Çarşamba Kasım 4, 2026

Ateşin Yobaz Elinde Sınanışı Unut/MADIMAK/lımda

25 yıl önce insanlık dışı gerici, şeriatçı, faşist güruhlarca tutuşturulan insanlık ve Madımak Oteli halen yanmaya devam ediyor. 2 Temmuz 1993’te 33 Can, 33 fidan, 33 aydın, yazar, şair ve genci yitirdi bu ülke toprakları. Madımak’tan yükselen çığlıklar ve dumanlar ülkenin dört bir yanından duyulur ve görülür oldu.. Ancak gerçekleşmeyen adalet sebebiyledir ki, sadece Madımak’tan değil, bu ülke coğrafyasının her karışından dumanlar tütmeye, çığlıklar gelmeye devam ediyor..

Osmanlının gerici, feodal ve baskıcı düzenine şiirleri, bağlaması ve devrimci, direnişçi düşünceleriyle başkaldıran Pirim Pir Sultan’ı darağacına gönderen zihniyet, aradan geçen yüzlerce yıl sonra bile, O’nun fikirlerinin yaşamaya devam ettiğini görünce tahammülsüzlüğü arttı. Ve Pir Sultan Abdal’ı şiirlerle, türkülerle, tiyatroyla anmak için Sivas’a giden sanatçı, aydın, yazara ve Alevi semahçıya da tahammül edemedi. Sivas Madımak Oteli devletin askeri, polisi, valisinin gözleri önünde ateşe verildi..

Selçuklunun Baba İshak ve Baba İlyas, Osmanlının da Abdal Musa, Şahkulu Sultan, Kalender Çelebi, Şeyh Bedreddin ve Pir Sultan gibi düzene başkaldıran, haksızlıklara karşı halkın öncülüğüne savunan önderlerimize tahammül göstermesini zaten beklemiyoruz.        

Bu gerici düzenlere karşı halkları örgütlemiş bu büyük önderler, ya binlerce Kızılbaş Alevi ile kılıçtan geçirilmiş, ya da darağacına gönderilmişlerdir. Pir Sultan Abdal da, inancın, bilincin ve direncin sembolü olarak darağacına kendisi yürümüş, inancı, düşünceleri ve toplumu için serini vermiştir. Hınzır’ın sadece bir dörtlükte bile “şah” sözcüğünü kullanmaması halinde kendisini affedeceği şeklindeki biatçı istemine “Hızır Paşa bizi berdar etmeden / Açılın kapılar Şah’a gidelim / Siyaset günleri gelip çatmadan / Açılın kapılar Şah’a gidelim” diye yanıt verir ve darağacını yürür. İşte egemenleri korkutan tam da bu inanç, bilinç ve dirençtir. İşte bizleri Malya Ovası’nda, Tokat, Antalya, Ege, Koçgiri, Dersim, Maraş, Gazi ve Madımak’ta yakmalarının, katletmelerinin, bombalamalarının altında yatan gerçek de bu Kızılbaş duruşa tahammülsüzlüktür. . 

Öyle bir düşmanlık, öyle bir tahammülsüzlüktür ki, Şeyhülislamlar Kızılbaşlarla ilgili “Kızılbaşların malı da, canı da, namusu da helaldir” şeklinde fetvalar vermiş, sadece katletmekle kalmamışlar, aynı zamanda inanç ritüellerimiz, dergahlarımız, pirlerimiz, hatta Alevi ozanların türküleri, deyişleri, hatta bağlamaları bile yasaklanmıştır. Ancak egemenlerin unuttuğu çok önemli şeyler var. O da tarihin akışının hiçbir tiran, diktatör tarafından kesilemeyeceği gerçeğidir. Tüm baskılara, yasaklara, katliamlara rağmen 400 yıldan sonra bile Pir Sultan’ın deyişlerini, türkülerini, şiirlerini söylemeye ve bu büyük önderlerimizi sahiplenmeye devam ediyoruz.

         Ve bu sahiplenme Koçgiri, Dersim, Maraş, Sivas, Çorum, Madımak ve Gazi katliamlarına rağmen, baskı, yıldırma, sindirme ve asimilasyon politikalarına rağmen devam edecektir. Bizler eşit yurttaşlık hakkını elde edinceye, Alevi inancı bir statüye kavuşturuluncaya, asimilasyon politikalarından vazgeçilinceye kadar, her gün, bir önceki günden daha bilinçli, daha dirençli ve daha güçlü olarak bu mücadeleye ve sahiplenmeye, adalet aramaya devam edeceğiz. Gerçek suçlular ve sorumlular, ki asıl suçlular dönemin Cumhurbaşkanından Başbakana, İçişleri Bakanından Sivas Valisine, Genelkurmay Başkanından Garnizon komutanına, Belediye Başkanından Emniyet Müdürüne, İtfaiye Müdürüne kadar tümü ve daha sonra katliama bizzat karışmış, oteli ateşe vermiş olan katilleri kollayan, savunan, korunan, iş sahibi yapan, saklayan AKP zihniyetindekiler yakalanıp yargı önüne çıkartılıncaya, suçlular gerekli cezaları alana kadar mücadeleye devam edeceğiz.

         Madımak Katliamı, yüzlerce yıldan bu yana Mezopotamya ve Anadolu topraklarında asimile edilmek istenen, inkâr edilen, yok sayılan ve imha edilmek için katliamlara, soykırımlara tabi tutulmuş tüm Alevi ve Kızılbaşlarla birlikte ülkemizdeki aydın, sanatçı, yazarları da içine alan ve ülkedeki tüm demokrasi güçlerine karşı yapılmış bir katliamdır.

         Katliamları unutturmak için örtbas edip suçluları koruyan, suçluların avukatlığını yapan, kimi suçluları da ödüllendirip Belediye Başkanı, Milletvekili yapan ve de Roboski’de, Gezi’de yeni katliamlar gerçekleştirmeye devam eden bu tekçi, ırkçı, gerici zihniyetler iktidardan uzaklaştırılmadıkça, gerçek suçlular yargı önüne çıkarılıp adalet sağlanmadıkça, Madımak yanmaya,  Madımak’tan çığlıklar gelmeye devam ediyor. 

Madımak katliamı bir insanlık suçudur. İnsanlık suçlarında ise zamanaşımı olmaz. Bu sebeple, kendisine insanım, adaletten, eşitlikten, insan haklarından, özgürlüklerden yana ve demokratım, yurtseverim, devrimci ve sosyalistim diyen herkesi Madımak katliamının gerçek suçlu ve sorumlularının ortaya çıkartılması, yargı önüne getirilmesi için sürdürülen mücadeleye omuz vermeye davet ediyorum.

Madımak’ı unutmadık, Unutmayacağız. Unutmak İhanettir.

Erdal YILDIRIM 

49797

Erdal Yıldırım

2012 yılı sonlarından itibaren sitemize yazılarıyla yeni bir soluk katan yazarımız genellikle Aleviler ve sorunları üzerine makaleler yazmaktadır.

erdalyildirim@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)

Erdal Yıldırım

EYLEM BIRLIKLERININ GÜNÜMÜZDEKI ÖNEMI VE DÜŞÜLMEMESI GEREKEN HATALAR ÜZERINE

 

EĞITIM NOTLARINDAN ULUSAL SORUN

 

ULUSAL SORUN

 

Ulusal sorun oldukça geniş bir konudur. Ulusal soruna ilişkin kapsamlı tartışmalar yapılmıştır. Doğru görüşler bu tartışmalar sonucu ortaya çıkmıştır MLM’lerin ulusal soruna yaklaşımları Leninizm döneminde şekillenen ulusal soruna ilişkin görüşlerden farklı değildir. Ulusal soruna ilişkin ülkemizde de farklı değerlendirmeler vardır. Bu farklılıklardı da öğrenmek önemlidir.

 

Faşizm

 

 Almanya’nın caddeleri ve şehirleri kanla sulandı. Viyana’nın işçi semtleri,askeri birliklerin ateşiyle yakılıp yıkıldı., harabeye döndü.Yoksulluk, yıkım, felaket ve acı. Üstünde insanlığın en ünlü beyinlerinin eserlerinin yakıldığı ortaçağa özgü odun yığınlarının alevleriyle aydınlatılmış kapitalist baskı ve uygarlığın batışı, giyotin ve cellat baltası. Faşizm işte bunları getirdi. Ayrıca dünyayı felakete, yeni bir korkunç katliama sürüklemek tehdidini de beraberinde getirmektedir.  Dimitrov

                  

Prometheus’un Torunları Ateşi Yeniden Harlıyor

Tarihte hep direnenler kazanmıştır. Haklı olanlar, düşmana karşı savaşta bir çok defa yenilmelerine karşın, direnmelerinin karşılığını eninde sonunda almışlardır. Bu kural, salt geçmişe ait olmayıp geleceğe de aittir. Yunanistan’da da olacak olan budur. İşçi ve emekçiler, alın terlerinin "borç” adı altında emperyalist tekellere peşkeş çekilmesini ve bu ağır sömürü dayatmasını asla kabul etmeyeceklerdir.

Hindistan İşçi Ve Emekçilerin Tarihi Mücadeleleri İle Enternasyonal Dayanışma Her Alanda Yükseltilmelidir

Emperyalist burjuvazinin ve gericiliğin "sosyalizm hayalleri öldü” yaygaraları, küçük burjuvazinin sosyalizmden öcü görmüş gibi kaçarak: ”işçi sınıfının devrimciliği bitti” söylemleriyle liberal burjuvazinin ideolojik ve siyasal güzergahında yerini almaları; dünyada işçi ve emekçilerin sosyalizme olan güvenini bütünüyle yıkmaya yetmediği gibi, onların sosyalizm için mücadele ateşini yükseltme savaşımının önünde de engel olamıyor.

Hindistan İşçi Ve Emekçilerin Tarihi Mücadeleleri İle Enternasyonal Dayanışma Her Alanda Yükseltilmelidir

Emperyalist burjuvazinin ve gericiliğin "sosyalizm hayalleri öldü” yaygaraları, küçük burjuvazinin sosyalizmden öcü görmüş gibi kaçarak: ”işçi sınıfının devrimciliği bitti” söylemleriyle liberal burjuvazinin ideolojik ve siyasal güzergahında yerini almaları; dünyada işçi ve emekçilerin sosyalizme olan güvenini bütünüyle yıkmaya yetmediği gibi, onların sosyalizm için mücadele ateşini yükseltme savaşımının önünde de engel olamıyor.

Merkel-Westerwelle ikilisiyle Alman Burjuvazisi Yeni Saldırılara Hazırlanıyor

Almanya’daki 27 Eylül genel seçimler öncesinde, nasıl bir hükümet kurulacağı, Alman tekelci burjuvazisi tarafından belirlenmişti. Kamuoyu anketleri de CDU-CSU ve FDP nin önde gittiğini teyit ederken, alman tekelci burjuvazisinin yeni hükümetini de onaylamış oluyordu. Emperyalist tekelci sermayenin, ülkeyi uzun bir süredir "büyük koalisyon” adını verdiği CDU-SPD ikilisiyle yönetmesi, onlara önemli kazanımlar kazandırmıştı.

BALIK VE MELISA

Uzun zamandır işsizdi. Hangi kapıya el uzatsa boşa çıkıyordu. Evde bulunmak, ev halkıyla göz göze gelmek istemiyordu... Erkenden kalkıyor, açlıktan guruldayan midesiyle zor atıyordu kendini dışarıya. Ardından şuursuzca, saatlerce dolaşıyordu sokaklarda, caddelerde... 


ROBOSKİ’NİN KANAYAN KARANFİLİ

 

“Acıya yenilmek istemiyorsan,

onunla yüzleşmen gerek.”

(Lanza del Vasto.)

 

Masamın üzerinde bir karanfil duruyor şu an. Rengi kızıla çalan bir karanfil. Roboskî karanfili. Çamurlu patikadan otuz dört fidanın mezarlarının yan yana dizili durduğu mezarlığa doğru tırmanırken KESK’li Sedar’ın elime tutuşturduğu… Her şeyin acıya karıldığı o sisli anlarda ne yaptığımı, ne yapacağımı bilemeyip çantama atıvermişim. Eve döndüğümde çıktı…

Ben onlardan değilim, Kaypakkayanın yoldaşıyım.

 

Çanakkale Savaşında İnsanlık Dramı (Yüzbaşı Sarkis Torosyan)

 

Sayfalar