Çarşamba Ekim 14, 2026

AMED’İN ARMENAK BAKIRCIYAN’I, İSTANBUL’UN ORHAN BAKIR’I, DERSİM’İN ALİ AĞASI!

Seni sessizliğimi bozarak anlatmak çok istedim. Uzun zaman düşündüm. Seni anlatacağımı hala bilemiyorum. Orhan yoldaş tanışıklığımız 1974'ün ortalarına denk geldi. Aramızda örgütsel bir bağlantı yoktu. Ama bizi birbirimize çeken bir çekim merkezi vardı. Çok zaman öğrenci gençlik eylemlerinde omuzdaş olmuştuk. Seninle Tunceli'ler derneğinde bir kaç kez karşılaştık. Sonra DGD'de görüşmüştük, ismini İBO koymuştun veya yoldaşların İBO ismini sana uygun bulmuştular. Söylentiler bizim çevrede yaygın halde yayılarak ;'' Bir gurup Ermeni yoldaşın bize kayıldığı '' söyleniyordu. Gizli, gizli sizlere hayranlık besleniyordu. Bu hayranlık ve sizleri sahiplenme Kaypakkaya yoldaşın bizlere bıraktığı ideolojik kültürün bir sonucuydu. Dili, dini, ırkı, rengi, cinsi, mezhebi ayrımlar yapmadan halkların eşit şekilde Proletarya Partisi'nde örgütlenmesi kılavuzumuz olmuştur.

1975'in ilk aylarıydı. Parti merkezi faaliyetinde önemli adımlar atıyordu. Bize yasak olan DGD'ye  Garbis'in ısrarı üzerine, disiplinsizlik yaparak, Garbis ile birlikte geldiğimizde yeniden karşılaşmıştık. Ateşli-ateşli bir gurup tartışıyordunuz. Siz Garbis'i tanımıştınız. Garbis özeleştiri yaparak birey bazında Partimiz'e katılmıştı. Bizi gören dernek yetkilisi arkadaşlar bana uyarıda bulundular.

'' Hemen burayı terk etmemizi '' istediler. Ben de çay içip gideceğimizi söyledim. Bu seni İstanbul'da son görüşümdü. Sen Ege bölgesine Parti'nin örgütsel faaliyetini yürütmeye gitmiştin. Biz ise İstanbul'da kalmıştık. Biz uzun sürmeden 1976'nın Ocak ayında yakalanmıştık.

 

               Aradan çok zaman geçmeden Partimiz ‘de zamansız bir tartışma, tasfiyecilik ve ayrılık ol muştu. Senin sorumluluğundaki Ege bölgesi Parti'den yana tavır koymuştu. İzmir'de bir banka soygunu sonrası sizlerde yakalanmıştınız. Sen diğer yoldaşlarına oranla daha ağır işkencelere maruz kalmıştın. Akıl almaz, insanlık dışı işkenceler sonucu bir kolun sakatlanmış, işlevsiz kalmıştı. Mahkûmluk mektuplarımız aramızda kaçırıldığın güne kadar devam etti. Kaypakkaya'nın yoldaşıydın, Diyarbakır işkence hanelerindeki direniş, teslim olmama, ser verip sır vermeme meselesi senin de yolunu aydınlatmıştı.

 

              O, inanç ve kararlılık kabına sığmaz kılıyordu seni. Nedir ki, zindanlar, karanlık hücreler bizim için, yırtmak istiyorduk faşizmin karanlık perdelerini. Yıkmak istiyorduk faşizmin taş duvarlarını. TKP/ML'nin genlerinde yaşayan özgürleşme aşkı, savaşçı gelenek gerçekleştirdiği devrimci operasyonla seni özgürlüğüne kavuşturdu. Dağlara uçurdu. Dağlar bizimdi. Sen 18 Ekim 1977'de,biz 9 Aralık 1977'de Partimiz ‘in gerçekleştirdiği operasyonla özgürlüğümüze kavuşmuştuk.

 

              Partimiz I. Konferans çalışmalarını aralıksız sürdürmüştü. Süleyman Cihan yoldaş önderliğinde yürütülen ve Partimiz tarihinde belirleyici özellik taşıyan I. Konferans'ını (bazı aksamalar, haksızlıklar olsa da) gerçekleştirilerek merkezi yapıyla taçlandırılmıştı. Ege ve Dabk bölgelerinin yap mış olduğu yanlışlar ve hatalar sonucu sen Konferans çalışmalarına katılamamıştın. Temsil edilme hakkın ciddi bir haksızlıkla elinden alınmıştı. Parti I. Konferans'ı bu olumsuzluğu, yapılan haksızlığı deşifre etmiş, soruşturma başlatmıştı. O sebeple Parti 1.Konferansında seninle buluşamadık. Ben İstanbul delegesi olarak temsil hakkımı kullandım. Senin ne durumda olduğunu Süleyman Cihan'dan öğreniyordum. Ekseriyetle Hüseyin Balkır'dan bilgi alıyordum.

 

              Parti I. Konferans'ını gerçekleştirmiş, merkezi yapıya kavuşmuştu. Merkezi örgütlenme başlatılmış, bizler de DABK bölgesine faaliyet yürütmek için gönderilmiştik. Senin doğuda olduğunu biliyordum, ama nerede olduğunu bilmiyordum. Parti, kadrolarına görev dağılımı verdiğinde, Ben Elazığ-Karakoçan’da Parti faaliyeti yürütüyordum. MK'si merkezileşmeye uygun örgütsel düzenlemeye gidiyordu. Bana Dersim'e gitmem gerektiği talimatı gelmişti. Dersim'e geldiğimde başka yoldaşları beklerken, sen sürpriz yapıp karşıma çıkmıştın. Birkaç gün birlikte kaldık. Uzun uzun sohbetlerimiz oldu. Sonra beni örgütsel ilişkim sorumlum Süleyman Cihan yoldaşa devrettin. Artık uzun süre birlikte çalışacak, birlikte faaliyet yürütecektik. Bölge faaliyeti başlatılmış sen DABK yönetiminde yer almıştın. ABK'nın siyasi sorumlusuydun. Parti çalışmasında sana karşı sorumluluk taşıyorduk. Bu illere, alt mıntıkalara ve en altlara kadar böyleydi. Orhan yoldaş seninle hemen hemen tüm organlarda bölgemizde birlikteydik. Senden hepimizin öğrenmesi, örnek alması gereken meziyetler vardı. Dersim bölgesinde gerçekleştirilen örgütsel-askeri bütün eylemlerde senin imzan vardı.

Dersim toprağında Partimiz'in çalışmaları uzun yıllar sürmekteydi.

 

             Parti I. Konferans'ı ertesinde, partimiz büyük atılım başlattı. Bu atılıma senin katkın, emeğin verdiğin yoldaşlık sevgisi ve güven belirleyici olmuştur. Engin görüşlerinle, bilgi birikiminle, sakin, tane tane anlatımınla, ikna edici gücünle tüm yoldaşlarına örnek oluyordun. Sende Süleyman Cihan yoldaşın olgunluğunu, halkla birebir ilgilenme, onlara değer-güven verme gücünü kişiliğini her zaman gördüm. İkinizin de benzer birçok yönü vardı. İkinizin de yürekleri derinden yaralıydı. Sen Ermeni kökenliydin, Süleyman yoldaş Alevi-Kürt kökenliydi. Osmanlı'nın (Ulus-devlet) devamı olan, Irkçı Kemalizm'den her ikinizin milliyeti ağır darbelere, katliamlara maruz kaldılar. Her ikinizin inançları katledildi. Aşağılandı, yasaklandı yok sayıldı. Atalarınızın yaşadığı zulümler, katliamlar ve

tehcirler yüreklerinizi derinden yaraladı. Silinmesi mümkün olmayan ağır izler bıraktı. Sizlerin çocukluğu yapılan zulümleri babalarınızdan, dedelerinizden dinleyerek geçti. Bu yürek acısıyla büyüdünüz. Milliyetinizden, dininizden dolayı horlandınız, aşağılandınız. O sebeple acılı yürekleriniz ezilenin, aşağılanın, hor görülenin, yoksulun yanında oldu. Burada kalmadınız ezilene yol gösteren, örgütleyen, özgür bir dünya yaratmaları için Kaypakkaya çizgisiyle önderlik ettiniz.

 

             Orhan yoldaş Diyarbakır'da azınlık bir ulusun mensubuydun. Ermeni milliyetindeydin. Diyarbakır Kürt ulusunun yüzde doksan yaşadığı önemli bir Kürt iliydi. Onlar da ulus olarak eziliyor, katlediliyor, aşağılanıyordular. Ama dinsel inançlarından dolayı baskı ve tahakküm altında değillerdi.

Türk devletinin yanında, Kürt’lerinde dinsel ve ulusal baskısına Ermeni milliyeti maruz kalıyordu.

Halen de kalıyor. Diyarbakır sokaklarında milliyetinden, dininden ve adından dolayı az mı aşağılandın, horlandın, kavgalar ettin. Evine geri döndüğünde annenle bu sebeple az mı kavgaların oldu. Annene adını değiştirmek istediğini ağlayarak az mı söyledin. Benim yüreği yaralı yoldaşım, kardeşim.

Biliriz biz birbirimizin halinden aynı dili konuşmasak da, aynı dinden olmasak da, asimilasyona uğrasak da, sevgi ve aşk doluydu yüreğin. Sevdalıydın aslında, sevdaların dağlar kadar yüce ve ulaşılmazdı. Aşklar yaşıyordun Munzur suyu duruluğunda, sevgini esirgemiyordun Dersim'in diyarında. Bu senin en temiz en insani yanındı.

 

             Devrimin çocukları ne sevdalar, aşklar yaşamıştı arı temizliğinde. Bazen gözleri görmez olmuştular, kalemleri şiirlere dökmüştü aşklarını. Uykuları kaçmıştı bilmem kaç geceler, yaşadıkları

aşk yüzünden. Bunlar devrim çocuklarının en temiz, en saf, en insancıl yönleriydi. Bu duygu, aşk dolu devrim çocuklarını birde siz sınıf kavgamızda görmeliydiniz. Bakmayın masum duruşlarına, bakmayın   ürkek, korkak, cılız ve küçük oluşlarına. Kaypakkaya'dan devir aldıkları ideolojiyi pratik yaşama geçirmek için abartısız yirmi dört saatlerini, tüm yaşamlarını devrime adadılar. Gece gündüz demeden, dağını taşını takmadan, yakınma, sızlanma göstermeden Parti'nin,d evrimin önünü açmak, devrim yapmak için,'' Don Kişot '' luk yaptılar. Bizlere kılavuz oldular. Baş düşmanlarımıza karşı okun sivri ucunu yönelttiler. Mevzi mevzi mevzilenip düşmanlarımızla savaştılar. O korkak, ürkek gözüken yürekler düşmanla savaşta çatal yüreklerdi. Korkular yok olmuş, ürkeklikleri gitmiş, karşılarında ordular bozgun yemiştiler.

 

            Türkiye Komünist Hareketi böylesine donanımlı, böylesine birikimli, böylesine üretken, böylesine eylemci ve yaratıcı Ermeni kökenli önder komünist kadroya ORHAN Bakır’ımıza sahipti.

Orhan yoldaş döneminde bölgemizde ciddi gelişmeler, örgütlenmeler, kazanımlar yaratılıyordu.1980 başları Parti MK'si bölge yönetimlerinde değişime gitti. Bu değişim sonucu Orhan Bakır yoldaş da görevinden alınanlardan biri oldu. Daha alt Parti organlarında görevlendirildi. Orhan yoldaş hiçbir olumsuz tepki göstermeden Parti'sinin verdiği görevi devralmış, pratik faaliyete dört elle sarılmıştı.

Komünizm için büyük görev, küçük görev yoktu. Yönetimle ayrılıklar taşısa bile, bir komünist merkezi görüşleri ve de görevleri kendi görevi ve görüşü kabul eder, hayata uygulamak için gerekirse canını feda eder. Bunda Orhan yoldaşımız örnek alacağımız değerli bir mirasımızdır. Şurası bir ger çek ki, o dönem Partimiz çok ciddi iç tartışma yaşıyordu.

 

            Yurtdışının revizyonist Enver Hocacı görüşleri Partimiz ‘de taban bulmasa da kadrolarında önemli etkiler, tahribatlar, sallantılar yarattı. Bizimle aynı görüşleri paylaşan Orhan Bakır yoldaş birdenbire '' Mao Ze Dung'un usta olmadığını '' söyleyivermişti. Bu da nereden çıktı dediğimizde ise '' tartışma yazılarını okuduğunu, bu sonuca vardığını '' söylemişti. Biz de tartışma dönemlerinde böylesi gelgitlerin olabileceğini söyleyip tartışma seyrinin gelecekte hepimizi netleştireceğini söyleyerek tartışmayı sürece bıraktık. Aynı ayrışmalar PMK içinde ‘de iki, üç ve hatta daha fazla görüş, çizgi olarak yansıma buluyordu. Bu durum, biz kadrolara da kaçınılmaz yansıyordu. Orhan yoldaş da bu kadrolardan biriydi. O sebeple bunun yadırganacak bir yanı olmasa gerek. Meselenin diğer yönüne gelince şimdiki kanaat ‘imce bu görüşleri doğru ve inandığı için savunmadı. Bir tepkiydi. Tepkisini Parti'ye böyle yansıttı. Görüşümce Parti ikinci kere Orhan yoldaşı görevinden almakla haksızlık yapmıştı. Kendine itaatkâr olan, ama birikimi ve deneyimi olmayan Parti üyelerini DABK'a takviye etmişti. Deyim yerindeyse Orhan'ın yetiştirdiği, PÜ yaptığı üyeler birden bire basamakları saymadan atlatılmış Parti'nin MK'sı kadar önemli bölgenin yönetimine atanmışlardı.

 

            Ben Orhan'ı hep anlamaya çalıştım. Gerçek de buydu. Orhan yoldaş Mazgirt, Nazimiye, Karakoçan mıntıka Parti Komitesi'nde görev aldı. Görev alanı Partimiz ‘in çok yoğun kitle tabanı olan alanlardı. Fakat oldum olası, Parti bu alanda edilgen, militan ruha sahip değildi. Aktif kitlesel eylemlerde yer alıyordu. Ama Parti'nin stratejik çizgisine uygun örgütü, gerilla birimleri oluşturamıyordu.

Ordu faaliyeti için gönderdiği her eleman kısa zaman sonra ya çekiliyordu, ya da başarısız oluyordu.

Buna tepki olacak ki, Orhan yoldaş faaliyet yürüttüğü alanda Parti'yi gerilla savaşında aktifleştirmek ister. Önceleri kendi sorumluluğunda faaliyet yürüten KO'luye Karakoçan'da terör estiren faşist

Komiserin cezalandırılmasını, Parti organına sunar. Parti organı öneriyi kabul eder. Zira Parti organı eylemi kendilerinin gerçekleştirme kararını alır. Böyle bir yetkileri olması sebebiyle Parti, Ordu komitesine sunmaz. Aynı dönem Parti'nin merkezi Askeri kamp hazırlığı yürütülür. Parti, Askeri kamp bitim süresi sonrası 13 Mayıs akşam Radyo’yu açtığımızda, ORHAN BAKIR yoldaşın şehit düştüğü haberini aldık.

 

             Derin bir şok, üzüntü, acı içerisinde şaşkındık. Biçareydik, naçardık her birimiz ne yaptığımızı bilmiyorduk. Sanki dünyam yıkılmıştı. Yalnız kalmıştım. Yetimdim. Biçareydim. O gün ilk defa doyasıya ağladım. Yoldaşlarım ağladı. İbrahim ağladı. Ali Uçar ağladı. Bezek ağladı. Kararsız ağladı. Nuri ağladı. Yani hepimiz ağladık. Ağladık. Ağladık.

 

            İnsandık, yoldaştık, candık, kanayan yürektik hepimiz. Oysa seni, senin kavganı, sevdanı ne kadar sevmiştik canım yoldaşım. Olamazdı, inanasımız gelmiyordu. Orhan nasıl yapardı böyle bir hata.

Bize en gerekli olduğun anda nasıl olurda bırakıp gidebilirdin bizi. Parti için çok basit, kolay bir eylemde senin gibi bir Parti kadrosu nasıl yitirilirdi. Bunu nasıl izah edecektik halkımıza, yoldaşları mıza. Bazen zamansız ölümleri kelimelerle anlatmak çok ama çok zor.

 

            Sen ki; Diyarbakır işkence hanelerinde Komünizmi savunan önderimiz Kaypakkaya'nın ardılısın, onun yoldaş'ısın, onun devamcısısın, O zaman sen ölmedin, ölümsüzleştin Can Yoldaş’ım

ORHAN BAKIR YOLDAŞ’IM…

 

             Seni hep, ama hep anacağız. Hepimiz seni çok seviyoruz!

 

 

             HASAN  AKSU

109299

Son Haberler

Sayfalar

AMED’İN ARMENAK BAKIRCIYAN’I, İSTANBUL’UN ORHAN BAKIR’I, DERSİM’İN ALİ AĞASI!

TKP-ML Ortadoğu Parti Komitesi;Ölümsüzlüğünün 2. yılında daha fazla savaş, daha fazla “Ozanyanlaş”

Partimiz TKP-ML’nin üyesi, ordumuz TİKKO’nun Rojava Komutanı Nubar Ozanyan yoldaşı ölümsüzlüğünün ikinci yılında ideallerine ve savaş kararlılığına bağlı kalacağımız sözümüzü yineleyerek anıyoruz.

‘’Hataları Savunmak, Onları Büyütmek’’ Kendimizi ise Küçültmektir

Eleştiri konusu yapılacak ve haklı eleştiriyi gerektirecek yığınca sorundan, zayıflıktan, hatadan ve yanlıştan bahsedilebilir. Bunların abartılı, kaba ve ilkesel biçimleri hoşgörüyle geçiştirilemezler.  Ancak, hoşgörüyle karşılanabilecek olanları da mutlaka belirgin bir miktarı oluşturur. Bu ayrımı yapmak, metot sorunudur. Gereklidir. Hem ciddi muhtevada ve hem de daha az ciddi muhtevada bir dizi sorunun istisnasız olarak coğrafyamız devrimci hareketin tümünde olduğu iddia edilebilir.

ԲարեւՆուպարՃան Merhaba Nubar Can…

Aradan geçen iki yıl zarfında zamansız bir anda aramızdan ayrılmanı hiç beklemiyorduk.

Ve hiç de kabullenmedik. Dostların, arkadaşların, yoldaşların tüm yakınların arasında şok etkisi yarattı. Yıkıldık, kaldık…

Rojava’dan Başur’a, Bakur’danYerevan’a kadar ne kadar da sevenin-soranın olduğunu bizi bırakıp gittikten sonra anladık, yaşadık ve gördük. Mütevazilik, çıkarsız davaya bağlı kalmanın, alçak gönüllü ve mert bir Partizan olmanın yarattığı sevgi seline bizi bırakıp gittikten sonra tanık olduk…

TKP-ML Komünist Kadınlar Birliği: “Bu düzen değişecek, onu biz değiştireceğiz!”

Çeşitli milliyet ve inançlardan Türkiye halkına yönelik giderek tırmanan faşist saldırganlık, 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Cuntası dönemiyle kıyaslanabilecek boyutlardadır. Gözaltı ve tutuklamalar, ajanlaştırma-işbirlikçilik dayatmaları, uzun süreli gözaltılar ve gözaltında işkence vakaları, güvencesiz ve esnek çalışma koşulları, işten atmalar, grev yasaklamaları, hız kesmeyen OHAL ardılı uygulamalar vb. politikalar dikkate alınırsa bu kıyasta bir doğruluk payı da vardır. Bu tablo aynı zamanda Türk hakim sınıflarının yönetememe krizinin derinleştiğini de göstermektedir.

Rojava’ya Yönelik İşgal Saldırılarına Karşı Koyalım!

TC devletinin son hamleleriyle gerek Irak Kürdistanı ve gerekse de Suriye Kürdistanı (Rojava) genel olarak Kuzey ve Doğu Suriye, yeni çatışma riskleriyle karşı karşıya.

TC devletinin, Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi’yle işbirliği içinde Irak Kürdistanı’na yönelik gerçekleştirdiği işgal harekatı devam ederken, aynı anda Rojava sınırına yapılan askeri yığınak da dikkat çekiyor.

Şengal Jenosidi: Ezdi kızlar, Baba Şêx’in fetvasıyla Laleş’e döndü

IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Ezdilerin yurdu Şengal’e saldırmasıyla Ezdi Kürtler dünyanın gözü önünde tarihin en büyük soykırımlarından birini yaşadı. IŞİD’in saldırılarıyla 73. Kez soykırıma uğrayan Ezdiler, Arap komşu ve kirveleri tarafından da ‘Kafir’ ve ‘düşman olarak ilan edildiler. Soykırımdan kurtulan Ezdi Kürtlerinin anlatımına göre, birlikte yaşadıkları Arap komşuları, köy okullarından megafonla ‘Katli vaciptir’ çağrılarında bulundu.

3 Ağustos 2014 Ezidi Soykırımı! -Dursun Ali Küçük

Bu kaçıncı uygulanan soykırım fermanı?
Sömürgeci devletler ve İslam ne çok kırdı Ezidileri..
O kadar kırıldı ki, bu gün Ezidilerin çoğu Kürdistan'ın dışında sürgün..
Ezidi Kürt Aydını Kerem Ankusi: "atalarımız inançlarını bırakmadıkları için Kürdistan dan çıkarıldılar ve buralara kadar geldik". diyordu.
Ülkemizden soykırım ve sürgün ile kovulmakla da yok olmayla yüzyüzeyiz diyordu...

Savaş Partisi-Savaşçı Parti

Proletarya Partisi, kırk yedi yıllık mücadele tarihi boyunca izlemiş olduğu silahlı mücadele çizgisi doğrultusunda sınıf mücadelesinin haznesine hatırı sayılır bir birikim ve tecrübe kazandırmıştır. Merkezine silahlı mücadelenin oturduğu bir siyasal zeminde doğmuş, serpilip gelişmiş, büyümüştür.

Bu haliyle sınıf mücadelesinde defalarca kez geriye düşse de, içerden ve dışardan aldığı darbelerle savaşçı karakteri yok edilmeye çalışılsa da, ayağa doğrulmasını bilmiş; silahlı mücadele hattından taviz vermeyerek yoluna devam etmiştir.

S-400’lerin Ekonomik-Politik Yüzü

Türk devletinin Rusya’dan S-400 savunma sistemini alması, bir çok yeni tartışmayı da beraberinde getirdi. S-400’ler ülkeye gelene kadar, “ülkeye gelmez” diyenler elbette yanılıyorlardı.

S-400’ler konusunda burjuva kesimler içinde de iki eğilim var. Biri NATO içinde kalınması ve Rusya’dan alınan silahlardan vazgeçilmesi. Bu görüş daha çok AB ve ABD yanlısı güçler ve liberal burjuva aydın kesimler savunuyor.

TKP-ML TİKKO güçlerinin Siyasi Komiseri:Rojava Devrimi 7 yaşında:Kazanan ezilen halklar ve devrimciler olacaktır!

“Şu anda Rojava toprakları ve devrimi, faşist TC devletinin ve DAİŞ çetelerinin ciddi saldırı ve işgal tehdidi altındadır.

AKP’de Çürüme ve Çözülme, Yolun Sonu Görünüyor!

Düzen cephesinde, siyaset sahnesi 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinin yarattığı sonuçların yüküyle, şiddetli çatışmalara ve yeni gelişmelere gebe durumda.

Açık ki söz konusu iki seçim, 2002’den bu yana merkezinde AKP’nin yer aldığı düzen partileri arenasında, artık dengenin temelinden değişmeye başladığını, en azından bunun için uygun siyasal ve toplumsal koşulların oluştuğunu gösteriyor.

Sayfalar