Pazar Eylül 6, 2026

Yolsuzluklar üzerinden tartışılan Kürt meselesi

kaypakkaya-partizan

 

Sürecin tipik özelliği olan “aman barış zarar görmesin” durumu, talancı hükümete sahip çıkarak asıl mağdur olan azınlıklara karşı tutum geliştirilmesi ya da hoş olmayan ergenekoncu tutumların ortaya konması akla ziyan bir durumu gösterdi. Ermenilere ve çeşitli azınlıklara karşı işbirlikçi, Ergenekoncu gibi suçlamalar Bese Hozat tarafından kamuoyu önünde yöneltildi. Ancak ülkemizde Ermeniler ve azınlıklar Kontrgerilla tarafından kıyımdan geçirilmiştir. Aynı koşulları yaşayan ve bu koşullara karşı mücadele eden Kürt Ulusal Hareketi’nin Ermenilere karşı yönelttiği bu suçlamalar akla-mantığa uygun değildir. Tarihsel ve toplumsal gerçeklerle uyumsuz bu suçlama ”adamlar çıkarları için her şeyi yapar hale gelmişler” dedirtti!

Bu suçlamalara karşı Ermeni çevreler de Agos gazetesinde bir deklarasyon yayınlayarak duruma açıklık getirilmesini istediler, ancak bu konuda kamuoyu nezdinde bir yanıt alamadılar. 

Her şeyden önce yıllardır Kürt meselesi üzerine görüşmeler yapılmakta. Hükümet çevreleri çözüm yerine oyalamayı daha kabul edilir görmekteler. Aslında bunun nedeni üzerine düşünmemiz gerekir. Neden Kürt meselesinin çözümünde burjuvazi bu kadar ketum davranmakta? Burjuvazinin ketum davranışlarının altında yatan neden hiç kuşkusuz ki işçi sınıfının yeteri kadar örgütlü olmayışıdır. 1980’lerden bu tarafa  işçi sınıfı örgütsel olduğu kadar ekonomik olarak da güç kayıp etmekte! Hak kayıplarının hangi boyutlara ulaştığını Süleyman Çelebi şu şekilde açıklıyor: ”1980 yılında 100 TL alan bir işçi bugün 40 TL almakta.” Siyasal olarak nerdeyse silinmiş, sendikal örgütlülükte ise ise yüzde 2,5’a gerilemiş! Deyim yerinde ise işçi sınıfı burjuvazi için tehlike olmaktan çıkmış! Evcilleşmiş. Hatta işçi sınıfının mücadelesinde sendikaların bürokrasisi engel konumuna gelmiş. Dahası Kürt Ulusal hareketinin de işçi sınıfının güçsüzlüğünü “hani işçi sınıfı mı var” diyerek yergiyle ortaya koyması burjuvazinin işini daha da kolaylaştırmış. Haliyle kendi mücadelesini de zora sokmuştur.

Bu süreçte Kürt Ulusal Hareketi müttefik olması gereken gücü yok sayarak burjuvazinin çeşitli kanatları arasında çözüm pazarlığı yaparak bu günlere gelmiş. Sol ve emek eksenli örgütlerle işbirliği içinde olsalar da müttefiklerine birer ortaktan ziyade “küçük biraderler” olarak yaklaşmış, öyle görmüş.  Bu durumda ulusal mücadelede zayıflama olmadığı söylense de asıl zayıflama çözümsüzlük sürecinde ortaya çıkmış oldu. Ayrıca egemen güçlerin iktidar çekişmesinde yani Gülen ve Erdoğan arasında taraf tutar durumda olan bu anlayış, Kürt Ulusal Hareketi açısından da yıpratıcı bir öğe, başka bir zayıflık olarak karşımıza çıkacaktır.

KCK adına Bese Hozat müttefik gördüğü kesimleri suçlar bir tutum takınıyor. Bu gidişatın Kürt Ulusal Hareketi açısından çok da olumlu bir nokta olmadığını söylememiz gerekir. Özellikle işçi sınıfıyla ilişkisi gelişmeyen devrimci mücadeleler başarı ihtimallerini de tehlikeye atarlar. Sonuç olarak mücadelesinde başarılı olmak isteyen her devrimci hareket, rotasını işçi sınıfını da hesaba katarak çizmeli, emeğin örgütlenmesinde ısrarcı bir tutum takınarak bu eksende hareket etmelidir.

Tahir CANAN

1569