Cuma Ekim 2, 2026

83. yılında… Bazı yaralar asla kapanmaz!

1915 yılında gerçekleştirilen Ermeni Soykırımı’nın ortaya çıkarmış olduğu travma ve acıların yaraları henüz bu topraklar üzerinde kapanmamışken, bu sefer Ermenilere sahip çıkan Dersim halkına karşı soykırım uygulandı. Kürt, Alevi-Kızılbaş inancına göre kabesi insanlık olan ve bu yüzden tarihte çeşitli baskı ve kırımlara maruz kalan bu halk, Ermenilere sahip çıkmanın bedelini çok ağır bir şekilde ödedi.

1915 yılında yaşanılanları devlet bir kenara not etmiş, unutmamıştır. Kendince iç ve dış koşulların uygun olduğunu düşünerek 4 Mayıs 1937-38 tarihlerinde Dersim’e yönelik “tedip ve tenkil harekatına” girişmiştir. Bu harekatın halkta karşılığı ise “Dersim Tertelesi” olmuştur.

Tertele’nin Dersim halkı açısından sonuçları çok ağır ve ürkütücü olurken, yaraları henüz kapanmamıştır. Ve hiçbir zaman da kapanmayacaktır.

Bugünleri önceden gören, Dersim halkının önderi Seyit Rıza’nın kirvesi olan Ermeni komutan Boğos Nubar Paşa ağır yaralı olarak esir düştükten sonra son bir kez daha kendisini görmek istediğini söyleyince ona şu serzenişte bulunur: “Kirvem, ben öleceğim ama yaralarımı göresin diye çağırmadım, senin yüzüne karşı söylemek istediğim bir sözüm var! Bize yapılanlar yarın siz Kürtlerin de başına gelecektir. Sözümü unutma siz de sıranızı bekleyeceksiniz.” Aktarılan bu anekdot seneler sonra gerçek olmuştur.

Mazluma, yaralıya sahip çıkan anlayışın karşılığı bugüne kadar devlet tarafından gerek bireysel gerek toplumsal olaylarda barbarlıkta sınır tanımayarak, her daim kin ve intikam duygusuyla yanıtlandığı Dersim Tertelesi’nde bir kez daha kanıtlanmıştır.

Diğer bir ifadeyle devlet tarafından “Ermeni’ye bulaşan yanar” denilmiştir.

1915’ten sonra meydana gelen Kürt Halk ayaklanmaları Boğos Nubar Paşa’nın öngörüsünü haklı çıkarmıştır. Öyle ki Koçgiri (1921) Ayaklanması’nı kanla bastıran İttihatçılığı tescilli, Trabzon’da Ermeni katliamları ile üne kavuşan ve Topal Osman ile iş birliği yapan Nurettin Paşa’ya atfedilen şu söz bunun kanıtı olmuştur: “ZO’ları hallettik, sıra LO’larda!” Burada kastedilen ZO’lar Ermeniler, LO’lar ise Kürtlerdir.

Koçgiri Ayaklanması’nın kanla bastırılmasının ardından Şeyh Sait (1925), Ağrı (1928), Zilan (1930) Ayaklanmaları kanla bastırılmıştır. Bu örnekler Kürt ulusuna uygulanan milli zulmün somut kanıtları olarak tarihe geçmiştir.

Kürt ulusunun katliamlara son yanıtı PKK’nin kurulması ve geliştirdiği gerilla savaşıyla olmuştur. TC devletinin yanıtı ise yine katliam, askeri harekatlar, baskı, asimilasyon olmuştur.

4 Mayıs 1937 tarihinde; bizzat Mustafa Kemal’in emir ve direktifleri ile başlayan Dersim Tertelesi 7’den,70’e bir halkı yok etmek amacıyla girişilen, insanların uçurumlardan atıldığı, Munzur Suyu’nun insan cesetleri ile aktığı, mağaralara sığınan insanların zehirli gazlarla öldürüldüğü, çocukların ailelerinden koparılarak Türk-Müslüman yapılıp köle olarak kullanıldığı, ölmemek için din değiştirmek zorunda kalan, kendilerini Munzur Suyu’na atan kadınlar…. gibi yaşanan trajedi bize 1915 yılında aynı akıbete uğrayan Ermeni halkını anımsatıyor.

Dün CHP, bugün AKP…

70 bin Dersimlinin hayatını kaybettiği, halkın deyimiyle “Dersim Tertelesi” adım adım yaklaşırken TBMM’de alınan bütün kararlarda M. Kemal’in imzası vardır.

1934 yılında çıkarılan İskan Kanunu ile bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi planlanmıştır.1935 yılında Dersim adı değiştirilerek Tunceli Kanunu çıkarılmıştır. 1936 yılında M. Kemal, Meclis kürsüsünde “…bu çıbanı ortadan temizleyip koparmak, kökünden kesmek için her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu konuda en acil kararların alınması için hükümete tam ve geniş yetki verilmelidir” diyerek katliamlara yeşil ışık yaktı.

4 Mayıs 1937 yılında Tunceli Tedip (Terbiye etme) ve Tenkil (Katletme) hareketinin kurmayları olan başta M. Kemal, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak, 3. Ordu Komutanı Mehmet Kazım Orbay, İsmet İnönü, Celal Bayar… başta olmak üzere CHP’nin aynı zamanda TC devletinin kurucu kadroları bu suça iştirak etmişlerdir. Nazi Almanya’sı ile sıkı iş birliği içerisinde olan CHP iktidarı, Hitler Almanya’sından almış olduğu zehirli gazları Dersim halkını katletmek için kullanmıştır.

II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda Yahudi halkını gaz odalarında imha eden Hitler, bunun ön provasını Dersim’de yaptırmıştır.

Türkiye ile Almanya ikili ilişkilerinin tarihi çok eskilere uzanmaktadır. Çarlık Rusya’sına karşı her koşul altında Osmanlı yönetimini askeri ve siyasi olarak desteklemiştir.1915 Ermeni Soykırımında Almanlar önemli rol oynamışlar, İttihat ve Terakki yönetimini desteklemişlerdir.

Osmanlı ordusuna general, amiral ve subaylarını göndererek bizzat kırımlara destek olmuşlardır. Liman von Sanders I. Ordu Komutanı, Felix Guse 3. Ordu Komutanı, Friedrich von Schellendorf, Osmanlı Ordu donanması komutanlıklarında görev yapmışlardır. Bunlar sadece birkaçıdır.

1937-38 yıllarına gelince I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda yenilmelerine rağmen Hitler Almanyası ile ilişkilerinde bir gerileme olmamış, aksine askeri destek almıştır. Dersim katliamlarında kullanılan zehirli gazları Almanya’dan aldıkları bugün ortaya çıkmış suç ortaklıkları belgelenmiştir.

TC devleti Dersim’de dağlara, mağaralara sığınan halkı zehirli gazlarla öldürmüştür. Dönemin katliamcılarından İhsan Sabri Çağlayangil yıllar sonra verdiği bir röportaj da “Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden atıp fare gibi zehirlediler. Yediden yetmişe Dersim Kürtlerini kestiler” demiştir. Kesin olmamakla birlikte, 60 bin ile 100 bin arasında insanın katledildiği tahmin edilmektedir.

Dersim’i bir uçtan bir uca havadan bombalayan Türk Hava Kurumu’nun ilk kadın pilotu olan Sabiha Gökçen, M. Kemal’in manevi kızı olarak bilinmektedir. Ama gerçek bu değildir. Sabiha Gökçen’in gerçek hayat hikayesini ortaya çıkaran Hrant Dink bunun bedelini hayatı ile ödemiştir.

Doğum yeri Gaziantep olan Sabiha Gökçen’in esas ismi Hatun Sebilciyan’dır. Tüm ailesini 1915 kırımlarında kaybedince, yetim olarak Bursa’ya getirilir. Atatürk’ün bir ziyaretinde dikkatini çeker, manevi kızı olarak kabul eder. Eğitimini tamamlar. Pilot olarak kendini yetiştirir. En hazini Atatürk sonunda Dersim’i Sabiha Gökçen’e bombalatır. Ölmeden önce akrabaları Türkiye’ye gelir ve yüzleşirler.

TC’nin Dersim halkına yönelik katliamına karşı, Seyit Rıza önderliğinde bir direniş örgütlenir. Ancak direniş kırılır. Erzurum Valiliği’ne görüşmek üzere çağrılan Seyit Rıza burada tuzağa düşürülerek tutuklanır. Elazığ Hapishanesi’ne konulur.

Kurulan göstermelik mahkemede “Dersim’i isyana teşvik etmek” suçlamasıyla idama mahkum edilir. Ancak kendisinin yaşının fazla olması, oğlunun ise yaşının küçük olması idam cezalarının yasallığı önünde engeldir. TC hukuku buna da bir “çözüm” bulur.

Göstermelik yargılamalardan sonra büyük olan yaşı küçültülür, oğlunun ise yaşı büyütülür. Bu durum yıllar sonra 12 Eylül AFC’sinin Erdal Eren’in yaşının büyütülerek asılmasında da görülür. Bu da gösteriyor ki, “devlette devamlılık esas”tır!

Seyit Rıza, oğlu ve mücadele arkadaşları Elazığ Buğday Meydanı’nda 14-15 Kasım 1937 tarihinde idam edilir.

Seyit Rıza idam edilmeden önce M. Kemal ile görüştürülmüş, davasından vazgeçmesi halinde idam edilmeyeceği söylenmesine rağmen boyun eğmemiş ve diz çökmemiştir. Bizzat M. Kemal’e ithafen; “Ben senin yalan ve hilelerinle baş edemedim bu bana dert oldu, ben de sana önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” dediği rivayet edilir.

Seyit Rıza ve yoldaşlarının öldürülmesiyle mücadelenin duracağını zannedenler yanılmışlardır. Dün olduğu gibi bugün de diz çökmeyenlerin mücadelesi sürüyor.

Dersim’de yitirdiğimiz Mahir Atakan ve yoldaşları, 12’ler, 5’ler, ihtilalci geleneğimizin yılmaz neferlerinden Ünal Küçükbayrak  ve 9’lar, Dersim halkının bağrına bastığı enternasyonal savaşçı Barbara Anna Kistler ve adını burada anamadığımız yüzlerce militan ve savaşçı; Seyit Rıza’nın direnişi ve mücadelesinin, bilimsel temelde güncellenmiş devamıdır.

Mezar yeri hala belli olmayan Seyit Rıza korkusu sürüyor ve sürecektir…

14281

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

12 Eylül yargılandı... mı?

“Eğer biz imkânsızı yapmazsak,olanaksız ile karşı karşıya kalacağız.”[1]

Geçtiğimiz günlerde, Türkiye 12 Eylül darbesi aktörlerini “yargıladı”, “mahkûm etti”, hatta mahkeme darbeci generallerin “rütbelerinin sökülmesine” hükmetti…

Böylece, onyıllar sonra da olsa, “adalet yerini bulmuş”, ülke “darbe geçmişiyle hesaplaşmış”, ve bu yolla da “demokratikleşme yolunda çok önemli bir adım atılmış” ve hatta (galiba) “ileri demokrasi”ye geçilmişti…… mi?

Pontos bir ülkedir ve sahte aydinlar bu gerçegi degistiremez /Tamer Çilingir

Eline silah verilip, Hrant Dink’i katleden kişi, kendisinin Türk olduğunu ve Türklüğe zarar veren herşeyin düşmanı olduğunu söylüyordu. Peki ‘‘Türkiye‘‘ diye adlandırılan devletin sınırları içinde neden ‘‘en Türk‘‘ o idi?

Ya da aynı gerekçeyle Trabzon’daki Santa Maria Aziz Meryem Katolik Kilisesi’nin papazı Andrea Santoro’yu  2006’da öldüren 16 yaşındaki çocuk nasıl bir ruh hali içindeydi? Neden onca Türk milliyetçisi olmasına rağmen ‘‘Türklük‘‘ adına ‘‘vatan‘‘ için Trabzonlu bu çocuk cinayet işliyordu?

Dersimin Büyük Bilgesi: Firik Dede

Seni sevenlerin can içinde canısın / Aşıklar katredir sen ummanısın / Gönül bir gemidir sen dümenisin   / Yelken açmak ister bu dervişlerin” Virani                                                                                            Aslen Dersim Ovacık’lı ve Devreş Cemal ocağının bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilgedir.

Özgür Gelecek, Halkın Günlüğünleşebilir mi ?/

Acaba objektif olmayı becerebilen kaç insan Türkiye solunun kadrolaşma ihtiyacını aktif toplumsal davranışlar içerisinde karşılamadığını söyleyebilir ? 

Evet kaç insan ?

Kim bilir ?

Neyse yazımın konusu da  bu değil.

Hemi yazımın konusu bir zamanlar kitleleşme tabanı olanlarca şimdi  dışlananlar olsaydı ben eylerdim ?

Düşününsenize bir kez ne makalenin giriş, geliş, sonuç arasındaki ilişkisi kalırdı. 

Ne de :

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ VE DELİ SAÇMASI

Cumhurbaşkanlığı seçimleri taktik bir muhteva içermiyor. Bilakis stratejik muhteva içermektedir. Taktik her zaman stratejiye uygun, ona bağlı ele alınmak zorundadır. Eğer ki başvurulan taktik eylem -örgütlenme ve politika stratejimize hizmet etmiyorsa uygulanan taktik politika yanlıştır. Bundan vazgeçilmelidir. Taktikle strateji iyi kavranıp doğru ayrıştırılmıyor. Birinin uzun vadeli bir programı içerdiği, diğerinin ise kısa vadeli politik atılım veya geri çekilmeleri içerdiği doğru kavranamamaktadır. 

Cumhurbaşkanlığı seçimi ile düzeni meşrulaştırma seçimi boykot et !

Türk devletinin en üst temsilcisini belirlemek için, 10 ağustos 2014 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir taraftan egemen kliklerin temsilcisi oldukları sermaye gruplarının çıkarlarına kullanmak iken, diğer yandan da düzenin devamlılığını sağlamaya yönelik bir oyundur. Bundandır ki, mevcut düzen partileri devletin bekasını “güçlendirmek” için yalan ve yanlış bilgilerle halkı maniple ederek bu sürece dahil etmek için bizleri bu oyunun bir tarafı yapmayı hedeflemektedirler.

Pastırmacıyan ailesinin kaderi / Ragıp ZARAKOLU

Erivan. Anadolu’da Ermeni devrimci gerilla hareketi, Zeytun, Sason, Van, Şebinkarahisar gibi yörelerin kırsalında, 1890’ların ilk yarısında başladı. Amaç, esas olarak öz savunma, Ermeni köylerinin çeşitli aşiretler tarafından yağmalanmasının önüne geçilmesi, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında yerinden yurdundan edilen Ermeni köylülerinin geri dönmesinin sağlanması idi.

Halifeden bozma başkan adayı yeni Mustafa Kemal mi ?

Cumhurbaşkanlığı için AKP’nin adayı uzun ve bıktırıcı bir tartışmanın sonunda “nihayet” açıklandı. 1 Temmuz’da şaşaalı bir toplantıyla T. Erdoğan aday olarak ilan edildi. Yani Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı için kendisini tercih etti diyebiliriz.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair... Doğru politika boykot politikasıdır.

Son dönemde özellikle ulusal baskıya karşı verilen mücadelenin yarattığı devrimci-demokratik mevzileri sahiplenme, bu mevzileri güçlendirme anlayışıyla hareket ettiğimiz malum. Bu yönelime uygun olarak “yeni” türden örgütlenmelerin içinde de yer alarak egemenler karşısında etkin bir muhalefet oluşturmanın gerekliliğini de savunduk. Bundan vazgeçmiş değiliz. Bilakis, bu alandaki eksikliklerimizin giderilmesi gerektiğine daha çok dikkat çekiyoruz. Bu dönem içindeki seçimlerde bu yönelimimizin gereğini yerine getirmeye özel dikkat gösterdik. Eksikliklerimizin yoğunluğu bu gerçeği değiştirmez.

Ağarlar ve Veli Küçükler dışarıda, Sarp Kuray zindanda

Devlet cezaevine kapattığı evlatlarıyla sulh yaptı ve hepsini salıverdi. Mehmet Ağarlar ve Veli Küçükler şimdi dışarıda ama Sarp Kuray yıllardır zindanda. Eli kanlı katiller ortalıkta cirit atıyor, Sarp Kuray ise F tipi zindanın çarmıhında çürütülüyor. Sadece Sarp Kuray değil, her siyasi görüşten binlerce siyasi tutsak yıllardır, on yıllardır mezar evlerinin karanlığında tutuluyorlar.

Tamer Çilingir : Pontos'un son Partizanı:Eleni Çavuş

Son partizan, bir kadındı… Silahlar bırakılmış, mübadeleye uygun olarak sürgün başlamış, bütün Karadeniz’de kendini Rum olarak ifade edenler çoktan gitmişlerdi… Sadece bir partizan, sadece bir kadın terketmedi, 3 bin yıllık topraklarını…

Sadece o kalmıştı koca Karadeniz’de “Ben Rumum, ne aslımı inkar edeceğim ne de gideceğim vatanımdan” diyen… 1924 yılının Aralık ayında son çatışma haberi geldi Nebyan’dan (Bafra)… Yüzlerce askerin kuşattığı bir mağarada günlerce direnen “Eleni Çavuş adlı Pontoslu Rum Partizan ölü olarak ele” geçirilmişti.

Sayfalar