Biz Teröristi Tanıyoruz /Erdal Yıldırım
Ülkemiz ekonomik, siyasal, sosyal olarak çok önemli tarihi ve zorlu bir süreçten geçiyor. Başta iktidarı elinde bulunduran AKP ve onun başındaki Recep Tayyip Erdoğan, çocukları ve ailesinin birçok bireyi, bazı Bakanlar, bakan çocuklarının, AKP’yle iç içe olan kimi odakların karıştığı yolsuzluk ve rüşvet sarmalı hergün biraz daha açığa çıkıyor.
2002’den beri ülkeyi başta Nurcu Hizmet Hareketi, yani Fethullah Gülen Cemaati ile birlikte soyup soğana çeviren, bu süreçte her türlü talanı, paylaşımı, yolsuzluğu meşru hale getiren, tüm kamu kurumlarını yandaşlarına paylaştırıp çiftliğe çeviren Erdoğan, gelinen noktada cemaatle - iktidar partisi arasındaki rant paylaşımı sebebiyle oluşan anlaşmazlıkları çözemiyor ve ülkeyi tam bir kaosa doğru sürüklüyor.
Ülke gündemi bizzat R.T.Erdoğan tarafından her gün biraz daha geriliyor, toplum bilinçli bir şekilde bir birbirine düşman edilmeye, kutuplaşmaya ve çatışma ortamına çekilmeye, hatta iç savaşa doğru sürüklenmeye çalışılıyor.
17 Aralıkta ülke tarihinin gördüğü en büyük yolsuzluk, rüşvet operasyonu sonrasında tam bir bataklığa girdiği görülen, kurtulmak için debelendikçe daha çok batan Erdoğan, düştüğü aciz durum ve çaresizlik nedeniyle kendisine muhalif tüm kesimlere, kitlelere, ezilen milyonlara, demokratik hak ve talep istemlerde bulunanlara saldırmayı birincil ve yegane politika olarak belirlemiş görülüyor.
Erdoğan, 12 yıllık iktidarında ekonomik, sosyal, siyasal konularda, farklı kimlik ve inanç sahibi kesimlerin her türlü temel hak ve özgürlük taleplerini reddetmiş; muhalif düşüncelerin dile getirilmesinde asla hoşgörüyle yaklaşmamış, bilakis her türlü demokratik hak ve talepleri polisiye tedbirler ve faşizan yöntemlerle bastırmaya çalışmıştır. Hak, hukuk ve adalet isteyenlere düşmanca tavır takınan Erdoğan adeta diktatörce davranmayı kendisine düstur edinmiştir. .
Geçtiğimiz yılın Mayıs sonunda Taksim Gezi Parkında başlayan “ayaklanma” sürecinde de, çevreyle ilgili taleplerde bulunanlara bile toleransız davranmış, aylarca tüm ülkede süren direnişler sonunda 7 gencimizin katledilmesi emrini vermiştir. Ayrıca 16 Haziranda evinden bakkala ekmek almaya giden 14 yaşında bir çocuk olan Berkin Elvan, polislerin yakın mesafeden attıkları gaz fişeği ile yaralanmış, 269 gün komada kaldıktan sonra sonsuzluğa uğrulanmıştır.
12 Mart günü gerçekleştirilen cenaze törenine katılan yüzbinlerce insanın ağırbaşlı, onurlu tavrına bile tahammül edemeyen Erdoğan, büyük bir pervasızlıkla Berkin Elvan’ın annesi ve babasını mitingine katılanlara yuhalatmış ve Berkin’i de teröristlikle suçlamıştır.
Bu tam da hırsızın suçüstü yakalanması demektir! İnsan karşısındakini kendisi gibi bilirmiş..
Çok uzağa gitmemize gerek yok. Biraz geriye doğru gidelim ve kısaca belleklerimizi tazeleyelim.
Terörist, tek suçu Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenliklerinde gidip semah dönmek olan 12 yaşındaki çocuk KORAY KAYA mıdır?
Yoksa terörist, ellerinde gaz bidonları "yakın ula yakın" diyerek Madımak'ı ateşe verip 33 kişiyi diri diri yakan binlerce gerici, faşist, güruh mudur? Yoksa terörist, yıllarca bu katilleri savunan, koruyan, iş güç sahibi yapan, Madımak katliamı davasını "zaman aşımına" uğratan AKP iktidarı ve onun başındaki kişi midir? Kimdir?
Terörist, 2004 yılında Mardin Kızıltepe'de evinin önünde, babasıyla yan yana ve ayağında terlikli bir şekilde 13 kurşunla öldürülen henüz 12 yaşındaki UĞUR KAYMAZ mıdır?
Yoksa terörist, o dönemde de iktidar olan, tetikçi katil polisleri gizleyen, koruyan ve yargılamayan AKP iktidarı ve onun başındaki kişi midir? Kimdir?
Terörist, Diyarbakır'da 2006 yılında henüz 7 yaşında bir küçücük çocukken polislerin attığı gaz fişeği ile öldürülen küçücük yavru ENES ATA mıdır?
Yoksa terörist, Enes'i vuran 3 polisin dosyalarını 6 yıl raflarda tutup yargılanmalarını engelleyen AKP iktidarı ve onun başındaki kişi midir? Kimdir?
Terörist, Diyarbakır Lice, Xambas mezrasında 2009'da kuzularını yayarken atılan roketle parçalanıp ölen 12 yaşındaki kız çocuğu CEYLAN ÖNKOL mudur?
Yoksa terörist, askeri birlikten roketi atan şüphelilerin bile soruşturulmasını engelleyen AKP iktidarı ve onun başındaki kişi midir? Kimdir?
Terörist, birazcık daha insanca yaşamak, aç kalmamak için sınır ötesine bir bidon mazot, bir karton sigara getirmek için giden, ancak savaş uçakları tarafından bombalanan 34 Kürt çocuğu mudur?
Yoksa terörist, savaş uçağı pilotlarına bizzat ateş emir verip 34 Kürt gencinin, çocuğunun öldürülmesinin bir numaralı sorumlusu olan AKP iktidarı ve onun başındaki kişi midir? Kimdir?
Terörist, iktidara geldiği 2002 yılından buyana ülkeyi soyup soğana çeviren, kısa sürede dünyanın sayılı zenginleri arasında yeralan, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan, devletin tüm kurumlarını yandaşlarıyla dolduran diktatörlük hevesli birisine karşı demokratik yollarla protesto etme hakkını kullanırken öldürülen Abdullah, Mehmet, Medeni, Ethem, Ali İsmail, Ahmet, Hasan Ferit mi?
Yoksa terörist, her türlü demokratik hak ve talebi faşizan bir şekilde bastıran, övünerek “polise vur emrini ben verdim”, ve “polisimiz destan yazdı” deyip onca gencimizi aramızdan alıp götüren AKP iktidarı ve onun başındaki kişi midir? Kimdir?
Terörist, bakkala ekmek almaya giderken evinin önünde gaz bombalarıyla vurulup, ölümsüzleşen 14 yaşındaki BERKİN ELVAN mıdır?
Yoksa terörist, ya da katil, polise destan yazdıran, "kara kaşlı çocuk" Berkin Elvan'ı aramızdan alıp götüren AKP iktidarı ve onun başındaki kişi midir? Kimdir?
Benim için bu soruların yanıtı çok açıktır.. Teröristin de kim olduğu, katilin de kim olduğu gündüz ve gece kadar, ekmek ve su kadar, hava kadar gerçektir.
Ve şimdi onur ve şeref sahibi, kendisine insanım diyen herkes, elini vicdanına götürüp bu soruları kendisine mutlaka sormalıdır. Sorduğunda ve kendisine yanıtını verdiğinde görecektir ki, çevremizdeki komşu ülkelerde bile iç savaş için her türlü dalavereyi çeviren bu kişi göz göre göre ülkemizi de bir iç savaşa götürme uğraşı içindedir.
Ve toplumun tüm dinamikleri bu diktatörün haramı saltanatını yerle bir etmek için Faşizme Karşı Birleşik Cepheyi en kısa sürede örmeli ve iktidarı alaşağı etmelidir.
Erdal YILDIRIM
16 Mart 2014
Erdal Yıldırım
2012 yılı sonlarından itibaren sitemize yazılarıyla yeni bir soluk katan yazarımız genellikle Aleviler ve sorunları üzerine makaleler yazmaktadır.
erdalyildirim@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
Yolsuzluk
2010 yılında Anayasa refarandumu onaylanması için Maltepe meydanında halka hitaben yaptığı konuşmada Başbakan R.T.Erdoğan şöyle diyordu '' merhum Menderes'lerin biz bu yola çıkarken kefenimizi de yanımıza aldık'' dedikleri gibi,''biz kefenimizi zaten yanımızda taşıyoruz'' sözlerini şaşkınlıkla dinledim.Bir başbakan vatandaşlarına ''nasıl böyle bir şey der'' diye düşündüm.Ne yapmış olabilir ki ''kefene'' gerek duyulsun.Bu sözün ne anlam taşıdığını bugün daha rahat anlayabiliyorum.
Beni ve hamile eşimi çırılçıplak soydular!
Dışişleri eski bakanı Coşkun Kırca'nın, Kürt milletvekili K'ye cevap vermek için çıktığı meclis kürsüsünde, "Türkiye'de her Türk vatandaşı Türk'tür. Hepsi Türk'tür. Kendi vicdanınızda bunu hissediyorsanız öyledir; ama kendiniz sapmışsanız o zaman size ancak susmak ve susanlara karşı Türk devletinin gösterdiği sabırdan istifade etmek düşer, daha fazlası değil…"dediği günlerdi.
Hukuk Mu Dediniz?
Güney Afrika Cumhuriyeti'nde, emperyalist bir tekelin çıkarları uğruna maden işçilerinin katledilmesi (16.08.2012)
Burjuvazi ve onu hizmetindeki kalem erbabı; “hukuk”, “adalet”, “hukukun üstünlüğü”, “yargı bağımsızlığı”, “bağımsız Türk mahkemeleri”, “demokrasi” “insan hakları” gibi kavramları çok sever. Her fırsatta bunları dile getirirler. Burjuvaziyi tanımayanlar; “bunlar ne kadar da adalet ve hukuk düşkünüymüş” diye hayret içinde kalır ve alıkışlarlar, kendi zayıf “hukuk düşkünlüklerinnden" ve zayıf “adaletli” oluşlarından utanır olurlar.
“Zamanın ruh(suzluğ)u”na karşı İbrahim Kaypakkaya
“Geçmiş asla ölü değildir.Geçmiş, geçmiş bile değildir.”[1]
Postmodern vazgeçiş dört yanımızı kuşatmışken; çürüyen “zamanın ruh(suzluğ)u”na inat İbrahim Kaypakkaya hakkında yazmak, konuşmak çok önemlidir ve gereklidir…
Gereklidir çünkü gerçeklerin “unutuşa”, “suskunluğa” terk edilmek istendiği yalanın egemenliğinde, Mihail Yuryeviç Lermontov’un ‘Düşünce’ başlıklı şiirindeki, “Kaygıyla bakıyorum bizim kuşağa!/ Geleceği ya boş ya karanlık görünüyor...” dizeleri anımsamamak/ anımsatmamak elde değil…
Beşikçi ve Kürd resmi ideolojisi
Ömrünü Türk resmi ideolojisiyle mücadele etmekle geçirmiş,Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin kırk yıllık emektarı İsmail Hoca’nın Apocu resmi ideolojinin yeniden üretiminden ve propagandasından sorumlu Ferda Çetin üzerinden eleştiri adı altında saldırıya uğraması hazin olmanın ötesinde Kürdistan’da Kürdistanlıların iktidarından yana kesimlerle Türkiyelileşme sevdalısı entegrasyoncu kesimler arasındaki ideolojik cephe savaşının başlangıç düdüğü olma potansiyeline de sahiptir.
Edebiyatin Latin Cephesine kenar notlari[*]
“Adını değiştir,öykü seni anlatsın.”[1]
“Resmi payeleri hep reddettim. Legion d’honneur’ü de kabul etmemiştim. Fransız akademisine de girmedim. Yazar kendisinin bir kuruma dönüştürülmesini reddetmelidir. Bu onur verici bir paye dahi olsa bunlar kişisel nedenlerim. Ayrıca şu da var: ben iki kültürün barış içinde bir arada yaşayabilmesi için uğraşıyorum. Elbette çelişki ve çatışma var ve olmalı. Burjuva bir ailede yetiştiğim hâlde sosyalist oldum. Sempatim ondan yanadır. Bir de bu yüzden, bu ödülü verenlerin konumundan dolayı, kabul edemem,” vurgusuyla ekler Jean Paul Sartre:
Latin Amerika'dan barış süreçleri 'El Salvador’ örnegi
* Anlaşıldı:Savaş artık Barış demek.Öyleyse bundan böyle domuzlara at,kız çocuklarına erkek deyip geçelim...”[1]
El Salvador’da iç savaşın tarihi, 1970’li yıllarda, topraksız köylülerin, kent yoksullarının, işçilerin, öğrencilerin sokaklara dökülen muhalefeti karşısında ABD destekli ordunun kanlı operasyonlarına dayanır.
Kanlı parseller
Bugün 2014'ün ilk günü. Hastalar sağlık, yoksullar varlık, mahpuslar özgürlük, âşıklarsa kavuşmayı diler her yeni yılda. Ben nice hayaller kurarak binlerce yıl öncesine gittim yeni yılın bu ilk dakikalarında. Hayal bu ya, Tanrı ilk yarattığında dünyayı, sihirli bir değnekle dokunsaydı eğer hayatın zümrüt yeşili bahçelerine, atalarımız olan ilk insanlar cennet bir dünyaya açacaklardı hayretle gözlerini.
Muharrem Erbey'in suçu ne
Geçenlerde Diyarbakır cezaevine gidip bazı dostları ziyaret ettim. Uzun yıllardır tutuklu olan Senanik Öner, Hatip Dicle, Şırnak belediye başkanı Ramazan Uysal, Muharrem Erbey ve İdil belediye başkanı Resul Sadak'la kısıtlı bir zamanda da olsa hasret giderdim. Hepsi yıllardır hapiste; hapislik adeta yaşamlarının bir parçası haline gelmiş. Kendisini meselenin tarafı olarak gören mahkemeden herhangi bir beklentileri kalmamış, hukuk ve adalet duygularını haklı olarak yitirmişler. Rehin olarak içeride tutulduklarını düşünüyorlar.
Ecdat(iniz)in VukatU(lar)i[*]
“İşte bir sürü olay sana. Ve bir sürü soru.”[1]
Hepimize Stephen Hawking’in, “Bilginin en büyük düşmanı bilgisizlik değildir, bildiğini zannetmektir,” sözünü anımsatan bir “Ecdat” yaygarası aldı başını gidiyor…
Semih Gümüş’ün, “Tarihi anlar yaratamaz”; Giorgio Agamben’in, “Tarih asla anda yakalanamaz, sadece bütüncül süreç olarak yakalanabilir,”[2] uyarılarını kavrayamayan “ecdat körlüğü” dört yanı sarıp sarmalıyor…
Umutlarımızı Büyütüyoruz
“... komünist için sorun, mevcut dünyayı köklü bir biçimde dönüştürmek (revolutionieren), varolan duruma pratik olarak saldırmak ve onu değiştirmektir.”Marx-Engels