39 yıl önce Gayrettepe işkencehanesi…..
Otuzdokuz yıl önce bugün İstanbul gayrettepe işkencehanesinden çıkarıldık.17 Ocak yakalanma tarihi hesaba katılırsa yirmibir günlük işkence faslının sonucunda resimde gördüğünüz oluşan tahribatın yanlızca görünen bir yüzü… İşkence gören binlerce,onbinlerce insandan biriyim.Benimle birlikte yakalanan yoldaşlarımda benzeri işkencelere maaruz kaldılar.12 mart faşizminin hakim ve savcılarından NACİ GÜR VE TAYLAN ERİMER ve onların emrindeki işkence ekibi, Şükrü Balcı,Uğur Gür,Celal Demirtaş, Mete Altan Ve Muhsin Bodur bizlere anlatılamayacak ,akla hayele aykırı sadıştçe işkenceler yaptılar. İşkence tezgahının başında bazan Naci Gür , bazan,Taylan Erimer , bazanda Şükrü Balcı bulunuyordu.Gözlerimize çekilen perdenin altında yanlızca ayakkabıları ve giydikleri pantolon nun renk ve desenini görüyorduk. Ayrıca sorgudaki seslere aşina olduğumuz için o sesleri tanıyorduk vede ister istemez aşina olmuştuk.Aradan geçen 39 yıl sonra dahi bu alçak,sadist faşist işkencecilerin sesini anımsıyor,nerede duysam tanırım diyorum. Faşist diktatörlüğün hüküm sürdüğü bir ülkede en ilkel ve satist işkencelerin yapılması anlaşılır birşeydir bizler için.
Falakadan,meydan dayağına,elektirik şoktan, vücudumuzda sigara söndürmeye,en ilkel koşullarda uygulanan ayak tırnaklarımızın çekilmesine kadar ,ayaktan tavana asmadan,makata çöp sokmaya kadar akla gelmeye n işkencelere maaruz kaldık Yapılan işkenceler bizlerde kalı i izler tabiki bıraktı.Aksini idda etmek doğanın tabiatına aykırıdır.
Burda yaşadığımız işkencelerin dozajını yarıştırma diye bir zihniyeti peşinen yadırgadığımı söylemek isterim.Devrimcilerin, Komünistlerin,Ermenilenin, Kürdlerin,Alevilerin,Çingenelerin,Rumların,Çerkezlerin, çeşitli milliyetlerden haksızlığa uğrayan tüm insanların ırkçı , kafa taşçı faşist diktatörlüğün yaptığı zulmü ve vahşeti biliyoruz . Ezilenlerin, sömürülenlerin,yapılan haksızlığa karşı başkaldırısı haklıdır , meşrudur. Başkaldırı sonucunda faşizm, devleti ve sistemini korumak,sürdürmek için, her yolu denediğini ifade etmek istiyorum.
Faşizme , dil,din ırk,milliyet, cinsiyet ayrımcılığı’na karşı , halkların bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadeleye soyunanlar bedel ödedik,ödeteceğiz.
Yaşadıklarımız, acısıyla , zorluğuyla, bedel ödemekle onurumuz oldular.Bu uğurda faşizm tarafından katledilenleri,direnerek toprağa düşenleri , işkencehanelerde , idam sehpalarında ölume meydan okuyanları saygıyla anıyor,unutmadık , unutmayacağız diyorum.
Yaşadıklarımdan yakınmıyorum, aksine bilinçle ele alıyorum , direnmek yaşamaktır diyorum. Düştük , kalktık her bireyin artıları eksileri mutlaka vardır.Önemli olan bugün nerede , kimlerin yanında olduğumuzdur. Gemişten ders çıkarmalıyız Geleceğe , ileriye bakmalıyız. Hayat,mücadele tek düze değildir,inişli çıkışlıdır. Önyargıdan öte bilinçlice hareket etmeliyiz. Önümüzde uzun yılların zorlu mücadelesinin , sınıf savaşının bir yerlerinde mütevazı şekilde yerimizi alalım.
Son Haberler
Sayfalar
SİBEL ÖZBUDUN – TEMEL DEMİRER 2014
Hayaller(imiz)le, cüret(imiz)le, umut(larımız)la yolumuzu açacağız 2014’te de sen/siz orada biz burada; Cemal Süreya’nın, “Artık hayallerim suya düşecek diye/ kaygılanmıyorum./ Çünkü, onlar düşe düşe/ yüzmeyi öğrenmişler,” dizelerini terennüm edeceğiz inat ve ısrarla…
İT DALAŞINDA TARAF OLUNMAZ, SINIFIN NET TAVRI KONUR
Sınıfsal mücadele yaşadığımız coğrafyada belirleyici özellik taşıyor. Bölgemiz Türkiye’deki örgütlü sınıf mücadelesinin seyrine göre şekil alacaktır. Ezilenlerin başkaldırışı da göre ilerleme veya gerileme gösterecektir. Bu gerçek Kürdistan için de geçerlilik taşımaktadır.
Sermaye, Siyaseti Çıkarlarıyla Örtüştürür[1]
“AKP-Gülen Savaşı” içinde yolsuzlukların çok az bir kısmının dışa vurumundan sonra, siyaset, bu kirli güçler arasındaki savaşıma odaklandı. Bunun böyle olması doğal. Bu olay, özellikle Haziran (GEZİ) Ayaklanması’ndan sonra hızlanan ve beklenen bir durmdu. Daha önce yazdığım “üç vakte kadar” başlıklı bir yazıda, hükümet açısından “iki vaktin” bittiğini, “üçüncü vaktin” ise içinde olunduğunu yazmıştım. Bu herkes tarafından da bilinen bir gerçekti. Haziran Ayaklanması var olan süreci hızlandırmış ve daha kaçınılmaz bir hale getirmiştir.
Katliamlar Diyarı Şırnak
Röportajda Vali Mustafa Malay 15 Ağustos 1992 tarihli olayda asker ve PKK'lilerin öldürüldüğünü söylüyor. Belleği kendisini yanıltıyor herhalde. Olayda asker ya da PKK'li kimse ölmemişti.
Ben o tarihte Şırnak milletvekiliydim.
15 Ağustos gecesi Şırnak'ı harabeye çeviren silahlı saldırıyı gelen telefonlarla haber aldım. Hükümetin oralarda hiçbir yetkisinin olmadığını biliyordum. Ancak bir ümit yine de İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'i aradım ve duruma müdahale etmesi istedim.
İsmet Sezgin PKK'in saldırdığını ve çatışmaların devam ettiğini söyledi.
Fettullah Gülen hareketi hakkında
“Yeminine bakıp insana inanma,insana bakıp yeminine inan.”[2]
Ahmet Şık, “Dokunan yanar” diye uyarmıştı Fettullah Gülen (FG) hakkında herkesi; karanlık(lar)ın büyük yangınlar ile aydınlanacağı vurgusuyla başlamalıyım diyeceklerime…
Türk(iye) İslâmının dünden bugüne hülasası olarak yorumlanması mümkün olan FG, yeni bir tarihsel blok ve hegemonya hareketi girişimidir.
Yerel Seçimler ve Siyaset
KDP,PKK...Tez,antitez ...sentez?
Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinde KDP bir tezdir.Emperyalizm ve sömürgecilikle mücadelede yarı-modern bir başlangıç.Kurulduğu dönemdeki emperyalizmin ve işbirlikçisi yerel sömürgeciliğin ittifaklı çullanmışlığından kaynaklı parçacı bir tez.Toplumsal gelişmenin düzeyine bağlı olarak aşiretler/aileler ittifakı temelinde politika örgütleyen bir tez.Parçacılığı o kadar belirgindir ki, Doğu Kürdistan’da Süleyman Muini ve Kuzey Kürdistan’da Saitler komplolarındaki rollerini gözardı edebilmemizi, ne Barzani ailesine ne de yüzyıllık direnişlerine duyduğumuz saygı sağlaya
“Postmodern zamanlar"da din (ve islam)
“de omnibus dubitandum est.”[2]
“Din: Teorisi/ Pratiği, Dünü, Bugünü” Sempozyumu’nun Ankara ayağındaki “Dini- Eleştirel Olarak Anlayabilmek” oturumunda öncelikle bir saptamamı sizinle paylaşmama izin verin.
Sempozyumun pratik örgütlenmesi sürecinde, kendini sosyalist/ komünist olarak niteleyen kimi çevrelerin, “dinin tartışılması”na bir hayli soğuk ve mesafeli yaklaştıklarına şahit oldum.
“Cujus regio , ejus religio !” [*] [1]
“Kralların kutsal olduğu, antropolojik ve tarihsel bir malumun ilamıdır; ne ki onlar öyle doğmazlar; ancak hükmettikleri eliyle kutsallaştırılırlar.”[2]
“Din” ile “iktidar” ilişkilerini, konu başlığındaki “iktidar” kavramının farklı yorumları çerçevesinde farklı biçimlerde ele almak mümkün, kuşkusuz: günlük yaşamın kılcal damarlarına nüfuz etmiş gündelik iktidar ilişkilerinin din tarafından tahkim ediliş tarzı; bizatihî dinsel iktidar (ve hiyerarşi) biçimleri ya da siyasal iktidar ile din ilişkileri.
Biz Seni Bekledik Zeki Yoldaş. Dört Gözle, Büyük Umut ve Heyecanla Bekledik/Hasan Aksu
Yetmişli yılların başı ve ortalarında Zeki yoldaşı sıkıyönetim mahkemelerinde dik duruşlarıyla, faşizmi yargılayışlarıyla tanıdık. Partili ideolojik, siyasal, savunusunu faşizmi yargılarken izledik. Faşizmi kendi kalelerinde yargılarlarken ülkemizde Partizan hareketinin tanınmasında, kavranmasında önemli etkileri oldu. Zeki yoldaş ve diğer yoldaşları şahsen tanımazdık belki ama onların çabaları, örnek tavırları bizleri Kaypakkaya çizgisinde buluşturmuştu.