriş, kadının binlerce yıllık süreçte köleleştirilmesi, sömürülmesi, emeğinin, cinselliğinin, kimliğinin baskı altında tutulması, yok sayılması vs. ile yapılır. Bu elbette doğrudur, ancak eksik bir yaklaşımdır. Zira kadının tarihi (kimi sosyalizm ve demokratik halk iktidarları deneyimlerinde bu zincirlerin belli oranlarda da olsa zayıflatıldığı süreçler hariç) aynı zamanda direnişin, mücadelenin, bedel ödemenin ve ödetmenin de tarihi olarak anılmalıdır.

Ali Asker / İsmail Cem Özkan

Hozat’lı bir delikanlının atalarından duyduğu türkülere yaşadığı çağın ruhunu katarak yeniden üretmesi ile oluşur Ali Asker. Ali Asker devrime inanmıştır, devrimcidir. Bir gün gelecek eşit haklar içinde çok kültürlü bir ülkede yaşama hayalindedir. O Dersim’lidir. Acı ile yoğrulmuştur yakın tarih ve acıyı yaşayanlardan almıştır ağıdın, öfkenin nefesini. Henüz bitmemiş bir sürecin ara kuşağı olarak doğmuştur, zorunlu kalmıştır Elazığ'a göç etmeye. İyi ki de etmiştir, orada öğrenmiş ve yaşamıştır aşık geleneğini.

Mevsimlik işçilik, sınıf mücadelesinin önemli bir parçasıdır

Sofrayı zenginleştiren olmazsa olmazlar arasında bulunan, onları tüketmeden hayatın olmayacağı temel yiyeceklerden ekmekten domatese, çaydan patlıcana, pancarından patatesine… üretim süreçlerinde yaşanan sıkıntıların, zorlukların, sömürülerin, ırkçı tehditlerin; saymakla bitiremeyeceğimiz olağanüstü koşullarda yaşam mücadelesi vererek, üretilen besin kaynaklarımızın kimler tarafından toplanarak o sofraya ulaştığını düşündünüz mü acaba?

Onlar mevsimlik işçilerdir!

Kadın Komünarlar: “Kelebekler Zamanı” Bizim Hikayemiz [1]

Dominik’te 1930’da iktidara gelen faşist Trujillo 1960’lara geldiğimizde hala iktidardadır. Ve faşist diktatörlüğün en büyük destekçisi ABD emperyalizmidir. deta bir toplama kampıdır. Ama baskının, zorun olduğu her yerde isyan da filizlenir, ama yavaş ama hızlı. Kimi zEn küçük itirazı, baskı ve şiddetle, ağır işkencelerle, ölüm timleriyle karşılar faşist diktatör. Küçücük ülke aaman işaret fişeği yakabilecek öncüler çıkar, işte isyana yol veren, ön açan çıkışlardır bunlar. Faşist baskı ve zorun en ağırı da bu işaret fişeğini yakanların payına düşer.

Kolektif çalışmanın önemi üzerine -1-

Kolektifle yürümenin, örgütlü kişiliğin adıdır kolektif çalışma

Kolektif çalışma, kolektivizm üzerine literatürümüzde haylice bir külliyat mevcuttur. Hatta sekizinci oturumun ana gündemlerinden olan kültürel yozlaşmanın alt başlıklarından birini de kolektif çalışmada yaşanan problemler oluşturuyordu. Ancak bu oturumda merkezi düzeyde önem atfedilen konu hakkında kavrayışımızı sorgulamamız gerektiği açıktır.

Anadilde Birlik-Yerel Seçimlerde Birlik- Dursun Ali Küçük

9 Kürt partsinin anadilde eğitim ve her alanda kullanma ve geliştirme çağrısını ve çabalarını kutluyorum.
Çok isabetli bir adım olarak görüyorum.
Kurmanci ve Kırmanncki'de kesin ve mutlak birlik sağlamalıyız.
Anadilimiz hepimizin, ülkenin ve ulusun dilidir.
Burada ideoloji aranmaz.
Burada amacın nedir diye sorulmaz.
Dilimize sahip çıkmak ve resmi eğitim dil haline getirmek için; hangi görüş ve hangi parti ve hangi aydın ve şahsiyet olursa olsun kayıtsız şartsız üzerinde birleşmeliyiz.
Bunun sağa sola çekilecek bir yanı yoktur.

Kendi çizgine güvenmek: Örgütlerken örgütlenmek!

Geride bıraktığımız hafta, TC rejiminin karakterine dair net göstergeler sunmuş durumdadır. Türkiye’nin Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda bir gazetecinin “ortadan kaybolması” ile başlayan ve ardından TC ile S.

Emperyalistlerin Ortadoğu’daki siyaseti ve Türkiye:M. USTA

Emperyalistler yalnız 20. yüzyılda çıkarmış oldukları haksız dünya savaşlarıyla insanlığı büyük bir felakete sürüklemedi. Yarattıkları bölgesel savaşlarla, elde ettikleri aşırı karla, ezilen halklar üzerinde kurdukları sınırsız denetim ve sömürü politikalarıyla bu felaketlerine süreklilik kazandırmış durumdadırlar. Yani emperyalistlerin yol açtıkları yıkım, çok yönlü ve kapsamlıdır. Özünde emperyalizm bugün ezilen halklar için her gün yaşanan bir doğa felaketidir. Yaşama dair ne varsa yok ediyor. Dünya zenginliğinin esası bir avuç emperyalist tekelin denetimindedir.

Sayfalar