Çarşamba Ekim 14, 2026

3. yılında Ezidî Soykırımı ve Cihangir Ağa

3 Ağustos 2014 tarihinde Türk Devleti destekli barbar ve insanlık düşmanı IŞİD çeteleri tarafından soykırıma uğrayan mazlum Mezopotamya halkından olan Ezidilerin soykırıma uğradığı, acılarla dolu kara gündür. 4000 yıldır yaşadığı Mezopotamya’da birçok defa fermanlarla karşı karşıya kalan halk, tüm dünyanın gözleri önünde bu sefer 73. kez soykırıma maruz kaldı. Irak Kürdistanı’nda gerçekleşen bu insanlık dışı olayın faillerinin siyasi sorumluları ile uygulayıcılarının kim veya kimler olduğu, tespit edilerek uluslararası mahkemelerde hesap vermeleri ve hak ettikleri cezalara çarptırılmaları acil ve zorunluluk haline gelmiştir.

Irak, Türkiye, Ermenistan, Gürcistan, Rusya ile Batı Avrupa ülkelerinde sayıları 1 milyona varan Ezidiler en kalabalık nüfus olarak Irak Şengali’nde bulunmaktadır. Şengal bugün Ezidilerin anavatanı sayılmaktadır. Sayıları 700 bine yaklaşan Ezidiler, IŞİD çetelerinin saldırıları sonucu, yaşadığı toprakları terk ederek Rojava’ya, Güney Kürdistan’a, Türkiye’ye kaçıp gelebilenler ise Avrupa’ya sığınma talebinde bulunmuşlardır. 400 bin insanın soykırımla yüzyüze kaldığı, binlercesinin öldürüldüğü, evlerinin yakılıp yıkıldığı, 5000 kadın ve çocukların kaçırılarak tecavüze uğrayıp köle pazarlarında satıldığı,100’den fazla toplu mezarın olduğu ağır bir yıkım ile sadece Ezidi’ler değil tüm insanlık karşı karşıya kaldı.

IŞİD’in, Musul ile Telafer’i ele geçirmesinden sonra aynı yol güzergahında bulunan Şengal’e saldıracağı herkes tarafından biliniyordu. Gece 02’de başlayan saldırılardan sonra, KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) Peşmerge’lerin, silahlı güçlerin Şengal’i terk etmesiyle savunmasız halk, IŞİD ile karşı karşıya kaldı. “Biz sizi koruyacağız”, “yerlerinizden ayrılmayın” denilerek halka güvence verildi. Silahlanmak isteyen halka engel de olunmuş, halk yüzüstü bırakılmıştır. Hewler (Erbil)’den gelen emir doğrultusunda hareket eden Peşmerge, arkalarına bile bakmadan Şengal’i IŞİD’e teslim etti.

Halkın barbar çetelerden kurtulmak için tek çaresi Şengal dağlarına sığınmak oldu. Binlerce insan öldürüldü. Bilançosu çok ağır oldu. “Şeytana tapanlar, sizi öldürmeye geldik” diyerek saldırı yapıldı. Gruplar halinde erkekler ile kadınlar, çocuklar ayrılarak aileler bir daha görüşemeyecek şekilde koparıldı. Erkekler öldürüldü. Kadınlar, çocuklar Rakka, Halep, Musul’a kaçırıldı. Müslüman olmaya zorlandı. Kabul etmeyenler anında infaz edildi. Kız çocuklarını vermek istemeyen kadınlar kendilerini uçurumlardan aşağı attılar. Savaşın ganimeti olarak gördükleri kadınlar ve 9 yaşındaki çocuklara kadar tecavüz ettiler. Esir aldılar, Arap şeyhlerine sattılar. Tüm bunları “Müslümanlık ile cihat” adına yaptılar.

4000 yıldır Mezopotamya’da yaşayan Ezidiler kendilerine has gelenek ve görenekleri olan azınlık bir topluluktur. İnançlarından dolayı, tarihte çeşitli defalar katliam ile karşı karşıya kalmışlardır. Her sabah dualarını güneşe doğru,72 millet adına eder, sonra kendileri için dua ederler. Ulusal kimlikleri olmadığı için dini topluluktur. Ezidi, Kürtçe’de “Allah’a inananlar” anlamına gelen “Ezdam” kelimesinden türemiştir. Ezidi inancına göre Güneş, hayatın kaynağı ile Işık’tır. Bu yüzden Güneş kutsaldır. Ezidilerin kıblesi Güneş’tir. Sabah, akşam dualarını ederken Güneş’e dönerler. Yılda 3 kez oruç tutarlar.

Ezidilikte, semavi dinlerin aksine Peygamber inancı yoktur. Ama İncil ile Kuran’ı kutsal olarak görürler. Ezidiler Allah’ın insanlara peygamber göndermeksizin de doğru yola gidebileceğine inanırlar. Semavi dinlerdeki peygamberleri kabul ederler. Cennet ile cehennem olmadığına inanan Ezidiler, ahiret olarak da Ruh ile bedenin ölümünden sonra başka bedene dönüşerek varlığını sürdürdüğüne inanırlar. Ezidiler için çarşamba günü kutsal kabul edilir. Allah’ın dünyayı Çarşamba günü yarattığına inanırlar. Yeni yıla giriş olarak, 13 Nisan’dan sonra gelen ilk Çarşamba Yılbaşı Bayramı’dır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’de yaşayan azınlıkların güvencesi olması gerekirken aksine Ermeniler, Ezidiler, Aleviler için sarf ettiği sözler unutulmamıştır. Ayrıştırıcı, hedef gösteren ve nefret söylemleri ile doludur. % 99 Müslüman olan, din üzerinden siyaset yapan Erdoğan’ın Ezidiler için “bunlar ateist, bunlar zerdüşt, bunlar yezid” gibi nefret ve aşağılayıcı söylemleri bir cumhurbaşkanından duyduk. Halen Türkiye’de 500 civarında yaşayan Ezidilere bu tahammülü gösterememiştir. Ezidileri İslam dünyasında yaşanan Kerbela olaylarından sorumlu tutan, kötüleyen zulmün sembolü olan Yezid’in, Ezidilerle bir ve aynı göstermek Erdoğan’ın kin dolu politikalarının göstergesidir. Oysa Ezidiler ile Yezid’in bir alakası yoktur.

“HPG ile YPG sayesinde yaşıyoruz!”

BM ile AB’nin dahi müdahale etmediği, halkın kendi kaderi ile baş başa bırakıldığı Şengal soykırımında, IŞİD barbarları 7’den 70’e herkese karşı en ağır katliamları yaptılar. Televizyonlardan naklen, elimiz, kolumuz bağlı seyrettiğimiz soykırıma, insanlık adına tüm değerleri korumak için HPG/YPG (Halk Savunma Birlikleri) müdahale etti. 8 Ağustos’ta bölgeye intikal eden 12 kişilik gerilla gurubuna, KDP’nin yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de müdahalede bulunarak bazılarını tutukladı. Geri kalan gerillaların IŞİD’in ağır silahlarla donanmış çetelerine karşı savaşarak unutulmayacak bir tarih yazdılar.

İlk önce Şengal halkının güvenli bir şekilde kaçmasını sağlamak için “güvenli koridor” açarak, yüz binlerce insanın dağlara, kimisinin Rojava’ya, Erbil, Dahok’a kaçmasını sağladılar. En kötü kırımların yaşandığı Koço köyünde, insanlık koridoru sayesinde kurtulanlar HPG/YPG gerillalarına olan sevgi ve saygılarını ifade ederken “HPG/YPG’liler bizim için öldüler”, “Gerillalar 3 gün boyunca yemek yemediler, yemeklerini bize ve çocuklarımıza verdiler”, “Onlar sayesinde yaşıyoruz, unutmayacağız” diyerek minnet duygularını göstermişlerdir.

Ortadoğu coğrafyasında dört parçaya bölünmüş ola Kürdistan topraklarının özgürlük ve bağımsızlığı için mücadele eden Kürt ulusal kurtuluş hareketleri homojen bir yapı değildir. Görüş ayrılıkları olsa bile ulusal çıkarlar söz konusu olduğu vakit asgari müştereklerde birleşilmesi gerekmektedir. KDP, Barzani yönetimi, Kürtlerle değil eli kanlı Türk devleti ile işbirliği içerisinde olmayı her daim politika haline getirmiştir. Türk Devleti’nin kirli propagandalarına alet olarak karşısına PKK ile YPG’yi alarak düşmanca davranmaktadır. Türk Devleti’nin “böl ve yönet” politikasına alet olmuşlardır. Türkiye Kürdistanı’nda süregelen soykırımlara sessiz kalmış, işi Erdoğan ile siyasi, ekonomik ilişkilerini geliştirerek Şengal’e operasyon yapılmasına kadar ileri götürmüştür.

Şengal’in “yeni bir Kandil olmaması” için Şengal’de HPG güçlerine saldıracak kadar düşmüştür. Şengal saldırılarında bulunan Peşmergeler, Kürt kardeşlerini ve en değerli Kürt gazetecisini öldürmekten çekinmemişlerdir. Beş yıldır Suriye’de süren savaşta, harabenin, ölümlerin, kırımların sorumlusu olan Erdoğan’ın binlerce konteynır ile IŞİD’e silah sevkiyatını artık “sağır sultan” bile duydu. Durdurulan MİT tırlarında, Suriye’de “Türkmen kardeşlerimize, gıda ile sağlık malzemesi” gönderiyoruz diye yakalanan tırlarda, askeri malzemeler çıktığı belgelendi. Olay uluslararası boyut kazandı. Erdoğan’ın kabarık savaş suçları dosyasına eklendi.

İşte bu silahlar sayesinde IŞİD, Şengal’de katliamlar serisine imza atmıştır. Erdoğan, Türkiye’de meşruiyetini yitirmiş, hile, şantaj ile iktidarını koruyan bir politikacı haline gelmiştir. Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi başkanı Barzani’nin de Erdoğan’dan hiçbir farkı yoktur. Başkanlık döneminin süresi bitmiş olduğu halde, görevini devredecek herhangi bir emare henüz görünmüyor.

İktidar koltuğunu bırakacak gibi değil. İki yıldır kapalı olan parlamento işlemez durumdadır. Kararları tek başına alarak ülke ve uluslararası ilişkilere karar veriyor. Parlamenterlerin Erbil’e gelmesi yasaklanmıştır. Tek başına aşireti ile ülkeyi yönetmektedir. Parlamenter sistem çökmüştür. Dünyanın sayılı petrol yataklarına sahip Irak Kürdistanı’nda halkın durumu içler acısıdır. Halk varlık içinde yokluk yaşamaktadır. Ulusal zenginlikler aşiret veya ailenin çıkarları için kullanılmaktadır. Barzani ile Türkiye arasında imzalanan 50 yıllık petrol sözleşmesinden kimsenin haberi olmazken, memur ile çalışanlar aylarca aylıklarını alamamışlardır. İşte bu atmosferde yapılması planlanan referandumun, kurtlarla çevrili coğrafyada ne kadar sağlıklı olacağı tartışma konusudur. Erbil ile Bağdat arasında kalan Şengal Ezidilerinin 2014 Soykırımı’ndan sonra statülerinin ne olacağı, ana gündem oluştururken, Barzani Ezidilerin özerk yönetimlerine şiddetle karşı çıkmaktadır. Ezidilerin statüsünün anayasal güvence altına alınmadığı sürece Şengal’in geleceği, Bağdat ile Erbil’in keyfi tutumuna kalmıştır. Yaşanan tecrübe ışığında “ordusu olmayan bir halk yenilmeye mahkum” olduğu için, inşa edilen YBŞ (Ezidi Savunma Birlikleri), YJŞ (Ezidi Kadın Birlikleri) Ezidi halkının güvencesi olmuştur. Özerk yönetimler sayesinde ancak varlıklarını devam ettirmek isteyen Ezidilerin, olası bir referandumda Barzani’nin kararıyla, Şengal’in oylamanın dışında tutulması ayrı bir problem teşkil edecektir. Kendilerini Kürt olarak ifade eden Ezidilerin “Müslümanların olduğu coğrafyada yaşamak istemiyoruz” talebi ve ısrarı göz ardı edilirse, yeni yeni fermanlara davetiye çıkarmak demektir. Ezidilerin anavatanı olan Şengal’de yaşanan soykırımın izlerini sürmek, tarih yazılımı, belge, tanıkların anlatımlarını dünya kamuoyuna duyurmaya çalışmak, Kürt entelektüel, yazar ve gazetecilerin görevleri arasındadır. Okuma ve yazmadan senelerdir mahrum bırakılan bir halkın gelecek nesillere bırakacağı hiçbir şey olamaz. Bu bilinçle hareket eden son yıllarda, Şengal soykırımını dünyaya kalemi ile duyuran, Kürt halkının yetiştirdiği güçlü kalemlerinden Nujiyan Erhan (Tuba Akyılmaz) bilinçli olarak, Kürt Peşmergeleri tarafından öldürüldü. Şengal’in Xanasor kasabasında, kış koşullarında çadırlarda yaşama tutunan Ezidilerin çığlıklarını dünyaya duyururken Kürt “kardeş”leri tarafından öldürüldü. Barzani’nin, Türkiye’de Erdoğan ile gerçekleştirdiği ziyaretin hemen ardından Şengal’e düzenlenen saldırıda birçok HPG gerillası ile Gazeteci Nujiyan’ın hedef seçilerek, kafasından vurularak öldürülmesi Erdoğan-Barzani işbirliğini ve art niyeti ortaya çıkarmıştır.

Ezidi-Ermeni halkları arasında bir dostluk köprüsü; Cihangir Ağa…

Tarihten bu yana 73 kez fermanlara maruz kalan ama yok olmayan, soykırımcılara inat hala varlıklarını sürdüren Mezopotamya’nın kadim halkı Ezidiler ile Ermeni halkının dostlukları eskiye dayanmaktadır. 1912 nüfus sayımına göre Türkiye’de sayıları 38 bin olan Ezidiler,1915 Ermeni soykırımı sırasında Süryani, Kildani halklarla soykırımlarla karşı karşıya kalınca, kendilerini hiçbir zaman güvende görmedikleri Müslüman topluluklardan arınarak Hıristiyan halklarla beraber ölüm yolculuklarına dahil olmuşlardır. Ermenilerle beraber Doğu Ermenistan’a sığınmışlardır. Ermeniler, Süryaniler, Kildaniler güvenli alanlar olarak gördükleri Ezidilerin anavatanı sayılan Şengal’e sığınmışlardır. En güçlü aşiret olan Hamo aşiretinin reisi olan Hamo Şerro, Ermeniler, Süryaniler, Kildanilere sahip çıkarak ev sahipliği yapmıştır. Açlığın, kıtlığın ve hastalıkların kol gezdiği yıllarda 1914-18 yıllarında, barınma ile yemek sorunlarına yardım eden Hamo Şerro, Osmanlı’nın, Ermenileri talep etmesine rağmen, ölüm pahasına teslim etmemiştir. Hıristiyan halkları ölümden korumuştur. Arap çetelerinin saldırılarından koruyarak güvenli bölgelere geçmelerine yardımcı olmuştur.

Soykırımdan kaçarak Kafkaslar’a sığınan Ermeniler ile Hıristiyan halklar, yeni inşa edilen ulus devlet sürecinde Osmanlı’nın saldırılarına maruz kalmışlardır. Antlaşmaları çiğneyerek Kafkaslar’ı ele geçirip Türk cumhuriyetlerine açılma rüyası ile yaşayan Osmanlı’nın tüm planı Ermenilerin tarihe geçen 1918 Mayıs, Sardarabat Direnişi ile durdurulmuştur. Kazım Karabekir komutasında Erivan’a saldırıya geçen Osmanlı birliklerine karşı ulusal direnişe geçerek, 7’den 70’e herkes, bir karış vatan toprağı için seferber oldu. Kilise çanları, işgalci Osmanlı ordularına karşı halkı savaşa çağırdı.

Yerevan şehrinin savunmasında General Movses Silikyan, Karakilise’nin Tovmas Nazarbekyan, Başaparan ise Drastamat Karoyan (Dro) komutasında birlikler savunmaya geçerken, Ermeni halkının efsanevi komutanı Antranik (Paşa) Ozanyan da Fedai gurupları ile savaşa katılmıştır. Aynı zamanda Antranik Paşa’nın silah arkadaşı olan, Ezidi halkının önderi olan Cihangir Ağa da 1500 kişilik birlikleri ile Anayurt Savunmasında yer aldı.

Başaparan cephesinde savaşlara katılan Cihangir Ağa, Osmanlı’nın oyununu bozmuş Yerevan’ın kuşatılmasını engellemiştir. Ezidi halkının savaşçıları büyük kahramanlıklara imza atarak savaşın kazanılmasında önemli rol oynamışlardır. Osmanlı orduları geldikleri gibi geri dönmüşlerdir. Antranik Paşa’nın yol arkadaşı olan Cihangir Ağa’nın doğum yeri Van’dır. 1915 soykırım yıllarında Van direnişlerine katılmış, halkın güvenliğini sağlamış oradan Doğu Ermenistan’a göç etmiş, Ezidi halkının önderidir. Bugün dahi Ermenistan’da Cihangir Ağa unutulmamış, yeni nesillere anısı, mücadelesi anlatılarak öğretilmektedir. İsmi, birçok yere verilerek yaşatılmaktadır.

BM ile AP oturumlarında soykırım mağdurları olan Lamia Başar ile Nadia Murad’ın konuşmalarından sonra tüm üyelerin gözyaşları arasında Ezidi Soykırımı Kabul edildi. Ama halen bugün bir yaptırım gücü olmadı. Suçlular halen iktidarlarda yeni yeni kırımlara devam etmektedir. Şengal, Kobane, Munbiç, Tabka özgürleşirken Rakka’da IŞİD can çekişiyor. PYD, HPG, Enternasyonal Devrimciler, Partizan savaşçıların mücadelesi ile savaşın sonuna yaklaşırken bundan en çok rahatsız olan Erdoğan olmaktadır. Bunun için savaşın bitmesinden yana değildir. Bu yüzden Efrin ile Rojava’yı işgal için taciz atışları ile provokasyon peşindedir. Her ne yaparsa yapsın, İttihat ve Terakki yöneticilerinin savaştan sonra insanlığa karşı işledikleri suçlardan yargılandıkları gibi, Erdoğan ile beraber suç işleyen savaş konsepti de muhakkak yargılanacak hak ettikleri cezaya çarptırılacaktır. Ezidi Soykırımı’nı Unutmadık, Unutmayacağız!

53316

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

Partizan;Salgın Bahanesiyle Sermayeye Kıyak Emekçiye Sömürü; Emeğimiz ve Haklarımız için 1 Mayıs’a

Mart ayıyla birlikte bir yılı geride bırakan pandemi tedbirlerinin gölgesinde giriyoruz Bir Mayıs’a bir kez daha.

Nisan’da yürümek! (Nubar OZANYAN )

Özgür ve onurlu yaşamı yaratma ve yaşatma mücadelesini güçlü benimseyen, bunu yüreğinde hisseden hakikat devrimcileri, nefsine ve kibrine yenilmiş sultanları ve paşaları altedebilirler/altedeceklerdir.

Bakış Can : ‘‘Kaypakkayacılık‘‘ mı, Kaypakkaya’nın İdeolojik, Siyasi Komünist Çizgisi mi?

Son günlerde polemik başlatan ve polemik yapan iki yazı ilgimizi çekti; önemli bulduk, okuduk ve üzerine bir kaç söz söylemeyi gerekli gördük ki, yazılar kesinlikle dikkate değerdir.

Kavgamızın Dursun 'u, Yüreğimizin yoldaşına...(Hülya Onur)

Yürek yüreğe değmiş,

Kavgada yoldaş olmuşsak,

Ne çıkar toprak bağrına bassa da,

Filiz olur büyürsün ancak...

Gülüş olursun anılarda,

Yoldaş olursun kavgalarda,

Örnek olursun yarınlarda...

Demem o ki sen de unutulmazlarımızdansın artık be Dursun...

İyi ki, yüreklerimize, kavgada omuzumuza yoldaşça, dostça, sırdaşça, arkadaşça dokunup da geçtin...

Kötü bir bahar şakası yaptın bize .

Cemrelerin ikincisinde, sulara düştüğü günde, berrak bir 65 yılın 45 mücadele yılını bırakarak ardında...alıp başını gittin.

Bu bahar umut biriktirmek için fazlasıyla nedenimiz var! – Orhan Ünal

 “Her fırtına küçük bir damla ile başlar…” DAİŞ çetelerine karşı son öldürücü darbeyi indirdiklerinde enternasyonalist devrimci ve aynı zamanda halk ordusunun bir savaşçısı olan Tekoşer Pilîng yoldaş zaferin adı olarak ölümsüzleşti. Ondan geriye, devrim iddiasının sembolü olan bu mütevazi sözler kaldı.

Ülkemizin yakın tarihi incelendiğinde bu sözlerin, ülkemiz devrimi açısından ne kadar da anlamlı olduğu görülecektir. Gecenin sabaha, karanlığın aydınlığa döndüğü zaman dilimindeyiz. Şafak atarken ufukta beliren alaca kızıllık belirmeye başlamıştır.

Δημήτρης Κουφοντίνας: “Dayanışma, Mücadelede Bizleri Birleştiren Yaşamsal Koşuldur!”

İki ayı geçkin bir süre açlık grevi yapan ve grevini 14 Mart’ta ülkedeki dayanışma eylemlerinin talebinin üzerine çıkması nedeniyle sonlandıran Dimitris Koufontinas, Yunan basınının dışında dünya basınında da yer edindi. Ayrıca geldiğimiz aşamada Yunanistan iç siyaseti üzerinde hükümetin bütün baskı ve sansürüne rağmen güçlü bir etken olarak yer alan açlık grevi eylemi; Yeni Demokrasi hükümetinin bütün terörize etme çabalarını boşa çıkarmanın yanında sokakta güçlü bir dayanışma ağı da kurdu.

17 Kasım ve Koufontinas…

Bizim Mazlum (Keko) (Nubar Ozanyan)

21 Mart’ın bir sabah serinliğinde karagözlü Mazlum Doğan’ın (Keko) devrimci eylemi zindandaki tüm tutsaklarda deprem sarsıntısı yarattı. Onurlu bir devrimci feda pratiğini başkasından istemez. Mazlum üç kibrit çöpüyle isyan ateşini tutuşturdu. Faşizmin kalbine saplanan hançer oldu.

Özgürlüğümüz İçin İsyan ve Direnişi Newroz’la Büyütelim!

Newroz, baharın gelişi, aradan geçen yüzlerce yıllık zamanda, kültürel ve toplumsal olarak Kürdistan’ın tarihine bir direniş bayramı olarak geçmiştir. Kürt halkının üzerinde önce feodal despotluğun sonrasında ise uluslaşma ile birlikte ezen ulusun baskı ve zulüm icraatları hiç eksik olmamıştır.

Bu nedenledir ki Demirci Kawa efsanesinden bu yana, Kürt halkının isyancı Kawa’ları da hiç eksik olmamıştır.

Tarihsel Deneyimin Işığında Birleşik Mücadele

Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin (BPKD) Çin’de gürleyen top sesleri, işçi sınıfı ve gençlik içerisinde yankısını buldu. Fransa’da başlayan Avrupa’ya oradan da dünyaya yayılan eylemlilikler gerçekleşti. Tüm dünyada işçiler, emekçiler, gençlik özgürlük, devrim ve sosyalizm türküleriyle, marşlarıyla sokakları, meydanları doldurdular.

Bu Dava Mahkeme Salonlarında değil, Sokaklarda Kazanılacak!

Bugün günlerden 18 mart 2021

Erken Kalktim bugün saat 9,00 da Stuttgart/ Stammheim Cezaevinde Baslayacak durusmaya mutlaka yetismeliydim,öylede yaptim!

TKP-ML MK SB:Newroz,zulme karşı parolamız olsun!

Newroz, başta yüz yılı aşkın bir süredir emperyalizmin “savaş tahtası” olarak kullandığı, halkları birbirine düşman edip talan-yağma-katliamdan başka bir şey getirmediği Ortadoğu olmak üzere, dünya halklarının zalimlere karşı mücadelesini simgeler. Bu simgesel ve tarihsel günü bu yıl da Ortadoğu’da başta emperyalistler ve TC faşizmi olmak üzere, bölge gericiliğinin özel olarak Kürt halkına genel olarak ise ezilen, sömürülen tüm halklara yönelik faşist saldırganlığının arttığı bir dönemde karşılıyoruz.

Sayfalar