40. Yıl'ında Kıbrıs işgal altında esirlere ne oldu?
Kıbrıs,Sicilya ve Sardanya'dan sonra Akdeniz'in üçüncü büyük adasıdır.Bulunduğu coğrafi konumu itibariyle önemli bir yere sahiptir.Tarihten günümüze sayısız işgallere ve savaşların yaşandığı Kıbrıs'ta stratejik konumu,Ortadoğu'ya açılan pencere,her türlü müdahale için harekete geçebilme açısından önemlidir.
MÖ adaya yerleşen Rumlardan sonra 2671 yıl sonra,yani 1571yılında Türkler adaya adım attılar.Adada hakimiyeti ele geçirdiler,despot yönetimlerinden dolayı hakimiyetlerini kaybederek azınlık durumuna düştüler.Kıbrıs adası 1878 yılından 1960 yılına kadar,esas olarak İngiliz emperyalizminin kolonisi durumunda idi.ABD emperyalizminin 1950'lerden sonra ilgisini çekmiş adayı ele geçirmek için her türlü yol ve yöntemi denemekten kaçınmamıştır.
Bir zamanlar insanların dostça,kardeşçe yaşadığı Kıbrıs adasında,1960 yılında kabul edilen Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda Cumhurbaşkanı'nın çoğunluk olan Rumlar (%82) tarafından yardımcısının ise azınlık olan Türk'lerden (%18) seçilmesi kararlaştırıldı.Buna göre Cumhurbaşkanı Makarios,yardımcısı Fazıl Küçük olacaktı.Bakanlar Kurulunda 7 Rum3 Türk,Yasama Görevin'i 5 yılda bir seçilen 35 Rum 15 Türk'ten oluşan Temsilciler meclisi yerine getirecekti.Yasalar ulus'ların konumuna göre belirlendikten sonra adada yaşayanlar tarafından alınan en önemli ortak karar ise Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir başka devletle birleşmesi,yada bölünmesinin yasaklanması idi.Yine Kıbrıs Anayasası'na göre iki resmi dil olacaktı.Türk'lerin adadaki nufusu %18 olmasına rağmen,% 30 temsil oy hakkı ile ''eşit'' taraf sayılmaları,gelecekteki planları için isteklerini kabartıyordu.Nitekim de öyle oldu.
1950 yılına kadar Türkiye'nin Kıbrıs diye bir sorunu yoktu.Dış İşleri Bakanı Necmettin Sadak TBMM'de yaptığı konuşmasında ''Bugün Kıbrıs Meselesi diye bir şey yoktur'' diye açıklama yapıyordu.Türkiye ve Yunanaistan 1952 yılında NATO'ya üye olunca,Türkiye Kıbrıs'ta durumunun aynen korunmasından yana oldu.Yunanistan ile karşı karşıya gelmek istemedi.Dünyada Varşova Paktına karşı kurulan,bir askeri Pakt olan NATO,komünizme karşı mücadelede başka bir sorun ile,NATO üyesi iki ülkenin karşı karşıya gelmesini o zaman öngörmedi.1954 yılında Yunanistan,İngiltere'nin Kıbrıs'ın ''kendi kaderini tayin hakkını'' tanıması için BM'ye başvurdu.yapılan görüşmelerde Türkiye'nin adanın İngiltere'ye ait olduğunu belirterek İngiltere'nin yanında saf tuttu.Yine BM oturumlarında Tunus ve Cezayir'in Fransız sömürgeciliğine karşı yürüttükleri Ulusal kurtuluş mücadelesinde yine Türkiye Fransa'dan yana tutum aldı.Artık Türkiye,Ortadoğu halkları gözünde sömürgecilerden,emperyalistlerden yana tavır alan bir ülke olarak tanınmaya başladı.
ABD'nin, adada etkisinin her geçen gün artmasından rahatsız olan İngilizler,Kıbrıs'ın etki alanına girmemesi için bir Türk-Rum çatışması yaratarak adadaki hakimiyetini güçlendirmek istiyordu.ABD emperyalizmi 1950'li yıllarda Kıbrıs'ın bölünmesi ve ABD üssü haline getirilmesi planını hayata geçirmeyi hedefliyordu.Değişen dengeler İngiliz'lerin aleyhine işlemeye başlamıştı.Mısır'da Nasır yönetimi Suvyeş kanalının ulusallaştırıldığını açıklamasından sonra,Mısır'a yerleşmiş olan İngiliz askeri üsleri kapatıldı.Mısır'da üslerini kaybeden İngiltere için Kıbrıs artık vazgeçilmez öneme sahipti.Artık Kıbrıs bölünecek Rum ve Türk tarafları ve her ikisi de kendi ''anavatan''larına katılacaktı.İngiliz emperyalizminin ''böl ve yönet'' politikasına en uygun düşen çözüm de bu olacaktı.
Yine dünyada Kıbrıs'ta yaşanan değişiklikler,emperyalist güçler arasındaki çelişkiler Kıbrıs'a hakim olan İngiliz'lerin,elinden kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya getirdi.1960'lardan sonSSCB yanlısı Kıbrıs'ta AKEL Partisi adadaki oy oranını giderek arttırmaya başladı.Kıbrıs Cumhuriyeti,Bağlantısızlar Hareketi zirvesinde kurucu üye ünvanını aldı.Bağlantısızlar Hareketi SSCB'ye yakınlığı ile tanınıyordu.Tüm bu gelişmeler yapılacak bir seçimlerde kazanacak ''komünist''lerin ardından Batı için çok büyük bir tehlikenin kapıda olduğunu görebiliyordu.
ABD Emperyalistleri Kıbrıs'ı ele geçirmek için 1950'lerden itibaren Kıbrıs'lı Rum'lar arasında EOKA (Kıbrıs'lı Savaşçıların Ulusal Örgütü) denilen faşist bir örgütlenme,Kıbrıs'lı Rum'lar, Kıbrıs'lı Rumları,Kıbrıs'lı Türk'lere karşı ''Kıbrıs Rumlarındır'',''Yunanistan'a bağlanmalı'' sloganı ile harekete geçirmiştir.Aynı şekilde İngilizler de Kıbrıs'lı Türk'ler arasında TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) denilen faşist nitelikli bir örgütlenme başlatmışlardır.Başına da atanan kişi Rauf Denktaş olmuştur.Her iki faşist örgütlenmeler de gerici şövenist olup,iki halkı birbirine düşman etmeye ''Rum ve Türk'ler'' bir arada yaşayamaz,anlayışında,toplumu ikiye bölmüşlerdir.1963 yılında Rum'larla Türk'ler arasında başlayan çatışmalar iki halkı karşı karşıya getirmiştir.1967 yılında yine iki halk birbirine düşürülerek çatışmaya sürüklenmiştir.Emperyalist burjuvazi iki halkı bölerek nihayet 1974 yılında planlarını hayata geçirdiler.
İŞGALCİ TÜRK ORDUSU KIBRIS'TA ;
Türk Devleti'nin esas amacı adada tek başına bir yönetim ile Kıbrıs'ı ele geçirmek olmuştur.Irkçı,faşist Turan düşüncesini her daima savunan,1960 yılında Türkiye'de gerçekleştirilen askeri cuntanın içinde,görev alan katıldığı askeri cuntanın işbaşına gelmesinden sonra Albay rütbesi ile ordudan uzaklaştırılıp,sürgüne gönderilip Milliyetçi Çalışma Partisi ile devami olan Albay Alparslan Türkeş ve arkadaşları Kıbrıs'ta ''Türk'lerin ezildiğini'',''haklarının kısıtlandığını'',Rum'ların da ENOSİS istedikleri ve Kıbrıs'ı Yunanistan'a katmak için,fırsat kolladıkları şeklinde bir propaganda ve kaos örgütlemeye giriştiler.Tamamen Özel Harp Dairesi'nin planı ve provakasyonları ile adada bir savaş ile toprakları ele geçirmek hedefindeydiler.
Büyük Yunanistan düşünü kuran Grivas'ın ırkçı EOKA örgütlenmesi ile Özel Harp Dairesi'nin kurduğu TMT ve başına getirdiği Rauf Denktaş özel örgütlenmesi,Türk-Rum kardeşliğini savunanlar ile Rum'lara saldırmaya ve öldürmeye başladı.Aynı şekilde EOKA Teşkilatı ise Türk'lere karşı saldırılar yaparak karşılıklı saldırılar yaşandı.Şiddetlenen çatışmalarda 24 Türk'ün öldürülmesini müdahale gerekçesi olarak gören Türkiye adayı işgal edebileceğinin sinyallerini verdi.
15 Temmuz 1974 yılında ,ABD güdümündeki faşist Sampson kliği,başta olan İngiliz uşağı Makarios'u darbe ile al aşağı ederek,iktidarı ele geçirdi.Teşhir ve tecrit olan bu iki klik yönetimi sivillere terk etmek zorunda kaldı.Darbeyi de fırsat bilen Türk hakim sınıfları ve hükümet olan Ecevit bütün emperyalist güçlerin de desteğini de alarak adayı işgal etti.İlk harekat Temmuz 1974'de, ikinci harekat isecAğustos ayında Cenevre görüşmelerinin yapıldığı sırada ''herhangi bir ilerleme'' sağlanamadığı gerekçesiyle gerçekleştirildi.DöneminTürk Dışİşleri Bakanı Turan Güneş'in görüşmelerde yer aldığı,''Ayşe tatile çıksın'' şifresini kullanarak,harekat emrini Bülent Ecevit'e verdi. Ayşe,Turan Güneş'in kızının ismidir.Yani işgal edebilirsiniz mesajını Ecevit'e iletmiştir.
Türk hakim sınıflarının görünüşte ''sol'',özünde faşist olan adamı Bülent Ecevit Kıbrıs'a çıkartma yaparak bu işgalin adına ''barış harekatı'' adını koydu.İşgalci Türk ordusu adaya ''barış ve kardeşlik'' götürmek için çıktı,dedi.''işgal ordusu'' olmayacak diyen,her konuşmasında ''barış,kardeşlik,özgürlük'' gibi yüce kavramları ağzından düşürmeyen B.Ecevit,faşist yüzünü gizleyebilmiştir. Hatta bazı sol çevreleri de etkisi altına almıştır.Kıbrıs işgal harekatı 40 bin askerle,zırhlı araçlarla kara,deniz,havadan yapılan başka bir ülkenin topraklarını işgal edilmesi olayıdır.Barış harekatı olmamış,katliama dönüşmüştür.Barış harekatı adı altında,binlerce yaralı,esir,ölü ve yıkım ''kardeşlik'' adı altında yapılmıştır.İşgal,Türk milliyetçiliğini,şövenizmi körüklemenin aracı olmuştur.%38 toprak parçasını işgal eden Türk ordusunun hakimiyeti altına girmiş oldu. Kuzey bölümü güneyden koparılmış,kuzeyde Rum'lar göçe zorlanmış 200 bin'e yakın Rum evini,köyünü bırakarak terketmek zorunda kaldı.Türkiye'de, Ermeni'lere-Rum'lara-Kürt'lere yapılan soykırım aynen Kıbrıs'lı Rum'lara yapılmıştır.Güney'denTürk'ler,kuzey'e yerleştirilerek fiilen işgal tamamlanmıştır.
İşgal ordusu benzeri görülmemiş uygulamalar ile talan,soygun,tecavüz ve infazlar ile savaş suçu işlemiştir.Ada'nın demografik yapısını bozarak tamamen Türk tarafını çoğaltmak için Türkiye'den seçilen MHP'li ırkçı kesimler buraya taşındılar.Adada evlere,topraklara,ganimetlere el koyarak yerleştiler.Türk'lerin öldürüldüğünü söyleyen işgalci Türk ordusu sivil halka saldırmaktan kaçınmadı.Binlerce sivil savunmasız insanlar uykularında katledildiler.Katliamları ''adaya demokrasi'' getirdik diye yutturmaya çalıştılar.Beşparmak dağları diye bilinen Pentadektylos dağları kan gölüne döndü.Türk ordusu belki tarihinin en vahşi saldırılarını,katliamlarını burada yaptı.Yüzlerce, binlerce insan ''esir'' alındı.Topraklarından,yurtlarından alınarak bilinmez yerlere götürüldü ve infaz edildiler.Kıbrıs halkına ''barış,özgürlük,huzur vaadiyle işgal eden Ecevit,NATO'ya bağlı ordusu ile inandırıcı olmamıştır.
Kıbrıs,Türk ve Rum halklarının ortak devleti olan Kıbrıs Cumhuriyeti,Türk Devleti'nin işgaliyle ikiye bölündü.13 Şubat 1975'de KTFD adı verilerek başına Özel Harp Dairesi'nin getirdiği, kukla bir devletin,kukla yöneticisi Rauf Denktaş atandı.yapılan antlaşmalara göre kuzeydeki Rum'lar güneye,güneydeki Türk'ler kuzeye yerleşmek üzere yer değiştirdiler.Türkiye'den belli bir nufus getirilerek nufusun çoğaltılması hedeflendi.KTFD parlamentosunda bütün üyelerin oybirliği ile 1983 yılında KKTC kuruluş bildirgesi,bütün parlamenterlerin oy birliği ile kabul edildi.20 Temmuz 1974'de Türk ordusu tarafından işgal edilen 40 yıldır,halen işgal altında olan Kıbrıs'ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilan edildi.
İşgalci Türk ordusunun Kıbrıs'ta uyguladığı zulüm,vahşet,savşın görüntüleri esirlere karşı, savaş hükümlerini hiçe sayarak yok edilmesi dünya kamuoyunda tepkiyle karşılandı.İşgalci Türk ordusunun Kıbrıs'tan derhal,şartsızve hiç bir koşul ileri sürmeden geri çekilmesi istendi.BM'lere verilen bir önerge ile BM Genel Kurul'u Kıbrıs konusunda,olağanüstü toplanarak belli başlı kararlar aldı.550 sayılı karara göre ''bütün işgal güçlerinin kıbrıs cumhuriyeti'nden derhal çekilmesi'' talep edildi.BM Genel Kurulun'da 103 Evet,5Aleyhte (Türkiye,Pakistan,Bangladeş,Somali,Malezia) ve 20 Çekimser oyla kabul edildi.KKTC'nin tüm BM üye devletler tarafından tanınmaması istendi. BM'ye göre Türk askeri adada işgalcidir.Türk hakim sınıfları,yani işgalciler uluslararası alanda ağır bir diplomatik yenilgi aldılar.
Tüm tepkilere rağmen adanın kuzeyinde faşist Türk ordusunun işgali altında ,kukla bir devlet KKTC oluşturuldu.Savaşın yıkıntıları,savaşın bitiminden sonra hepsi teker teker ortaya çıkmaya başladı.Terör estiren Türk ordusunun adaya sözde barış,kardeşlik,huzur getirdik yalanları hepsi bir bir ortaya çıkmaya başladı.Acı,yıkım,korku ve vahşetten beslenen İşgalci Türk ordusu,savaştan sonra başı hayli ağrımaya başladı.Karşı karşıya kaldığı sorunların başında esir alınıp,kaybolan Rum'ların sorunu gelmektedir.bugün bile akıbetlerinden haber alınamayan kayıp Rum esirler sorunu,kayıp yakınlarının olduğu kadar,tüm insanlığın sorunudur.Vicdanları halen sızlatmaya devam etmektedir.
KAYIP ASKER'LER VE SİVİLLER ÖLDÜRÜLDÜ ;
1974 yılına kadar Barış içinde bir arada yaşayan Rum ve Türk halkları,emperyalist efendilerinin çıkar kavgasına kurban edilerek yerlerinden,yurtlarından edildiler.Acı,ızdırap,korku ile karşı karşıya kalan halk yaralarını bugün bile saramamıştır.Savaşta öldürülenlerin mezarları belli anılmaktadırlar.Ama 1500 yakın kayıp Rum'dan bugüne kadar haber alınamamıştır.kayıp yakınları,aileler örgütlenip BM'lere,Türkiye'yi şikayet ederek,sivillerin ve askerlerin akıbeti hakkında Türkiyeden soruşturma açılmasını istediler.25 yıldan sonra ilk defa Kıbrıs Rum kesiminde kayıp yakınları kayıpların akıbetlerinin belirlenmesinde ilerleme sağlanamdığı için,protesto etmek amacıyla BM Genel Sekreteteri,Kıbrıs Özel Temsilcisi Ann Hercus'un evinin yakınında oturma eylemi yaptı. İlkokul öğrencilerinin de katıldığı eylemde Ann Hercus'a bir mektup verildi.''Mektupta BM'in kayıp sorununun çözmesinin görevi olduğu,Türkiye'ye baskı yapılmasını istediler.
Kayıp askerler ile sivillerin akıbeti hakkında 35 yıl sonra ortaya çıkan kemikler bize,kuşku bırakmayacak şekilde bu kişilerin öldürülüp,yok edildiğini göstermektedir.1974 yılında,savaş sırasında esir alınıp fotoğrafları çekilerek,tüm dünyaya servis edilen,Türk ordusunun ''şefkatlı'',savaş kurallarına uyduğu imajını vermeye çalışan,o dönem Türk basınında ve yabancı basında adeta ikon olan 5 Rum askerinin ( K.Antonakıs Mıchael-30,Nıcolaou P.Chrısttomos-26,H Phılıppos Stephanos-19,P.Ioannıs Charelembas-24,Skordıs Georghıos-25 ) teslim olmuş görüntüleri ileTürk askerinin,Rum askerine bir sigara ikram eden görüntüsü,basında günlerce,milliyetçi,ırkçı,şöven rüzgarın aracı olmuştu.Ama Türk askerinin bu foyası,yalan ve sahte şefkatı 35 yıl sonra ortaya çıktı.Kıbrıs işgal harekatında çekilen bu fotoğraf,Türk askerleri tarafından esir alınan 5 Rum aske- rinin Kuzey Kıbrıs'ta bir Türk köyünde yer alan su kuyusunun içinden çıkması oldu.Kayıp yakınlarından alınan DNA örnekleri analiz edildiğinde bunlardan 5'nin,35 yıldır kayıp olan Rum askerlere ait olduğu ortaya çıktı.Bu askerlerin 14 Ağustos 1974'de esir alınan Rum askerler olduğu belirlendi.
Bir TV programında baklayı ağzından kaçıran Kurtlar Vadisi dizisinde ''kılıç'' adında bir mafya babasını cezalandıran Atilla Olgaç'ın anlattıkları insanın kanını donduracak gibidir.Olgaç askerlikte terhisine birgün kala Mersin'den Kıbrıs'a gönderilince işgal harekatında görev aldığını,vatan için adam öldürdüğünü itiraf etti.19 yaşında esir düşmüş bir Rum'u yüzüne tükürdüğü için alnından vurduğunu,sonradan buna 9 kişinin daha eklendiğini itiraf etti.Bu hareketin bir suç olduğunun farkına varan,gelen tepkiler üzerine ''şaka'' yaptığını söyleyen Olgaç,inandırıcı olamamıştır.Kıbrıs işgali ile başlayan ihlaller,hukuksuzluk,işgallere karşı Rum halkı örgütlenerek,AİHM'ne başvurarak haklarını aramışlardır.Evinin elinden alındığına karar veren mahkeme Titiana Loizidou'ya Türkiye'nin 1,2 milyon euro ödemeye mahkum etti.1994 yılında Rum hükümeti harekat sonrası kaybolan 1491 kişi için ve yerlerinden edilen 221 bin kişinin zararlarını karşılaması talep edilen başvuruyu AİHM'ne 1996'da yaptı.Türkiye'yi İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal ettiği sonucuna vardı.Nihai karar ise 2014 yılında açıklandı.Türkiye harekat sonrası kaybolan ailelere 30 milyon euro,adanın kuzeyinde malların zararını karşılamak için ise 60 milyon toplam 90 milyon euro ödemeye mahkum etti.
''Şefkatlı Türk Odusu''nun,Rum halkının topraklarını işgal edip,akıl almaz zulüm,vahşet ve acı yaşatmasını Türkiye'de tüm ilericiler,devrimciler şiddetle karşı çıkmış,aynı zamanada kınamıştır.Çünkü bu acıların aynısını Türk Ordusu,Türkiye'de yaşayan Rum,Ermeni,Kürt,Alevi...kendisine muhalif olan tüm kesimlere uygulaya gelmiştir.Bu yüzden sicili kirlidir.Tüm uluslararası sözleşmelerde sözde imzası olan Türkiye,gereklerini hiç bir zaman yerine getirmemiştir.Ermeni jenosidi ile 1,5 milyon Ermeni'nin yok edilmesi,350 bin Rum'un topraklarından göçe zorlanması,artık Türkiye'de Rum ve Ermeni'lerin sayıları yok denecek kadar azalmıştır.
''Şefkatlı Türk Ordusu''nun,Kürt Ulusal Kurtuluş mücadelesinde uyguladığı vahşet henüz hatıralardan silinmedi.Gerillaların organlarını kesmek,kesik başları ile hatıra fotoğrafı çektirmek insanlıktan nasibini almayan faşistlere ancak mahsus olabilir.Dersim'de insanları mağaralarda gaz bombaları ile imha eden Türk ordusu'nu Dersim'liler asla unutmamıştır.14 yaşında teslim olan,gerillaya 45 yıl hapis cezası veren Türk ordusu ile adalet sisitemi ne kadar korku içinde olduğunu göstermiştir.Teslim olan gerillaları bile kurşuna dizen ''şefkatlı Türk ordusu'' her zaman savaş suçlusu olarak bilinecektir.Faili meçhul cinayetlerde öldürülüp,halen nerede oldukları belli olmayan,mezar taşları olmayan insanların ölümünden sorumlu ''şefkatlı Türk ordusu''dur.Kürt ve Ermeni olduğu için kendi askerini dahi öldüren ancak ''şefkatlı Türk ordusu''nda görülür.
Dün Kıbrıs'ta halkları birbirine düşüren emperyalizm,bugün aynı senaryoyu Afrika'dan Ortadoğu'ya kadar genişleterek bölgeyi savaş alanına çevirmiştir.Rum-Türk çatışması yerini bugün etnikdin ve mezhep savaşlarına bırakmıştır.Değişen hiç bir şey olmamıştır.Savaşlardan ülkelerini bırakarak kaçan insanların sayıları hergeçen çoğalarak artmaktadır.Ülkemizde bu politikaların uygulayıcısı RTErdoğandır.Kesab'dan başlayıp Suriye,Irak'a kadar uzanan bu bölgede Suni-Şii-Kürt çatışması ile halkları birbirine kırdırıp seyreden RT Erdoğan İnsanlığa karşı ağır suç işlemeye başlamıştır.Türkmen'lere yardım adı altında IŞID örgütünün tüm lojistik askeri ihtiyaçlarını karşılayan RT Erdoğan halkların, tüm insanlığın düşmanıdır.
40 Yıldır Rum ve Türk halkları arasında devam eden Kıbrıs Sorunu ne Lahey Planı,ne Annan Planı ne de bir başka plan çerçevesinde çözüme ulaşabilir.tek çözüm yolu Halkların Kardeşliğidir.Ağır suç dosyaları ile savaş suçu işleyen TSK'nın Uluslararası mahkemelerde hesap verme zamanı gelmiş,çoktan da geçmiştir.
Temmuz 2014 Agop Ekmekçiyan
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
BURJUVA SEÇİMLERİ ve PROLETER TAKTİK
„Bilim, ….. , isteklere ve görüşlere uygun tarzda, tek bir grubun, ya da tek bir partinin savaşım hazırlıklarına ve bilinç derecesine göre siyaseti belirleme yerine, ülkedeki bütün grupların, partilerin, sınıfların ve yığınların hesaba katılmasını emreder.“[1]
Enkaz Yaratan Çürük Düzeninizi Yıkacağız; Seçim Kurtuluşunuz Olmayacak!
6 Şubat depremleri sonrasında on binlerce insan taammüden katledildi, yüz binlercesi yaralandı ve milyonlarcası temel yaşam koşullarından mahrum bırakıldı. -Bir değil, iki değil, üç değil- on binlercemiz kendileri için bir mezar haline getirilen evlerinde öldürüldü. Sadece depremler nedeniyle değil enkaz altında kurtarılmayı beklerken yardım edilmediği için donarak öldürüldü. İnsanların yardım edin çığlıklarına, “Nerede bu devlet?” haykırışları eşlik etti.
Halkın İçinde Olmak (Sentez)
Halka dair söylenenler, devrimciliğe dair biçilenler, bireye dair yapılan sorgulamalar, bir politik öznenin hayatın içinde olup olmamasına dair yapılan vurgular, sömürenler ve onların devleti, bunların siyasi iktidarı ve muhalefeti, ordusu, sivil uzantısı her şey ama her şey mücadelenin tarihiyle kıyaslandığında kısacık denilebilecek bir zaman diliminde, yoğunlaştırılmış bir şekilde tartışmaya açıldı, tüm bunlarda yeni derinlikler kazanıldı, yeni bakışlar edinildi, ufuklar genişledi, renklilik geldi.
“İstibdat”tan Kurtulmak İçin Kürdü Çağırmak!
14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri öncesi Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçimlere ilişkin HDP ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantı çıkışı basın önünde bir açıklama yaptılar. CHP lideri K.Kılıçdaroğlu da HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar da TBMM’nin önemine, halk iradesinin temsiliyetine dikkat çektiler! Basın önünde verdikleri mesaj “Hiçbir sorun çözümsüz değil, TBMM çatısı altında Türkiye’nin her sorununu çözmek olası…” biçiminde özetlenebilir.
Vicdan ve ahlak mı dediniz? (Ertan İldan)
Aslında Türkiye'de 50 gün sonra yapılacak seçimler hakkında daha fazla konuşmak niyetinde değildim. Tüm sermayesini bu muharabe'nin sonuçlarına yatırmış ve temelde iki kutupa ayrılmış bir toplumsal psikolojide aykırı bir görüşün yankı bulmayacağını bilirim. Daha da önemlisi muhtemel bir yenilgide akli melekelerini yitirmiş ve umutlarını tüketmiş bir kesimin hışmına uğramak tehlikesi de yok değil. Oysa benim "gemileri yakmak" gibi bir mecburiyetim yok. Demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet isteyen toplum kesimleri ile ilişkilerimi ve görüş alışverişimi sürdürmek isterim.
Kaypakkaya ve Kemalist Cumhuriyet
Bu yıl İbrahim Kaypakkaya’nın faşist Türk devleti tarafından katledilişinin 50. yıldönümüdür.
Ve faşist TC’nin de kuruluşunun yüzüncü yılıdır. Kaypakkaya yoldaşın siyasal yaşamı bu tekçi, inkarcı, katliamcı tarihle hesaplaşmakla geçmiştir. Hiç kuşkusuz onun analizleri yalnız geçmişi değil geleceği de içeriyor. Dolayısıyla cumhuriyetin yüz yıllık tarihini sorgularken onun görüşleri bize yol göstermeye devam ediyor.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin boykot tavrı neden doğru değildir
Çünkü öncelikle içinden geçilmekte olunan tarihi momentin realitesi; “Burjuva faşist düzen partileri ve ittifaklarının adaylarını boykot et, devrimci demokrat adayları destekle!” (MKP-SB. Bk. Halkın Günlüğü gazetesi) şiarında dile getirilen bu yaklaşımla örtüşür değildir. Neden değildir? Çünkü öncelikle içinden geçilmekte olunan süreç, ‘normal-olağan’ rutin bir süreç olmayıp; yönetimsel olarak sistemde niteliksel değişimin yaşanacağı bir süreçtir.
Delirmeye Az Kaldı Doktorum Nerede
Mahlukatlar içerisinde, kendisi gibisini, yaratabilecek tek canlı insanlardır. (Albert Ergün Einstein)
Ah.... çocuklar... ahh....
Memleketteki partilerin zayıflıklarını öne sürerek her türlü burjuva partileriyle bir araya gelenler....
İş dünya proletaryalarının burjuva renkleriyle bir araya gelmeye gelince....
Dünya proletarya partilerin zayıflıklarını öne sürerek bir araya gelmeyi ret etmekteler.
Ve bu insanlar örgütlüler biz proletaryalar örgütsüz.
Ve bu insanlar örgütlüler biz proletaryalar örgütsüz.
Ve tc’nin okul sıralarında olsa dahil...
Ermeni Devrimcilerin İttifak Deneyiminden Hareketle “YÜRÜ BE KEMAL…”
6 Şubat depremleri sonrasında on binlerce can kaybının ardından 14 Mayıs 2023 tarihinde “Başkanlık” ve “Milletvekilliği Genel Seçimleri”nin “yenilenme”si kararı alındı. Depremler ve ardından yaşanan sellere rağmen ülke seçim sath-ı mahalline girmiş bulunuyor. Seçim, iktidardaki AKP-MHP partilerinin oluşturduğu “Cumhur İttifakı” ve ona eklemlenen partiler ile CHP-İYİ Parti’nin başını çektiği “Millet İttifakı”nın oluşturduğu iki ana siyasi kampın iktidar mücadelesi biçiminde gelişiyor.
ATAERKİL SİSTEME KARŞI MÜCADELE SORUNU, EZEN-EZİLEN CİNS ÇELİŞMESİNİN ÇÖZÜMÜ SORUNUDUR
Sorunların doğru çözümü, öncelikle onların özünün tam olarak ne olduğu veya neye tekabül ettiğinin eksiksiz olarak ortaya konulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Yani sorun aslında tıpkı şuna benziyor: Doğru ve isabetli tedavi ancak ki doğru teşhis ile mümkün olabilir.
“Kadın sorunu” olarak tanımlanan sorun da böyledir. Sorunun özü bir kez gözden kaçırıldımıydı, sorunun kendisi de çözümü adına ileri sürülenler de isabetli ve doğru olarak ortaya konma şansını yitirir esasen.
Azaduhi (Nubar Ozanyan)
Herkesin anlatılacak bir hikayesi, yazılacak bir yaşamı vardır. Liceli Azaduhi’nin hikayesi, soykırım yaşamış bir Ermeni kadının Lice’den Diyarbakır’a, İstanbul’dan Hollanda’ya uzanan sürgün hikayesidir. Doğduğu yerde yaşayamadığı gibi ölemeyenlerin hikayesidir. Onun hikayesi kolay taşınamaz acıların, tanımlanması zor hüzünlerin hikayesidir. İyilik yapmaktan başka bir şey bilmeyen, ekmeğini paylaşmaktan başka bir şey düşünmeyen, direngen Liceli bir Ermeni kadının hikayesidir.