Bölgemizde Netleşen Emperyalistler Arasi İt Dalaşı
Ortadoğu’da uzun yılları kapsayan pazara hakim olma dalaşında saflar netleşiyor. Emperyalist tekelci sermaye devletleri ve onların egemenliği altında varlıklarını sürdüren komprador işbirlikci faşist diktatörlükler arasında yürütülen hakimiyet dalaşında saflar netleşiyor. Herbiri karşımıza ülkemizi işgal , istila ederek “kurtarıcımız” olarak çıkıyor.
İkinci dünya savaşından günümüze devam eden tekelci sermayenin egemenlik savaşları bazan’soğuk’ bazan ‘sıcak’ hallere bürünerek devam edegeldi. Özellikle , Sovyetler Birliğinin içten fetih edilerek yıkımı , bürokratik devlet kapitalizminin geriye dönüşümde yakaladığı başarı, dünya proletaryasının önemli can alıcı mevzisini yitirmesine sebep oldu. Bu durum emperyalist sermaye arasındaki rekabeti dahada yoğunluklu hale getirmiş oldu. Pazarlara hakim olma , ellerinde bulundurdukları ülkeleri geri kaptırmama,sermaye aktarımıyla yeni sömürü pazarları oluşturma at başı devam ederek günümüze kadar süre geldi. Sovyetlerin dağılması , Rus bürokrat devlet kapitalizminin egemenliğini pekiştirmesi, Çekoslovakya nın işgaliyle yeni bir boyut kazandı. Kendilerine ‘komünist’,’sosyalist’sıfatını takan birçok devlet ve parti bu haksız ve gerici işgali destekledi, deyim yerindeyse bu haksız gerici işgali ‘sosyalizm’ adına ateşlice savundular. Bu ne anlama geliyordu? Bir ulusun istemleri, talepler dikkate alınmadan , halkın iradesine rağmen ; bir avuç işbirlikci devlet bürokrat kapitalistinin oluşturduğu faşist yönetimi koruma adına tanklarla, toplarla bir ülkenin , halkın iradesine kanla , işgalle mudahale edildi. Bunu Afganistan işgali izledi ve aynı yanlışları birileri çıkıp ‘sosyalistlik adına yeniden fanatikce savunur oldular. Ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkını açıktan açığa ‘sosyalizm’ adına gasp ettiler. Gerici emperyalist işgali dünya halklarına ‘ Devrim ihrac etme’ olarak lanse ettiler. Oysaki, devrim asla ve asla hiçbir şekilde başka bir ülkeye mudahele edilerek ihrac edilemez bilimsel sostalzmin olmazsa olmazı olan ilkeyi ayaklar altına aldılar . Dünya ezilen halklarını ve uluslarınıda ,’sosyalizm getiriyoruz, özgürlük getiriyoruz maskesiyle örtü verdiler. Kendilerine itaatkar diktatör yönetimler oluşturarak egemenliklerini devam ettirdiler.Sosyalizmin dünyada kazandığı itibarı ve güvenide böylece itibarsızlaştırdılar. Bulgaristan’da , Doğu Almanyada , Varşova patkında yaşanan kanlı baskı ,zulüm , işkence ve katliamlar ‘sosyalizm’ adına utanç vericiydi. ‘Sosyalizm’ adına uygulanan faşizm, dünya halklarının sosyalizmi olumsuzlamasıyla kalmadı,aynı zamanda karşı konulması mutlaka gerekli kanlı bir diktatörlük olarakta algılanmasına sebep oldu
Yakın geçmişimize kısaca bir göz attığımızda ,’sosyalizm’adına
uygulanan faşizme karşı ezilen halklar baş kaldırdı,isyan etti ve o yıkılmaz görülen devletler “kağıttan kaplanlar gibi içi boş” çıktılar. Patır patır yıkılıverdiler. Gördükki,ne Arnavutluk ta sosyalizm ne Romanya’da , nede Yugoslavya da sosyalizm yaşanmış… Demokratik devrimler sonrası herbiri bir diktatörya ya dönüşmüş,sosyalizme düşmanlığı ,kendi halklarına zulmü amaç haline getirmişlerdi. Devlete ve patiye çöreklenen bürokrat kapitaliste hizmeti asıl hale gelmişti. Bu gerçeği göremeyenlerin önemli bir bölümü kapitalist sisteme adepte oldu,safını netleştirdi. Bir kısmı büyük hayelleri suya düşünce kendine yeniden arayışlarla ‘yeni sosyalizm tahlili’yaparak, Marksizmden sonrası “harammış”, ne lenin , ne Stalin, nede Mao haklıymış imkarına savrularak halen büyük arayışlar içerisinde cebelleşip durmaktadırlar. Yazımın konusu bu olmadığından geçiyorum.
Başından günümüze Ortadoğu’da yürütülen savaşın içerisinde olan Rusya şimdiye değin hakimiyet dalaşını sessizce vede diplomatik kanalları kullanarak yürütüyordu. ABD ve Avrupalı emperyalistlerin işgal ve istilasını izliyor ona uygun yeni strateji ve taktikler belirliyordu .Öyle küçümsenecek bir güçde değil,kaldıki, Asya’da önemli bir ittifak bloguna sahip bulunmaktadır. Çin günümüzün en genç ve sürekli gelişen emperyalist devletidir. Rusya’nın ve Çin devletiyle yıllardan bu yana süren bir ittifakı mevcuttur. Yakın geçmişte oluşturulan Şangay işbirliği örgütü ve İran dahil , Hindistanın bu işbirliği içerisinde bulunması, Nato karşıtı güçlü bir bloğun oluşturulduğunu bize göstermektedir. Rusya özellikle gaz üretimini ve teknolojik silah üretimini ciddi bir sermaye olarak kullanmaktadır.
Amerikan emperyalizmi ve büyük müttefiği avrupalı emperyalist devletler Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de yıllardır sürdürdükleri işgal , ilhak ve katliamlarla teşir ve tecrit oldular. Uzun yıllar sürdürülen işgal katliam ve zulüm kadın çocuk demeden e masum insanların katledilmesi, kadınlara zorla tecavüzler eli kanlı bu emperyalistlerin yenilgisinin yolunu açtı. Irak ve Suriye’de yürütülen kirli haksız savaş yenilgi alınca , devreye yeni oluşturup organize ettikleri Işıd , El Nusra,ÖSO vb devreye sokuldu. Kendi yarattıkları kanlı katil canavara karşı kurtarıcı rolüne bürünerek sahte ve sözde bir savaş başlattılar. Bugün bu gerçeği bilmeye yoktur. Mazlum Ortadoğu halklarını başka şekilde kandırmanın , üzerlerinde egemenlik kurmalarının yolu yoktur. Halbuki , başta Amerika olmak üzere , emperyalistler ve İsrail siyonizmi o kadar kan döktüki , o kadaf mazlumu katlettiki , o kadar mazlum insanı yerinden , yurdundan , vatanından sürdüki , bunu anlatmanın mümkünü yoktur,bilenimiz ise çoktur.
Geçtiğimiz günlerde Rus emperyalizmi ani bir atakla Suriye devletinin yanında yer aldığını , Esad’ı desteklediğini ,”islami redikal örgütlere karşı Esad’la birlikte savaşacağını ilanetti. Amerikan uşağı Türkiye yönetiminin iflas eden ortadoğu politikası , bir kez daha dibe vurdu. “Isıran köpek dişini göstermez”misali Türk devletinin dizleri titremeye başladı.İmdadına Amerika ve Nato cılız sesle yetişmeye çalıştı ama olmadı. Rusya elinde bulundurduğu bütün kozları kullanıyor ve gelecektede kullanacağa benziyor . Çünkü , Türkiye gaz kullanımının yüzde ellinin üzerine varan kısmını Rusyadan temin etmektedir. Yarın Ukraynalılara uygulanan ambargo yolda türkiyi de beklemektedir.
Peki bu tekelci emperyalist devletler neden kendi ülkelerinde değilde , Asya’da, Afrika’da, latin Amerika’ya asker , savaş filoları,tanklar,toplar gönderiyorlar ? Neden kendi ülkelerinde,kendi sınırlarını korumuyorlar? Neden bizim gibi ülkelere sürekli müdahale ediyorlar , üsler kuruyorlar,istedikleri gibi cirit atma haklarına sahiplerde , biz değiliz?Afganistan’a sınır değiller,ırak’a sınır değiller,Suriye’ye sınır değiller , peki ne ararlar bu emperyalist işgalci yankeler bizim topraklarımızda, bizi çok sevdiklerindenmi , diktatörlerimize karşı olduklarındanmı,bize demokrasimi getireceklerindenmi ? Bu soruları kendimize sorduğumuzda ve cevaplar arayıp bulduğumuzda bütün gerçekler gün yüzüne çıkacaktır.
Buraya kadar açıkladığım gerçekler şunu göstermektedir ;Eli kanlı emperyalistler dünya halklarının düşmanıdır. Hiçbir zaman emperyalist sermaye halkların dostu ve kurtarıcısı değildir. Aksine kirli,kanlı savaşları çıkarmakta,ülkeleri kıtaları egemenlikleri altına almakta , ülkelerimizin yeraltı , yerüstü zenginlik kaynaklarımızı gasp ederek bizleri yoksulluğa , sefalete , açlığa ve ölüme terk etmekte köleleştirmektedirler. O sebeple bu kanlı katil emperyalist sistemlerin haksız-kirli savaşlarına karşı çıkmalıyız,bu bir insanlık görevidir. Çünkü emperyalistler arası savaşlar haksız ve gerici savaşlardır. Emperyalist devletler bölgesel , yöresel ve zamanı geldiğinde dünyada savaşları örgütlemekte,çıkarmaktadırlar.
Bu haksız ve gerici savaşlara karşı haklı ve meşru savaşlar yürütülmektedir . Dünya işçi sınıfı başta olmak üzere,ezilen halklar ve sömürge mazlum ulusların emperyalist sömürü sistemine karşı bütün baş kaldırıları ve isyanları,savaşları haklıdır , tartışmasız meşrudur , desteklenmelidir. Hangi gerekceyle olursa olsun emekle sermaye arasında , ezenle ezilen arasında,sömürgeciyle sömürge ulusu arasında bir bariş ve birlikte yaşama mümkün değildir. Çünkü , egemenler zaten üstümüzde bütün egemenliklerini tesis etmiş , yasamasıyla,yargısıyla yürütmesiyle bizleri ezmekte,sömürmekte,işkencelerden geçirmekte. Asmakta , kesmekte,tecavüz etmekte,ölülerimize en vahşice işkencelerle sokaklarda sürüklemektedirler. Bütün bunlar bizler arasında bir barışın olamıyacağını göstermektedir. Taki sömürü sistemi ve emperyalizm son buluncaya kadar sınıf savaşımı yaşamın her alanında devam edecektir. Varmı buna itirazı olan…
Yaşadığımız dünyada her kime sorarsak soralım,hepsi ama hepsi “biz savaşa karşıyız , sivil insanların öldürülmesini istemiyoruz” diyecektir. Etrafıma dönüp bakıyorum ,”herkes savaşa karşı” ! herkes masum,herkes yardım sever , hümanist ve herkesin savaşlar karşısında gözyaşı pınarları ağlaya ağlaya kuruyuvermiş…
Diyorumki,herhalde bu savaşları bizmi çıkarıyoruzda haberimiz yok. Yani ezilenler,emekciler,işçiler , köylüler,mazlum ezilen uluslar, komünistler, soyalistler, devrimciler , ilericiler’mi savaşları çıkarıyoruzda kimsenin kimseden haberi yoktur. Bizler ne kadar “provokatör ve savaş kışkırtıcısıymışız”da bizim bizden haberimiz yokmuş… Sanki , birinci emperyalist paylaşım savaşını,ikinci emperyalist paylaşım savaşını kendileri değilde ,ezilen halklar ve bağımsızlık isteyen ezilen mazlum uluslar çıkarmış, milyonlaca yoksul halk , kadın , çocuk,yaşlı bu yüzden ölüyormuş! Eğerki, kendi eğemenlikleri altına aldıkları ,”ezilen halklar ve uluslar uslu dursalar , söylenenlere harfiyen uysalar,köleliği kabül etseler o zaman ne savaşlar çıkarmış , nede ölümler olur”muş! Bugün bizden bunu istiyorlar. Böyle bir barış isteyen varsa,kabul ediyorsa buyursunlar kurtlar sofrasında nasıl ve kimler tarafından esaret altına alınacaklarına kader deyip , seçtikleriyle birlikte yaşamaya devam etsinler. Kimsenin önünü kesen , tutan yoktur.
Emperyalist devletler kendi sermaye eğemenliğini hakim-kalıcı- kılmak için , kıtalar aşarak ülkeleri işgal etmekte , savaşlar çıkarmakta,milyonlarca yoksul mazlum halkın zalimce öldürülmesine,işkence görmesi, evlerinin , köylerinin yakılıp yıkılmasına,vatanlarını terk ederek yaşayan ölüler haline getirilmesine sebep olmaktadırlar. Kapitalizmin insanlığa bıraktığı miras ölüm,yıkım,sömürü , sefalet ve savaştır. Emperyalist sistemleri kar , daha fazla kar ilgilendirmektedir. Geride kalan felaketler umurlarında bile değildir.
Hatta kendi aralarında yürüttükleri gerici , karşı devrimci savaşların insanlığa yaşattığı felaketleri kendileri yapmamış gibi ,”yara sarma”yardımına çağrılar yapmaktadırlar.
Sonuç olarak; bugün Ortadoğu’da ve ülkemizinde içerisinde bulunduğu üçüncü emperyalist paylaşım savaşının ön provaları oynanıyor. Zincir heran , her zaman boşalacak bir atmosfere gidiyor. Bölgemizde devrimin dinamikleri zayıf ama mevcut,Kürdistan ulusal kurtuluş hareketi ülkemizde ve bölgemizde en güçlü devrimci dinamiği oluşturmaktadır. İçerisinde bulunduğumuz objektif ve subjektif seyride dikkate alırsak , Kürdistan ulusal kurtuluş hareketi bizim stratijik müttefiğimiz vede birlikte hareket edeceğimiz en dinamik güçtür.
Ortadoğu’da birbiriyle egemenlik savaşı yürüten emperyalist devletlerin birini desteklemek veya birine iyi gözle yaklaşmak , kurtarıcı gibi göstermek şimdiden köleliği,teslimiyetciliği işbirlikciliği kabüllenmek olurki , bunu kabul etmenin mümkünü yoktur , olamaz. O nedenle bütün emperyalist işgalcilere aynı karşıtlıkta mücadele yürütülmelidir. İçinde bulunduğumuz özgülde taktik olarak öncelikli hedef halini alan emperyalist devletlerde belirlenmeli , okun ucu ona yönetilmelidir. Şu anki,koşullarda Amerikan emperyalizmi baş savaş kışkırtıcısı ve halkların baş düşmanıdır. Objektif olarak yapılan bu tesbit diğer emperyalist hedefleri gözardı etmeyi getirmez.
Son Haberler
Sayfalar
Devrimci Pratik ve Militanlaşma
Günlük, üretkenlikten yoksun, kendini tekrarlayan faaliyetler militanlaşma anlamında bir gelişmeyi tetiklemez. Yine devrimci pratiği zayıf bir özne, her şeyden önce geçmiş olumsuz alışkanlıklarıyla devrimci bir tarzda hesaplaşmaya girmez. Yani düşünsel ve pratik olarak küçük burjuva düşünüş ve yaşam tarzından militanca bir kopuş sürecine yönelmez. Çünkü devrimci militanlaşma proleter düşünüş tarzına aykırı olan her türlü burjuva anlayışla hesaplaşma düzeyine bağlıdır. Sade bir dille ifade edecek olursak; köklü bir kopuş, çok yönlü ve kapsamlı bir hesaplaşmayla mümkündür.
“CHP’yi demokrasi cephesıne katılmaya zorlama” yaklaşımları üzerine - I
Toplumda ve doğada yaşanan her değişim, dönüşüm ve gelişmeye koşut olarak, her olgu ve kavram gibi, CHP de elbette ki tartışmalar konusu olabilir, olmalıdır da. Bunda herhangi bir anormallik olmasa gerek. Hayatta, ortaya çıktığı o ilk andaki haliyle, değişmeden kalan/kalabilen hiçbir şey olamayacağına göre; CHP’de de bu kural gereği, el mecbur, bazı değişim ve dönüşümler yaşanacaktır. Bunu yadsımak, hayatın diyalektiğini yadsımakla eşanlamlıdır.
Tutuculuk,dogmatizm ve tabela devrimciliği devrime vardırmaz!
Kısa bir süre önce, “Bu Kendi Kendimizi Kandırmamız Daha Ne Zamana Kadar Sürecek Acaba?” başlıklı, kısa-özlü bir yazı kaleme alıp, bloğumda paylaşmıştım.
Yazıda Türkiye ve K. Kürdistan Devrimci Hareketinin içinde bulunduğu olumsuz durum ve açmazları özetlenmiş, kendi kendine yapageldiği ajitasyona ve kafasını kuma gömme hallerine dikkat çekilmiş ve son paragraf olarak da şu soru sorulmuştu:
Tehlikenin farkında mıyız?
"Türkiye yüzyılı maarif modeli" ile hedeflenen şey; Devlet eliyle "dindar ve kindar nesil" yetiştirmek ve tedrici geçişle din esaslı bir rejim inşa etmektir,
Öncelikle ve de tereddütsüzce idrakinde olunmalı ki bu konuda yapılmak istenenin tümü, ‘toplumsal mühendislik’ yöntemleriyle, zamana yayılı olarak tamamen Erdoğan’ın ‘gizli ajandasının’ şu son derece aleni ideolojik tercihlerini hayata geçirmek maksadıyla yapılmaktadır. Yani asla ‘masumane’ ve de spontane şeyler değil bunlar. Örneğin şöyle diyordu fiiliyatta kendisine İslâm halifesi misyonu yüklemiş olan Erdoğan:
Bugün Galatasaray Meydanında bariyerler bir genişledi ve arkasından geri daraldı.
Meydana gelmeden meydana açılan her yol denetim altına alınmış, polis denetiminden ve üst aramasından sonra meydana girdik... Arkasından heykelin olduğu yere geldim, orası da bariyer ile çevrilmişti, ön taraftan giriş yerine yan taraftan giriş açılmıştı, oradan da üst aramasından geçip oturma eyleminin olacağı heykel çevresine geldik. Heykel, cumhuriyetin 50. Yıl heykeli. 100. Yıl heykeli yapıldı mı bir yerlerde bilmiyorum...
Bariyer içinde bariyer ve onun içinde izin verilen sınırlar içinde acılarımızı haykırmak!
Disiplin anlayışımıza eleştirel bir bakış – II
II.Bölüm:
Laz Nihat’ın başında bulunduğu ekip, öylesine şuursuzca bir gözü kapalılıkla kontraya tabi hareket etmekteydi ki düşünün, düşman operasyonlarının sürmekte olduğu bir arazide, başta ben olmak üzere, kendilerinden yana tavır almayacaklarına kanaat getirdikleri bir grup gerillayı silahsızlandırarak, öylece araziye terk etmeyi bile göze alabildiler…
Disiplin anlayışımıza eleştirel bir bakış – I
Aslında bu konuyu yıllar önce kaleme aldığım “Dersim Dağlarında” ve “Mao Zedung Değerlendirmeleri” isimli kitaplarımda, yaşanan somut örnekler üzerinden irdeleyip, kendimce, genel yaklaşımın ne olması gerektiğini, özlü bir perspektif olarak ortaya koymuştum. Ancak ne var ki bu kitaplarda ki tüm diğer konular olduğu gibi, bu konu da ‘meşru muhatapları’ olması gereken kişi ve yapılarca; ‘üç maymun’ seçeneğiyle karşılanmaya devam ediyor.
TKP-ML Merkez Komite: Pratiğimizde Bilinç, Bilincimizde Rehberdir İbrahim Kaypakkaya!
Coğrafyamız komünist önderi ve Demokratik Halk Devrimi’nin sönmez meşalesi İbrahim Kaypakkaya yoldaşın Amed Hapishanesi’nde katledilmesinin 51. yılındayız. Önder yoldaşımızın 18 Mayıs 1973’te katledilmesinden sonraki yarım asırlık zaman diliminde Türkiye ve Türkiye Kürdistanı toplumsal mücadeleleri tarihinin gelişim seyri, İbrahim Kaypakkaya’nın görüşlerini sadece doğrulamakla kalmamış aynı zamanda güncel kılmıştır.
Selahattin Demirtaş'a ve bütün tutsaklara...
"YÜREĞİN UMUT ETTİĞİ O ADRESTE" "LI DILÊ KU DIL HÊVÎ DIKE"
Düşkünlüğün, alçaklığın, düzenbazlığın, bağnazlığın, ırkçılığın, sefilliğin, çürümüşlüğün, bencilliğin, rezilliğin ve vurdumduymazlığın rağbet gördüğü bu topraklar sana göre değil dostum.
Yıllardır tanırım seni.
Hani, yüz yüze görüşmüşlüğümüz olmasa da, beraber oturup bir bardak çay içmemiş, tek kelime sohbet etmemiş olsak da, sen hep aşinaydın bana.
Bir aralar bu aşinalığa bir isim bulayım dedim ama inan hiçbir yere oturtamadım.
Akraba desem, değil.
Komşu desem, hiç değil.
TKP-ML MK Siyasi Büro Üyesiyle Röportaj: “Partimiz 53. Mücadele Yılında Faşizme Karşı Savaşını Kararlılıkla Sürdürecektir”
” Kitlelerin hakim sınıfların siyasetinden bağımsız, kendi siyasetini örgütlenmesi ve dahası bir güç olarak ortaya çıkmasını önemsiyoruz. Bu anlamıyla başta İstanbul 1 Mayıs Taksim alanı olmak üzere, işçi sınıfının, emekçilerin, kadınların ve halk gençliğinin 1 Mayıs’ta Alanlara çağrısını değerli ve anlamlı buluyoruz.”
– Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
– İsmim Özgür Aren. TKP-ML MK, Siyasi Büro üyesiyim.
Tayyip'i, tayyip'e olan güvende yendi
Ah... kuzucuğum ah...
Ne oldu bize böyle.
Ne oldu.
Her şey tıkırında giderken...
Neler yaşadık böyle.
Bu seferde kediler chp'nin lehine mi trafoya girdi ne
Veyahut da.... veyahut da...
"Sizin siyasetçiler bizim sermayeden bir kaç kişiyi yemeye niyetlenirde bizde hemide hala iktidardayken sizlerden daha fazlasını ham... ham... etmeyiz mi ha..." demenin yarattığı korku uzlaşısı dolu komplo teorileriyle mi bundan sonraki seçimleri açıklayacağız.
Yoksa... yoksa...
Daha dün bir; bu gün iki