Salı Eylül 22, 2026

Böyle gitmez

Bir önceki yazımda birlik sorunun ‘sınıf bilinci’ ile ilişkisine değinmiştim.Tarihsel görevlerimizi yerine getirebilmek adına bunun zorunluluk olduğunu söylemiştim.Konuştuğum Maoistlerin söylediği şu:

Tarihsel görevimizi biliyoruz.Ancak birlik sorununun sınıfsal niteliğinin koşulları doğru değerlendirilemez ise bu eski pilavı ısıtmaktan başka bir anlam taşımayacaktır.Teorik açıklamaları görüyorsun.Bir rüzgar var,durgunluktan çıkmak adına popüler akıma kapılan Kaypakkayacılar var.Yeni adına çizgiyi yenileme adına burjuva akıma kapılanlar var.

Nesnel koşulları öznel düşünceyle açıklama eğilimi bu.Ne kadar klasik olursa olsun bu açıklama sonuna kadar doğru.Ancak eksik.

Çünkü var olan mücadeledeki gerilemeyi diyalektikten koparırsak,tarihselliğini,öznelerinin hareketini ve nesnelliğini çözümleyemeyiz.

Bugün ki gerilemenin mimarları dünün bizleriyiz. Pratikten kendini soyutlayan ‘onlar kötü’ yaptı retoriği başlı başına idealizmdir bu yüzden.Kötü yetiştirilmiş bir çocuğun kaderine benziyor.Annenin ‘öyle bir evladım yok’ reddedişindeki tek yanlılık kokuyor her yerinden.Partiden bahsederken de ‘ayrılık’lar tarafların ‘tarihsel malzemeyi’ kullanışına göre şekil alıyor.Ancak o tarihsel malzeme ortak bir ürün olduğuna göre,tüm oluşum sürecindeki hareket de( hareketsizlik de maddenin özel bir biçimidir) birlikte bir hareket yada hareketsizliktir.Bu nedenle MLM de ayrılık sorunu sadece tarafların ürünü değil, bizimde bıraktığımız mirastır.1994 ayrılığının devamında GÖK sürecini hatırlıyorum. Parti içi eleştirilerimizi sırtlayanların rüzgarına kapılmadan edemedik.Ne siyasi uyanıklığımız vardı.ne de teorik uyanıklığımız.Kişiler üzerinden tavırlar koyup ‘daha doğrusunu’ yapacağımızı sanıyorduk.Ama olmadı partiden kopmanın bedelini azalarak,kırılarak,savrularak ödedik.Sadece biz ödemedik.Günümüze kadarki mücadelenin geri yönünü beslemekten başka bir şeyi temsil edemedik.Parti içi güvensizlik hastalığının kaynaklarını tespit edemez isek bu süreçte gerilemenin parçası olmaktan kurtulamayacaktır.

Ayrılığın bizdeki sebepleri  kötü gidişin parçası olmadığının, aslında kariyerist,despot,tekçi, ,reformist,revizyonist,tasfiyeci,darbeci vd. kişilerden kurtulmak için ‘zorunlu’ olduğunun açıklamasıyla ‘devrimci tavır’ hakkı sonuna kadar kullanılmış oluyor.Oluyor mu?Hiç te değil.Koşullardan kendilerini koparırken en iyi payı kendine çıkaran bu kafalar,durağanlığı,mücadeledeki gerilemeyi tespit ediyor,ancak sorun tamda bunun çözümlenmesi iken, bunun zemini iken,çözmenin parçası olabilmek yerine bunu bir ‘fırsat’ zeminine  oturtuyor.Kendisi böyle ‘istemese de’ hayat bu noktaya getiriyor..çünkü sorun bizim ‘olayları ve olguları’ diyalektik tarihsel Materyalizm yöntemiyle değil, idealizm yöntemiyle çözmeye çalışıyor olmamızdan kaynaklanıyor.

Yöntem nesnel koşulu anlama yerine ‘duygu ve düşüncelere’ hitap etmesiyle anlaşılabilir.Nesnel sorunu çözme yeteneği taşıyor mu?Yoksa duygu ve düşüncelerimize kısmen yada tamamen uyuyor mu?eğer ikincisi ise idealizmdeyiz demektir.GÖK sürecinde ‘sorunların çözümü’ olarak ayrılığın, duygu ve düşüncelerimize hitap eden tarafında yer aldık.Ne verilen sözler anlamını buldu.Ne de ‘sorun’ çözüldü.Sorun çözülmek bir yana ‘sorun genelleşti’.

Bu nedenle Tarihsel özeleştri, parçaların özeleştrisi ile başlamak zorundadır.Sürekli ana gövdeyi zayıflatan,ideolojik delikler açan,önderliğe güvensizlik yaratan pratikler ‘sanki hiç sorumluluk taşımıyormuş gibi ‘pişkinlik’ haliyle ‘haklılığını ilan edebiliyor.

Zamanın da kırdan inen bir yoldaşım ayrılık sebebi olarak  ‘uygunsuz’ davranışlar ‘gördüğünü’ söylemişti.Bende gördüğün uygunsuz davranışı neden değiştirmeye çalışmadın demiştim.Bu sebep olamaz.O da ‘kaçışına’ başka bir bahane uydurmuştu.

Yoldaşlar kaçkınlık konusunda tecrübeliyim.Kendimden ve mücadeleden kaçalı epey zaman oldu.Bu nedenle yol arkadaşlarımın kimler olduğunu değil, mesele o yola nasıl giriliyor 

Birincisi, sürekli sorunların olduğu konuşulmaya başlanıyor,gizli gizli(tüzük ihlali)

    İkincisi , sorumluluk ve görevlerin üç beş kişinin üzerine yıkıldığı,Parti hamalı olunduğu,partinin elden gittiği vb. düşünceler yayılıyor

           Üçüncüsü, Partinin ‘kurtarılması’ gerekiyor.

Sonuç ayrılık, yöntem çözmek adına yola çıktığı sorunları içermiyor aslında.Parti tüzüğü ile partidir.Tüzüğüne sahip çıkmayanlar ‘sorunlara’ da sahip çıkmıyordur.Sorunların arkasına önüne geçmek değil,sorun ‘birlikte’ sorundur.Birlikte çözülür.Sırtlayabilen babayiğit varsa.Sorunları tarafların birinin ötekine göre avantajı olarak görmek, sınıf bilincinden uzaklığın ifadesidir.Sorun sadece iç sorun da değil, toplumsaldır.Yaşamın içe yansımasıdır.Kitlelerin hareketsizliğinin,geriliğinin,pratikte devrimci mücadeleden uzaklaşmalarının,kendilerini ‘zayıflayan’ devrimci yönde değil, tarihsel kısa dönemin  de ‘genişleyen’, gerici yaşam ve düşünüş tarzında ifade etmesinin de ürünüdür. Burjuva düşünüş tarzına dönemsel boyun eğişin faturasını kişilere yüklemek, onun toplumsal,sınıfsal çelişkilerini çözmek yerine, dün var olan,bugün ve yarında var olacak olan çelişkinin ‘çelişki’ olduğu totolojisine sığınmak kime yarar?Sorun budur.Bu totoloji maddenin hareketini,toplumsal hareketi nasıl etkiler?Ezilen sınıfların çıkarını içeriyor mu?Bu çıkar düşünce de var olsa dahi, pratikte anlam taşıyor mu?Mesele budur.

Açık yürekli olalım.Tarihimizin olumlu olumsuz her şeyi bizimle var.Kimse kendini kenara koymasın.

Ezilen sınıflardaki örgütsüzlük,mücadele de isteksizlik,pratikte gerilemenin ürünü olan teorik ve siyasal geriliğin ilacı; ileri unsurların ‘dar sınırlarını’ parçalaması, pratikte bir devrimci hareket, tüzük ve programı bilince çıkarmak gerekiyor.

Çelişki, sorunu tespit etmekte değil,çözmekte.

İyi Çalışmalar.

Taner Özcan

53363

MERYEM (MARİAM) BAKIRCIYAN

Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde ölümsüzleşen efsanevi devrimci Armenak Bakırcıyan ( Orhan Bakır)'ın annesi, hepimizin sevgili büyüğü MERYEM ANA'yı 29.7.2014 tarihinde İsveç / Stockholm'de 89 yaşındayken kaybettik

 

MÜLK VE SERVETLER HALKINDIR

 Gazetelerin yazdığına göre sadece bir gökdelenin fiyatı birkaç milyar doları buluyor. Peki sizce halktan herhangi bir insan, yani bir işçi, bir memur, bir esnaf, bir çiftçi veya sizden biri çalışarak böyle bir gökdelene sahip olabilir mi? Olabilecekse kaç milyon yıl çalışması gerekiyor?

TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillalarından eylem

Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillaları, 30 Temmuz Çarşamba günü öğlen saatlerinde Dersim merkeze bağlı Geyiksuyu yolunda yol kesme eylemi gerçekleştirdi.

Komünistler mi Haklı Anarşistler mi ?

Sosyalizmi konuşacaksan  Anarşistlerle  konuşacan.

Partide esas  yoğunlaşmalı derken kendi öncülüklerinin tasdik edilmesini  anlayan insanlara  inanan köylülerle sosyalizmi konuşmayacan.

İnandıklarınıza  esasımız köylüdür deyince artık anlamamız gerekenin  kapitalizmle bağları en az olan sınıflardır diye hale niye söyleyemediklerini soramadığınızdan da faz geçiyorum   sosyalizmde ortaya çıkan  bürokrasizmi, lider sultasını..  sorarsanız,

Size verecekleri tek cevap:

"Siz geldiniz ya, sizi bekliyordum. Artık uzun bir yolculuğa çıkabilirim.’’ MERYEM BAKIRCIYAN

     Irksal, dinsel kültürel ayrımcılığı ömrünce bilfiil yaşadı. Faşist diktatörlüğün baskılarına seksen dokuz yıl yaşayarak tanık oldu. Diyarbakır’da eşinin ve kendinin gördüğü baskılar yetmezmiş gibi çocukları da akla gelmez baskılara maruz kalır. Irksal olduğu kadar dinsel baskıların haddi hesabı yoktur. Gördükleri baskılar öylesi bir hal alır ki artık dayanılmaz hal alır. Dinsel baskı artık çocuk yaşamlara kadar yansır.

Seçim Tiyatrosu ve esir figüranlar

Bir ağanın eli sopalı kâhyasını marabalarına seçtirmesi ile bu düzenin  cumhurbaşkanını halka seçtirmesi arasında esasta bir fark yoktur. Marabaların seçtiği kâhya nasıl ki marabaların değil de ağanın temsilcisi ise, bu düzende halka seçtirilen  cumhurbaşkanı da halkı değil devleti ve düzeni temsil eder. Kâhya görevi gereği ağaya, cumhurbaşkanı da doğal olarak kurulu düzene hizmet eder. Çünkü bu düzen öyle kurgulanmış ve anayasası, kanunları, yargısı, parlamentosu, silahlı kuvvetleri, emniyet ve istihbarat teşkilatı ve her derece bürokrasisiyle temelden çatıya kadar öyle inşa edilmiştir.

KÜRDİSTAN VE ORTADOĞU’DA NELER OLUYOR?

  Bölgemize ilişkin o kadar çok değerlendirme ve tahlil yapılıyor ki,  her gün yeni senaryo ve komplo teorileriyle uyanmaktayız. Başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere bütün emperyalistler kendi çıkarları doğrultusunda planlar yapmakta, dost ve düşmanlarını izledikleri siyasete göre belirlemektedirler. Zaman zaman taşeron örgütler oluşturarak taktikler ve politikalar üretmektedirler. Dinler arası savaşları kışkırtmakta böl- parçala -yönet politikasını çok muazzam işletmekte, uygulamakta ülkeleri, bölgeleri ve dünyayı yeniden düzenlemekte kendine uygun işbirlikçi faşist devletler vb.

Hangi “erkekliğe sığar”, “kadın dövmek”!

Seks işçilerine şiddet uygulayan Halk Cephesi'ne Yeni Demokrat kadın’dan (anlarsa!) bir soru:

Sıklıkla kullanılan bir deyim vardır: “Kadın dövmek, erkekliğe sığmaz!”

Erkek; eğer ki “kendisini aldatmamış”, “eline erkek eli değmemiş”, “kendisine karşı gelmemiş”, “ağzı var dili yok” bir kadına “durduk yere” şiddet uygulamışsa isyan edilir:

“Hangi erkekliğe sığar kadın dövmek?” (Hoş, kadın ne kadar bu toplumsal mağduriyet vasıflarına uysa da, kadına uygulanan erkek şiddetinin hep “haklı bir nedeni” var görülür.)

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, yönelimimiz ve Demirtaş’ın adaylığı

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine günler kala, mitingler, konuşmalar ve adayların vizyon-perspektif açıklamaları ile birlikte, adayların niteliğine, hedeflerine ve çalışmalarının mahiyetine dair tartışmalar gündemin büyük bölümünü kaplamış haldedir.

Seçimlerde taleplerimizle boykotu büyüt

Yeni bir seçim sürecine daha girildi. Seçim süreçleri, dönemsel özellikleri itibariyle taktik olarak önemlidir. Kimi zaman, sınıf mücadelesinin ortaya çıkardığı tablo, güç dengeleri, seçim süreçlerinin bir taktik olarak ele alınıp değerlendirilmesine elverişli olur. Böylesi dönemlerde, seçimlere dâhil olunarak politik yaklaşımız ortaya konulur. Bazen ise, seçimlere dâhil olmak sınıf mücadelesinin andaki gelişimine hizmet etmeyen bir süreç olarak ortaya çıkar. Böylesi durumlarda, boykot, politik bir tavır alış olarak gündeme gelir.

Tek ayaklı boykotçuluk ve utangaç verici tavırsızlık!

Cumhurbaşkanlığı seçimleri devrimci, demokratik ve halk saflarındaki siyasal kesimlerin aldığı tavra ve onu içeriklendirmesine bağlı olarak esasında bir turnosol işlevi de görmüştür. Birçok siyasal hareket süreçteki tavrını belli etmiştir. Bu tavırlar kabaca üç kategoriye ayrılabilir.

Sayfalar