Salı Ekim 20, 2026

ԲարեւՆուպարՃան Merhaba Nubar Can…

Aradan geçen iki yıl zarfında zamansız bir anda aramızdan ayrılmanı hiç beklemiyorduk.

Ve hiç de kabullenmedik. Dostların, arkadaşların, yoldaşların tüm yakınların arasında şok etkisi yarattı. Yıkıldık, kaldık…

Rojava’dan Başur’a, Bakur’danYerevan’a kadar ne kadar da sevenin-soranın olduğunu bizi bırakıp gittikten sonra anladık, yaşadık ve gördük. Mütevazilik, çıkarsız davaya bağlı kalmanın, alçak gönüllü ve mert bir Partizan olmanın yarattığı sevgi seline bizi bırakıp gittikten sonra tanık olduk…

Yoldaşlığın, paylaşmanın, fedakarlığın, ezilenin, hor görülenin her zaman yanında olurken, iyi erdemlerin sıralamakla bitiremeyeceğimiz şekilde hepsinin senin üzerinde toplandığı, hele hele bugünkü zor koşullarda parmakla gösterilen ender Partizanlardan birisi olduğunu, ilerlemiş yaşına rağmen senin şahsında gördük.

Şehit düştüğüne halen inanamıyorum. Her zamanki gibi halini hatırını sormak, derin bir sohbete dalmak içimden geliyor. Ama askeri üniforma, Parti amblemi altında çekilen ve bizlere gülümseyen resmini hatırladıkça o zaman seni yıldızlara uğurladığımızı hatırlıyor ve kendimi toparlıyorum.

Seni hiçbir zaman üzmek istemezdim. Ama bazı gerçekleri söylemek zorundayım. Senden hemen sonra çok geçmeden her zaman seninle beraber, en zor anlarda senin yanında olan Serdar Can’ı da kaybettik. Belki de seni kaybetmenin derin üzüntüsüne kalbi dayanamadı.

O Amed’de, sen ise Derik’te aranızda TC’nin ördüğü aşılamayacak, uzak zannedilen derin duvarlarla örülmüşken ne kadar da yakınsınız.

Zamansız bir vakit aramızdan ayrıldıktan sonra, bir yıl geçmeden hasret ve acılara dayanamayan sürgünde yaşayan babanı da Nisan 2018’de kaybettik. Zaman bütün değerlerimizi bizden almaya devam ediyordu. Sakın ha üzülme, kendine dert etme. Senin yokluğunu ailene hiç hissettirmedik.

Yoldaşların aileyi bir an olsun yalnız bırakmayarak, son yolculuğunda bulundular…

Bize, arkana bakmadan mücadeleyi devrederek gittin…

Hakikat savaşı devam ediyor… Ճշմարտութեանպատերազմըշարունակվումէ…

Uyanan ve ayakları üzerinde durmaya çalışan Kürt halkının, ağır bedeller ödeyerek Ortadoğu karanlığının içinde yeni bir düzen, yeni bir toplum amacıyla yürüttüğü mücadele her geçen gün güçlenerek büyümektedir.

Kazanımların bir gün bütün bölgeye yayılacağının farkında olan gerici faşist iktidarlar ile başta TC’nin başı diktatör Erdoğan’ın rüyalarını kaçırmaktadır. Bu yüzden sınırlara duvarlar örmüş olmamış, şimdi de IŞİD çetelerini “güvenli bölge” adı altında Rojava’ya yerleştirerek işgal gayreti içerisindedir.

ABD ile Rus emperyalistlerine uşaklıkta sınır tanımayan Erdoğan, iki emperyalist devlet arasındaki çelişkileri kullanarak, NATO’nun en kalabalık ordusunu Rojava sınırına yığınak yaparak işgal tehditleri savurmaktadır. Bunun adı soykırımdır.

Arap, Kürt ve Hıristiyan halklar yeni bir soykırım ile karşı karşıyadır. Böyle bir çılgınlık yapması halinde savaşın bütün bölgeye yayılacağı, sorumlusunun Erdoğan olacağı ortadadır. İşte şu anki Rojava’da durum böyledir.

Peki biz bu savaşın neresindeyiz? Her zaman her koşulda belirttiğin sorun, bugün açık ve net olarak kendini gösteriyor.

Türkiye’de gerçek komünistler ile naylon sosyalistler-komünistleri birbirinden ayıran esas mesele Ermeni sorunu ile Kürt sorununa bakış açısıdır. Karşı çıkanlar her zaman İttihatçı damardan beslenenler, red ve imha politikalarının destekleyicileri olmuştur.

Bu güruh, ahlak ve vicdanen sınıfta kalmışlardır.

Geleneğimizin içinde de görünen bu anlayış Kaypakkaya’cılar ile naylon komünistler arasında da baş göstermiş, Kaypakkayacılar bunlarla arasına kalın bir çizgi çekmesini bilmişlerdir.

Rojava Devrimide tarafını belli etmiştir. Senin de içinde bulunduğun Partizan geleneği ilk günden bu yana direniş, özgürlük ve mücadeleden yana olmuştur.

Ama bedeli de çok ağır olmuştur.

Geleneğimiz bugünlere gelene kadar yüzünü iki kere Ortadoğu’ya çevirmiş ama her defasında kendi kendini fesh ederek başarısızlıkla sonuçlanmıştır. O dönemden bize miras kalan sadece Ozanyan ile Serdar Can olmuştur. Bunlar tesadüfi değildir.

Ve bugün Rojava gerçekliği ile geleneğimiz ayakları üstüne oturmuş ise bunun öncüleri sizler sayesinde oldu.

Demek ki istenildiğinde, doğru politikada ısrar ve sebat gösterildiğinde başarılı olunuyormuş.

İşte bugünlerin esas yaratıcıları sizler oldunuz …

Madalyonun öbür tarafında ise sana sevindirici haberlerim var. Geleneğimizin içinde bulunduğu kaos ve bunalımdan çıkması için gösterdiğin emek ve çabanın sonuçları görülmeye başlandı.

OHAL şartlarında birçok defa Dersim kırsalına giderek yoldaşlara ulaşma gayretin sonuçsuz kalmıştı. Her seferinde engellenen çaban önce ‘Örgütleme Komitesi’ sayesinde devam ettirildi. Sonra da 47 yıllık Parti tarihinde I. Kongre yapılarak taçlandırıldı.

Dil öğrenme konusunda ne kadar yetenekli olduğunu hem Paris’ten hem de çevirilerinden hemen anlaşılıyor. Paris’te Fransızca’yı çok kısa bir süre zarfında öğrendikten sonra Türkiye’den gelen ilticacılardan hemen hemen yardım etmediğin kimse kalmamıştır.

Herkese karşılıksız yardımda bulunmuşsundur. Yine Ermenice’den Türkçe’ye kazandırdığın hazine değerinde Şahumyan ve Orjonokidze’yle ilgili eserler Türkiye’de bir ilk olmuştur. Merak etme, emek ve çaban boşa gitmedi.

Sen ölümsüzleştikten sonra, çevirdiğin “Hristiyan Protestanlar ve Kızılbaş Mezhebinin Doğuşu” kitabı da okuyucularla buluştu.

Karabağ savaşının devam ettiği en zor günlerde ambargo ile kuşatılmış Ermenistan’da elektrik, ekmek ve gaz sıkıntısı altında yaşama tutunmaya çalışan Ermeni halkının acılarını ancak yaşayanlar bilir.

Halkın çaresizlik içerisinde gelenekselleşmiş kesin her evde bulunan kütüphanelerden kitapları ısınmak için yakarken tarihi değerdeki kitaplara senin nasıl sahip çıktığını biliyoruz. Bu anlamda zengin kitaplığından bir sürüsü halen bizlere emanetindir.

Türkiye’de saklı, yazılmayan tarih ile senin her zaman her fırsatta tarihi gerçekleri anlatımlarını unutmayacağız…

Türk Devleti Kürt halkından sonra her zaman Hristiyan halklar için bir tehdittir.

Artık Türkiye’de kırıntıları kalan Hristiyan azınlıklar, Suriye’ye tehcir olmuş aradan yüz yıl geçmiş olmasına rağmen tehlike halen geçmemiştir. Türkiye ve IŞİD tehlikesi bitmemiştir.

Süryaniler, Kildaniler TSK ve IŞİD saldırılarına karşı kendi öz savunma güçlerini inşa ederken, Ermeniler de artık yüz yıl sonra Suriye’de kendilerini koruyacak bir birlik oluşturarak adını“Şehit Nubar Ozanyan Taburu” koydular.

Yani sevgili kardeşim, emek ve çabaların boşa değilmiş!

Uzun ve yorucu yolculukların, sırt çantalı, aç ve susuz sınır boylarında sınır tanımadan Güney’den Rojava’ya geçişler, tuzak ve pusulardan Peşmergelerin teröründen hepsinin üstesinden gelip bugünlere gelmek kolay değilmiş.

Senin şehit düşmenden sonra, Rakka ile Dera Zor hamlelerinde TSK destekli IŞİD çeteleri tarihin çöplüğüne gömüldü.

IŞİD’in elindeki bütün toprak parçaları özgürleştirildi.Teker teker teslim oldular. Diz çöktüler. Bugünleri görmeni çok isterdim. Yoldaşların, senin ile omuz omuza savaşanlar Rakka’da bir operasyona senin adını vererek öldürücü darbeler vurdular.

Esir halkları IŞİD’in elinden kurtararak,halklara umut oldular.

Rojava Devrimi dünyanın değişik yerlerinden gelen devrimcilerin, anarşistlerin, komünistlerin ilgi odağı olurken İtalya’dan Halk Ordusuna katılan LorenzoOrsetti (TekoşerPiling) yoldaş senden sonra şehit düştü. “Bizim” naylon komünistler devrimi seyrederken dünyanın değişik yerlerinden gelip şehit düşen yüzlerce devrimciye tanık olduk.

İşte bu kahramanlardan birisi olan Lorenzo senden sonra kaybettiğimiz en değerli savaşçılardan birisi olmuştur.

Hoşça kal sevgili yoldaşım…

Bedenini toprağa, mücadeleni armağan ettin ezilen halklara …

Türkülerin türkülerimizdir…

Mücadelen mücadelemizdir…

 Bir Yoldaşın…

9491

Ermeni soykırımını tanımak için kaç soykırım daha lazım?-Dursun Ali Küçük

Kendinize yapılan soykırımı görürseniz Ermenilere yapılan soykırıma doğru yaklaşırsınız. Ermeni soykırımını görmezseniz, gün gün ve sürekli yaşadığınız soykırımınızı göremezsiniz.

TÜRKİYE, YAKINDOĞU HALKLARININ İMHA EDİLMESİNİN ADIDIR

TC’ye sormak lazım..

Kaç soykırım daha yaparsanız ancak Ermeni soykırımını tanırsınız?

Ermeni soykırımının 100. Yıldönümüne giriyoruz. İttihat Terakki li Osmanlı bu soykırımı işledi, şimdiki Ermenistan hariç, diğer Ermeni topraklarını ve Ermenileri neredeyse haritadan sildi.

Partizan: ATİK ve Yeni Kadın’ın mücadelesini sahipleniyoruz

"Bir yandan Ortadoğu’daki savaşın bizzat besleyicisi olduğu ayan beyan ortadayken bir yandan demokrasi havariliği yapan kapitalizm; kendi sınırları içinde yaşayan göçmenlerin hak arama mücadelesine yıllardır yaptığı gibi saldırmaya devam ediyor.

Komşularım(ız)a kiropiler'e çorum'da ne oldu?

“Veritas nimis saepe laborat, extinguitur numquam.”[1]

Ermeni Soykırımı’ndan söz etmenin ağırlığını, en iyi Murathan Mungan’ın, “Söylenecek sözün çokluğu, bazen insanı dilsiz bırakır. Tıkanır, kalırsınız. Haklılığın suskunluğu, diğer suskunluklara benzemez; düğümü zor çözülür,” sözleriyle; Cemal Süreya’nın, “Kan var bütün kelimelerin altında,” dizeleri betimler…

Soykırım Üzerine Resmi Söylemler Ya Da T.C. Soykırımı Neden Tanımalıdır.

“Nominibus mollire licet mala.”[1]

Siz Can Yoldaşlar Meclise Yakışırsınız!

Önümüzdeki 7 Haziranda Genel Seçimler yapılacak ve milyonlar yeni parlamento temsilcilerini seçeceklerdir. Bu seçim Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimlerinden birisidir.

Anlayana Güney Afrika:Haluk Gerger

Bugün Güney Afrika Cumhuriyeti’nde büyük çoğunluğu oluşturan mazlumlar, eskinin kölesi-bugünün “özgür” siyah yoksulları, kendilerinin sandıkları bir rejim ve iktidar altında, büyük sıkıntılar içinde yaşıyorlar. İki kahraman direniş örgütü, Siyahların Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ile müttefiği Güney Afrika Komünist Partisi (GAKP)’nin iktidarı, yeri geldiğinde, madencileri, grevci işçileri, yoksul emekçileri kurşunlatıyorlar. Yoksulluk, yoksunluk, açlık ve işsizlik, hastalık, gerilik, çürüme, eşitsizlik ve adaletsizlik kol geziyor Güney Afrika’da.

Nasıl oldu bu?

7 Haziran seçimlerine dair-gerekçeli tavrımız :Temel Demirer Sibel ÖZBUDUN

“Hakikâtin yalan,  yalanın da hakikât gibi  göründüğü bir  dönemeçteyiz şimdi!”[1]

Pablo Picasso’nun, “Kimsen, öyle kal”; Oscar Wilde’ın, “İnsanın rüyaları büyük olmalı ki, hiç gözden kaybolmasın,” uyarılarını hiç ama hiç unutmayanlardanız ve de burjuva patentli “temsili demokrasi” yalanını ve dolayısıyla da “seçimleri”ni gereğinden fazla önemsemeyiz.

Tehcir kanunu ve kanlı şafak,24 Nisan 1915

Bugün dahi tartışılan Tehcir kanunu,yani Ermeni'lerin zorunlu göçe tabi tutulması,henüz Osmanlı'ların Anadolu topraklarında ,Hayastan topraklarında varlıklarından henüz bir haber iken,sonradan gelip yerleştikleri topraklardan asıl yerlileri olan Ermeni'lerin sürülmesi kararıdır.Bu anlamda Tehcir Kararı,ermeni ulusu'nun anavatanından sökülüp atılması kararıdır.Rus yenilgisi ile başlayan,Van direnişi,Sarıkamış'ta bozguna uğrayan Enver Paşa ve komutasındaki ordu,yenilgiye gerekçe olarak Ermeni'leri göstermişlerdir.Faturasını Ermeni'lerden çıkarmışlerdır.Talat Paşa ABD Büyükelçisi ile yaptığı g

Dersim kazanmalı!—ergin doğru

Haziran seçimleri Türkiye’nin açısından belirleyici olacak etkiye sahip görünüyor. Seçimler halklar mücadelesinin temel amacı olmasa da, halkların demokratik gelişimi ve özgürleşmesi açısından önemli bir araç olarak kullanılabilir.

Haziran seçimleri, Türkiye açısından önemli olduğu gibi, Dersim’in genel konjonktürü açısından da tarihsel bir öneme sahiptir. Bu seçimler Dersim açısından tarihsel bir hesaplaşmanın tamamlanması, kendi tarihsel kimliği ile buluşma açısından önemli bir dönüm noktası olacaktır.

Tunceli devletin, Dersim halkındır..

Bahar heryere ve hep gelecek

“Maalouf, ‘insan geçmişin yok olması karşısında kendini kolay avutabilir ama, geleceğin yok olmasını kaldıramaz’ diyor. Benim gibiler için de sorun burada başlıyor. Zira, benim gibilerin geçmişi bir yana geleceği de ‘yok olduğu’ görülüyor” yazmıştı Günay Aslan, 20 yıl sonra “Dönüş Bileti” aldığında.

Sürgünler Meclisi’nin kurulmasının ardından, Günay Aslan’ın bu yazısındaki açıklığı, samimiyeti, gerçeği yazmadaki cesareti; kendimizi nasıl tanımlayacağımıza yardımcı koca bir çakıl taşıydı!

Seçimler, AKP ve Çiller benzerliği

Son zamanlarda Türk Ordusu tarafından gerçekleştirilen her türden askeri operasyonlara ilişkin; “bir devletin güvenlik politikalarıdır”, algısı yaratılarak, aslolan perdelenemez. İçinden geçilen süreç bir taraftan bir “çözüm” süreci ve diğer taraftan da bir “seçim” sürecidir.

PKK, son iki yıldır silahların gölgesinde olmayan bir coğrafya ve halk gerçekliğini açığa çıkarmak için elinden gelen her pratiği sergilemesine rağmen Türk devleti için aynı şeyleri maalesef söyleyemiyoruz ki zaten dile getiriyoruz.

Sayfalar