Çarşamba Eylül 2, 2026

Açık cezaevi Türkiye’ye tatile gitmeyelim; Boykot, boykot, boykot…!

Devlet denilen aygıt birçok kurum ve kuruluştan meydana gelmektedir. Tüm bunların hepsi vatandaşına ve halka hizmet götürmek iddiasıyla meşrulaştırılır. Burjuvazinin varlığını sürdürebilmesi için oluşturulan parlamenter düzenlerin vazgeçilmez unsurları ise siyasal partilerdir.

Devlet her dönem günün ihtiyaçlarına göre ülkeyi yönetecek partileri belirler ve ona göre “cumhuriyetçi”, “halkçı”, “solcu”, “sağcı”, “sosyalist” vb. partileri ülkeyi yönetmesi için görevlendirir. Bu partilere üye olan ve seçilen kişiler siyasi çalışmalara başlamadan evvel parlamento da devlete ve millete hizmet edeceğine dair yemin ederek göreve başlarlar.

“Yeşiller”, “liberal”, “sosyal-demokrat”, “vatan”, “cumhuriyet” adı altında kurulan partilerin hepsi bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de devlete hizmet etmekle görevlidirler. Belirlenen hizmet sınırları dışına çıkanlar bu düzende yer bulamazlar. Devletin kontrolünde yürütülen bütün siyasi parti faaliyetleri savaş ve barış dönemleri dahil devlete tabiidir.

Bugün Türkiye’de göstermelik olarak oluşturulan “parlamenter sistem” içerisinde yer alan partiler de her ne adı altında olursa olsun devletin hizmetindedir. 2016 yılında yapılan referandum ile geçilen başkanlık sisteminde ise partiler ile milletvekillerin hiçbir hükmü kalmamıştır. Kaçak Saray’da bulunan R.T.Erdoğan kabinesi tarafından KHK (Kanun Hükmünde Kararnameler) ile istediği kanunu yürürlüğe koymaktadır.

Gerici-faşist blok aralarındaki çelişkileri bir kenara bırakarak N. Kurtulmuş’tan M. Destici’ye, S. Soylu’dan D. Bahçeli’ye, D. Perinçek’e kadar bütün isimler R.T.Erdoğan’ın hizmetindedir. En kritik dönemlerde ise CHP düzenin ekmeğine yağ sürmektedir. Tüm sınır ötesi operasyonlara ilişkin teskerelerin meclisteki oylamalarını desteklerken, milletvekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasında devlete hizmette kusur etmemişlerdir.

Dün birbirlerine küfreden, hakaretlerde bulunan, hainlikle suçlayanlar yüzleri kızarmadan hiçbir şey olmamış gibi “devletin bekası” gerekçesiyle kolkola girmiş, savaş konsepti oluşturmuşlardır.

Zaxo’dan Derik’e Rojava’nın işgal edilerek, Irak’ın iç kargaşasından yararlanarak “güvenlik sorunu” gerekçe gösterilerek birçok bölgede askeri üslerin inşası, Afrika kıtasına geçerek Libya’nın doğal zenginliklerinin ele geçirilmesi vb. tüm bunlar sarayda uygulamaya konulan savaş konsepti tarafından yönlendirilmektedir.

Türkiye artık barış döneminde değil savaş dönemi kararları ile yönetilmektedir.

Faşizmin Katliamlarının Finanse Edilmesi

İşte bu savaşın finansmanını sağlayacak unsurların başında turizm sektörü gelmektedir.

Turizm Türk ekonomisinin % 10’unu oluşturmaktadır. Çin’de başlayan tüm dünyaya yayılan Covid-19 salgını nedeniyle etkisi altına alan pandemi, turizm sektörünü çökertmiştir. Bunun için R.T.Erdoğan, Dışişleri Bakanı M. Çavuşoğlu’nu görevlendirerek AB’nin kapılarının Türkiye’ye açılması için turlara başlamış ama istediği sonucu alamamıştır.

Ekonomik olarak en zor dönemini yaşayan gerici-faşist blok yurtdışından gelecek turiste umut bağlamıştır.

Açık cezaevi Türkiye’ye tatile gitmeyelim, gideni uyaralım!

Gerici-faşist rejimin her geçen gün kitleler nezdinde azalan oy kaybı saldırganlaşmasını beraberinde getirmiştir.

Toplumsal en küçük muhalefete tahammül edemeyen saray rejimi, polis-jandarma eşliğinde muhalefeti susturmaya ve hapishanelere doldurmaya başlamıştır.

Bu haliyle Türkiye’yi açık hapishaneye dönüştürülmüş, “Gezi İsyanı’nı hayal etmeyin sonu kötü olur” tehditleri ile Gezi sendromu yaşamaktadır. İktidar koltuk değneği olan D. Perinçek ekibi ise R.T.Erdoğan’a akıl hocalığı yaparak “milli diktatörlük” önerisi getirmektedir.

Kamuoyunda “Çakıcı affı” olarak adlandırılan aftan yararlanarak serbest bırakılan kadın katili, hırsız, caniler salıverilirken tutuklanacak muhalifler gazeteciler, aydınlar, solcular, devrimciler için hapishanelerde yer açılmıştır. Faşizm tüm medyayı kendine bağlamasına rağmen muhalif basın ve TV’lere reklam geliri kesme ve kapatma cezaları vererek susturmak istemektedir. Kontrol edemediği alan olan sosyal medya platformlarına ilişkin yeni yasa gündemdir.

Böylelikle sansür devreye sokulmak istenmektedir. R.T.Erdoğan’ın korkulu rüyası olan sosyal-medyada ise trollere rağmen tepkiye mani olamamıştır.

Büyükada’da ani baskınla gözaltına alınan 11 insan hakları savunucusu 2007 yılından bu yana yargılanmışlar ve sonuç olarak çeşitli hapis cezalarına çarptırılmışlardır.

HDP Eşbaşkanları S. Demirtaş ve F. Yüksekdağ rehin tutulmaktadır. Osman Kavala’dan kayyum ile görevinden uzaklaştırılan Selçuk Mızraklı’ya kadar birçok milletvekili ve seçilmiş belediye başkanının haksız yere tutuklanması kamuoyunda vicdanların yaralanmasına sebep olmuştur.

Adil yargılanma talebi ile başlatılan ölüm orucu direnişinde bulunan hak savunucusu avukatlar E. Timtik ile A. Ünsal’n ölüm orucu eylemine ise kayıtsızlık sürüyor.

Hapishanelerde tutuklu olan 0-6 yaş arası bebek sayısı (863) her geçen gün çoğalmaktadır. Ürkütücü boyutlarda olan bebek tutuklulara Diyarbakır-Lice’de “terör örgütü” suçlamasıyla tutuklanan Kürt kadını 2 yaşındaki kızı, diğeri 10 günlük bebeği ile cezaevinde bulunmaktadır.

Kürtlere reva görülen bu uygulama, ölüm döşeğinde hasta tutuklular Cumhurbaşkanı kararıyla serbest kalmazken, Sivas Madımak’ta aydınlarımızı, sanatçılarımızı yakan katiller için af çıkarabiliyor.

2020 yılında Türk Turizmini ölü sezona dönüştürelim!

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre Türkiye’ye en çok turist gönderen AB (Avrupa Birliği) ülkelerinden Almanya, İngiltere, Hollanda başta gelmektedir.

2019 sezonunda Türkiye’yi ziyaret eden 51.7 milyon turistten 34.5 milyar dolar gelir elde edilirken 2020 yılı için hedeflenen 60 milyon turist ile 41 milyar dolardır. Fakat pandemi sürecinde TC yetkililerinin gösterdiği verilerin inandırıcı olmaması, Türkiye AB ilişkileri, insan hakları ihlalleri, Rojava’nın işgaline karşı Avrupa’da yürütülen kitle gösterileri, Libya’ya cihatçı teröristlerin aktarılması gibi faktörler bu sezon AB’nin kapıları Türkiye’ye kapatma kararında etkili olmuştur.

14 AB ülkesine kapılar açılırken, Çavuşoğlu’nun ikna turları sonuçsuz kalmış eli boş dönmüştür. Kendilerini muhafazakâr, Siyasal İslam’ın temsilcileri gören saray rejimi Ortadoğu Arap ülkeleri ile arasının Yeni Osmanlıcılık politikaları nedeniyle kötü olması, “İslam Turizmi”nde aradığını bulamayınca umudunu Rusya ile AB’ye bağlamıştı. Bu ülkelerden de aradığını bulamayınca hüsrana uğradı.

Öyle denilebilir ki 2020 sezonu çöktü. Aynı şekilde Rusya ile yaşanan bahar havası yerini soğuk duşa bıraktı. Kasım 2015’te Rus uçağının düşürülmesinden sonra arkasından gelen ekonomik ambargo, Rus turistlerinin 2016 yılında tüm rezervasyonlarının iptali Türk ekonomisinde ağır sosyal ve ekonomik sonuçları beraberinde getirmişti.

Yine bugün İdlib ile Libya’da karşı karşıya gelen Rusya ile Türkiye kozlarını paylaşırken, Rusya kapılarını Türkiye’ye kapattı. 2020 sezonunda 5 milyon Rus turisti ağırlamayı düşünen Türkiye’nin buradan da beklentisi kalmamıştır. Alınan bu kararların ilişkilerde yaşanan güvensizlik kaynaklı olduğu muhakkaktır.

El konulan kampanyalar savaş harcamalarıdır!

Oy kaybı ile popülaritesini her geçen gün kaybeden iktidarın son seçenekleri arasında bulunan Ayasofya’nın statüsünü değiştirme kararı dünyada tepkiyle karşılanmıştır.

Güvenirliğini kaybetmiş iktidarın son kozları arasında kiliseyi camii olarak ibadete açılması kararı, halkın dini duygularını istismar etmek, siyasal İslam rejimini sağlamlaştırmak için atılmış bir adımdır. Bütün Hıristiyan aleminin tepkisini çeken bu kararın ardından turist beklemenin hayal olduğu bir gerçektir.

Danıştay, Sayıştay, HSYK, Anayasa Mahkemesi… gibi devletin tüm kurumlarına kendi yandaşlarını yerleştiren saray rejimi savaşı finanse etmenin sıkıntılarını yaşarken ABD ile Avrupa’dan artık kredi bulamaz duruma gelmiştir.

Dönem dönem halktan zorla kampanyalar ile para toplama durumuna düşmüştür. Kampanyalar amacından gizlenerek söylendiği gibi mağdur ailelere, halka ödenmemiştir. Hiçbir devlet kurumu da bu durumda soruşturma açma cesareti gösterememiştir.

Mavi Marmara gemisinde “Gazze’ye yardım” amacıyla gönderilen gemide İsrail askerleri tarafından öldürülen aileler için İsrail devletinin tazminat olarak ödediği 20 milyon dolar, “15 Temmuz 2016” tiyatrosunda aileler için toplanan 300 milyonun akibeti hala belli değildir.

“Biz bize yeteriz” kampanyası için toplanan 2 milyardan fazla paranın ne olduğu “belli değildir”. Her açıklama istenildiği vakit tehditler savrularak olay geçiştirilmiştir.

Oysa “kaybolan”, hesap verilmeyen paralar Rojava’nın işgali, kışlık ile yazlık sarayların inşası, uçak filoları, lüks zırhlı araçlar ile çetelerin finansmanı için harcanmıştır.

Saray rejimi: “İtibarda tasarruf olmaz!”

Nüfusun % 20’sinin sosyal yardımlar alarak yaşadığı, işsizliğin tavan yaptığı geçimini bırak açlık tehlikesi yaşayan halkın, siyanür içerek intihara kalkıştığı Türkiye gerçekleri ile karşı karşıya bulunmaktayız.

Müslümanlık adına, sözde “komşusu açken tok yatan bizden değildir” söylemlerinin hiçbir şey ifade etmediği ortadadır.  Osmanlı padişahlarında dahi görülmeyen R.T.Erdoğan ve ailesinin lüks yaşam tarzı dikkat çekicidir. Saray rejiminin filosunda 16 uçak var. Cumhurbaşkanlığına ait zırhlı, lüks araç sayısı 300’den fazladır. 12 adet saray ile köşkü bulunmaktadır.

Erdoğan’ın hizmetinde bulunan işçi sayısı 2.374’tür. Maaşını az bulup aylık 74 bin liraya yükselten bir Cumhurbaşkanıdır. “Güvenli Bölge” oluşturmak yalanı ile Rojava topraklarını işgal edip bütün zenginlikleri ülkesine taşıyan saray rejimi, bu sefer Irak üzerinden Kürdistan’a açılan Haftenin üzerinden savaş başlatmıştır.

Şimdiden halk yıllardır yaşadıkları topraklar üzerinden göçe zorlanmaktadır. Savaşlardan, çatışmalardan, açlık ve yoksulluktan yorgun düşen halklar çareyi umut yolculukları ile Avrupa kapılarında aramaktadır.

Umut yolculuklarında başlarına gelecek tehlikenin farkında değiller. Tıpkı Aylan bebek ve ailesinin cansız bedeninin Akdeniz sahillerine vurduğu gibi.

Halen binlerce göçmene mezar olan Akdeniz sahillerine gitmeyelim. Turizm için harcanan her kuruş yine bizlere kurşun ve bomba olarak dönecektir. Unutmayalım.

9676

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Son Haberler

Agop Ekmekciyan

Güzel insanların ardından kurulan her cümle yetersizdir…(İsmail Cem Özkan)

Şimdi anıları olanlar hemen anılarını paylaşmayacak, zamanı gelince yazarlar ya da anı kitabı yapılacaksa oraya bir kaç kelime bırakacaklardır ama popüler olanı yapacaklar yani varsa birlikte çektikleri/ çekildikleri fotoğraflarını paylaşacaklar...

Turan Eser benim geçmişi (artık geçmiş oldu, zamanda üzerine eklenince) uzun bir sancılı dönemin dostluğuna dayanıyor...

Emperyalizm Üzerine Notlar-6

 

13-15 Eylül 2024   ICOR Uluslararası “Lenin’in Öğretileri Yaşıyor” Semineri 1.  Gün

Giriş: Almanya’nın Thüringen Eyaleti’ndeki Truckenthal’da 13-15 Eylül 2024 tarihleri arasında ICOR’un, Lenin’in 100. ölüm yıldönümü anısına, ”Lenin’in Öğretileri Yaşıyor” adı altında uluslararası büyük bir seminer yapıldı. Bu seminer’de “Lenin ve Emperyalizm” başlıklı 1. bölüm’de ben de bir sunum yaptım.

Rothe Fahne (Kızıl Bayrak) dergisinden kısa bir bilgilendirmeyi buraya alıyorum.

Erdoğan ve cumhur ittifakı’nın hazırlıkları iç savaş odaklıdır!

İçinden geçilmekte olan sürecin bu ayırt edici özelliği, rejimin ne kadar da kırılgan bir durumda olduğunun, çıplak bir ifadesi olarak da okunabilir elbet.

Serdareme, Caneme, Hevaleme…

Her devrimci değerlidir. Ancak bazıları istisnadır. Yaşam ve duruşlarıyla, söz ve eylemleriyle derin izler, unutulmaz anılar geride bırakır. Geçtikleri her yerde devrimin, özgürlüğün dinmeyen esintilerini bırakır. Devrimcilerin değerlerini belirleyen her daim hatırlanan pratik ve eylemleri ve yazdığı unutulmaz eserleridir. Serdar Can yoldaş her ikisini de doğru yapmaya çalıştı. Hem devrimin kalemini hem de devrimin silahını iyi kullandı. Hem de en geç yaşlarında.

Erdoğan yeni anayasa istemi ne tür bir ihtiyacin ürünü ?

Siyasal İslamcı din bezirganı Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, özelliklede son yerel seçimlerde uğradığı ağır hezimetin ardından, adeta gün aşırı bir sıklıkla, toplumun artık yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu dilendirmekte. Bu demek oluyor ki Erdoğan’a göre, 22 yıllık iktidarları döneminde yeni bir anayasa, toplumsal bir ihtiyaç haline gelmemiş. Gelse, ille ki o zaman da bunu gündeme taşır ve çözmek isterdi, değil mi? Peki şu son dört-beş aylık zaman diliminde ne oldu da birdenbire acil bir ihtiyaç haline geldi?

Asıl Olan, Örgütlü Yığınların Mücadelesidir

Çağımız, emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır. Yaşanan tüm değişimlere, ideolojik anlamdaki çürüme ve yozlaşmaya rağmen işçi sınıfının ezen ve ezilenler mücadelesindeki tarihsel misyonu hala gerçekliğini korumaya devam ediyor.

Yaşanmakta olan, ikili hukuk denkleminde,bir ara rejim midir?

Resmi adıyla, “Cumhur Başkanlığı Hükümet Sistemi”ne, günlük kullanım diliyle “tek adam diktatörlüğü”ne geçişle birlikte ve özellikle de ırkçı faşist-kontra bir odak partisi olan MHP katılımıyla oluşturulan “Cumhur İttifakı” iktidarı altında; sistemin, Anayasasında kendisini tanımlaya geldiği ve iyi kötü ve de taklidi de olsa, bir şekilde uygulanmaya çalışılan “laik” ve Anayasal “hukuk Devleti” prensipleri, adım adım terk edilmeye başlandı.

Komutan Orhan Cihat Bingöl (Nubar Ozanyan)

Duyduğumuzda inanmakta ve kabul etmekte zorlandığımız şehit haberleri yüreğimizi fena halde acıtsa da ideallerine ve anılarına bağlı kalma, mücadele bayraklarını daha yükseklere taşıma sözü vermeye devam edeceğiz.

Kürt ve özgürlük düşmanları sevinmesin! Hesapsızca toprağa düşen her gerilla Kürdistan topraklarında yeniden doğacaktır. Ve onlar her daim ölümsüzlük içinde çoğalarak büyüyecek birer dağ olup düşmanın üstüne yürüyerek anılacaklar. Ne yaşamları ne toprağa düşüşleri ucuz ve kolay olmayacaktır.

Vitrin olma kız... vitrin olma...

Sen, senle halk arasında artırılan düşmanlığı çözmenin araçlarının neler olduğunu bilmiyorsan...

Şimdi ne kadar güzel olurdu değil mi kız...

ne kadar güzel olurdu...

mecliste, belediye başkanlıklarında bir...

Öyleyse.... öyleye...

Hayeller.... söylemler...

Kitleler...

yüzlerini dahil seçemeceğimiz kalabalıklar...

Gerçekler ise....

Zil zurna, kah kaha atarken sümükleri dahil ağızlarına giren masaları tek tek dolaşarak, mekan yeni insanlar..

Hemi... hemi...

hayat bu... gerçeklik bu ise...

Şeriat ve kadın

Tüm  kurumları üzerinden devlet erkine artık tamamen hakim hale  geldiğini düşünen siyasal İslamcı Erdoğan iktidarı, dini esaslar üzerinden toplumsal yaşamın yeniden kurgulanması esas hedefi doğrultusundaki ana hamlelerini, “İstanbul Sözleşmesi”ni feshederek, “Her kürtaj bir Uludere’dir”tavrıyla, en nihayetinde vasat ölçüler içinde kadın haklarını belli yönleriyle koruyan “6284 Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasası”na ilişkin tutumuyla ve  keza “9.

Türkiye ve kuzey Kürdistanlı solculara yönelik bayrak eleştirisi

Kendisi de sol-sosyalist cenahtan olan yazar ve aynı zamanda televizyon programcısı sayın Merdan Yanardağ, on binlerce solcunun, Fransa’da faşistleri yenilgiye uğratarak seçimlerin galibi olan Yeni Halk Cephesi’nin zaferini kutlamak için, ellerinde Fransa bayrağı ile toplaştığı Cumhuriyet Meydanı’nda, coşkuyla Enternasyonal marşını seslendirmelerinden övgü ve gıptayla bahsederken: “Bakın diğer ülke devrimcilerinin kendi ulusunun bayrağıyla bir sorunu yok. Ellerinde Fransa Bayrağı ile hep birlikte Enternasyonal okuyorlar.

Sayfalar