Cumartesi Mayıs 18, 2024

Soykırıma Giden Yol ve Van direnisi I. Dünya Savaşı

3000 yıldır,Anadolu'da yaşamış bir halkın,topraklarından yok edilerek,tarihte eşi benzerigörülmeyen yol ve yöntemleri kullanarak,20.yüzyılın başlarında 1,5 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan soykırım yaşanmıştır.Meşrutiyet'in ilanıyla Abdülhamit'in krallığına son verilmiş,yönetimde ağırlığını hissettirmeye başlayan İttihat ve terakki partisi'nin amacı devleti ele geçirmekti.1913 yılında ,31 Mart olayları olarak tarihe geçen darbe ile tamamen yönetime el koyan Talat-Enver-Cemal üçlüsünün hakimiyetinde Selanik'ten gelen ordu ile gerçekleşen darbeden sonra kral Abdülhamit sürgüne Selanik'e gönderildi.1913 yılında yine seçimlerde İttihat ve Terakki partisi ile beraber seçimlere giren EDF-Taşnaklar,Meclis'te  20 sandalye talebinde bulundular.Fakat İ-T Partisi''12 neyinize yetmez'' diyerek karşı çıktılar.

Abdülhamit yönetimi bir ara üstünlüğü ele geçirmiş olsa da ,her tarafta cadı avına girişerek İttihatçı avına başladı.Genç Türk'lerin her yerde köşe bucak arandıkları,yakalandıkları takdirde idamla sonuçlanacak olan İ-Terakki Partisi'nin Merkez Komite üyesi Halil Menteş'i,İstanbul milletvekili olan Krikor Zohrab evinde sakladı.Yine Dr.Nazım EDF-üyesi Azarig'in evinde saklandılar.Yakalanmayarak ölümden kurtuldular.11 gün süren olaylarda birçok İ ve Terakki partisi üyesini Ermeni'ler kralın,elinden ölümden kurtardılar.Ama İttihatçı'lar,İstanbul'da Tehcir tutuklamalarında Krikor Zohrab'ı ve yüzlerce insanı evlerinden bir sabah vakti alarak ölüme göndermişlerdir.31 Mart olayları ile iktidarı ele geçiren hareket ordusu içerisinde sonradan cumhuriyet'in kurucuları da bulunmaktaydı.Bunlar önemli isimlerdir.Mustafa Kemal,Kazım Karabekir,İsmet İnönü,Ali Fethi Okyar,Rauf Orbay gibi.

Anadolu'da çoğunluğu %90'ı Müslüman bir toplum olacak,Hristiyan nufusun yani Rum Ermeni,Süryani'lerin sürgün ve imha yolu ile yurtlarından imha edilerek,kovulması için 1913-14 yılından itibaren izlenen politikalar bugünkü TC Devleti'nin temelleri olmuştur.Ermeni soykırımı'nın ilk provası Rum'ların kovulması,etnik temizlik ile başarıya ulaştı.İttihat ve Terakki Partiside bundan cesaret aldı.

Eşref Kuşçubaşı'nın anlatımlarında ''büyük bir plan hazırlamıştık'',Harbiye nazaretinde yapılan gizli toplantılarda,öz olarak anlaşılması gerekli olan ''hristiyanların tasfiye edilerek Anadolu'nun Türk'leştirilmesi'' olarak anlayabileceğimiz raporlar hazırlandı.''Batı Anadolu'da çıban başı olarak görülen Rum'ların siyasi ve iktisadi olarak tasfiyesi''dir denilmektedir.Yine İttihat ve Terakki Partisi'ne göre ''en ağır tehlike  Ege bölgesindedir'' tespitinde bulundu.Eşref Kuşçubaşı İzmir ve çevresinde araştırma ve inceleme yapması için görevlendirildi.İttihat ve Terakki Partisi'ne bir hareket planı için rapor hazırlayarak sundu.''İzmir'de millileştirme harekatı'nın  çok zorluğundan'' bah setti.E.Kuşçubaşı,''bütün dost,düşman memleketlerin konsoloslukları,kadroları buradadır'' der.Dışarıdan gelecek baskılardan çekinir.Bunun için terör,baskın,soygun gibi eylemleri hükümetin alakası yokmuş gibi Teşkilat-ı Mahsus eliyle düzenlenmesini örgütledi.Anılarında  ''tüm bu planlardan Halil Menteş'in de haberi vardır'' demiştir.

E.Kuşçubaşı önderliğinde ,Rum'lar rahatsız ediliyor,yapılan baskınlarla göçe zorlanıyordu.Çete'ler Rum köylerine baskınlar yaptılar.Eli silah tutan Rum gençleri,Amele taburları adı altında toplanıyor yol,inşaat gibi işlerde çalıştırılıyordu.Alınan tüm tedbirlere rağmen Avrupa'lıların dikkatini hemen çekti.Ege'de Hristiyan'ların temizlenmesi 1914'de yoğunlaştı.Rum cemaatine korku verilerek yerlerinden atıldılar.Ev,arazi ve mallarına el konuldu.Öldürüldüler.Bu olaylar aralıksız devam etti.Dönemin ABD Büyükelçisi Henry Margenthau bu olayları şu şekilde rapor etmiştir.''Türk'ler Rum'lara Ermeni'lere karşı uyguladıkları yöntemi uyguladılar.Rum askerlerinin binlercesi Ermeni'ler gibi soğuk,açlık ve öteki yokluklar yüzünden öldüler.Rumlar her yerde guruplar halinde toplandılar.Türk jandarmasının sözde koruyuculuğu altında genellikle yaya olarak iç bölgelere taşındılar.''der.Tehcir edilen Rum'ların 200 bin ile 1milyon arasında olduğunu,Rum Başbakanı Venezilos'a göre 300 bin kişinin yok edildiğini,450 bin Rum'un Yunanistan'a sığındığını beyan etmiştir.

Anadolu'nun homojen hale getirilmesi için atılan siyasi adımlarda en önemli hamle Enver Paşa'nın savunma ve Ordu Komutanlığı'na atanması oldu. 1914 yılı ordunun yeniden örgütlenme sinde büyük adımların atıldığı yıl olmuştur.Teşkilat-ı Mahsus'a bu dönemde kuruldu ve geliştirildi.Teşkilat-ı Mahsusa'nın önde gelen ismi Eşref Kuşçubaşı'nın verdiği bilgilere göre ''çöküş içinde  olan ülkenin tek çıkış yolunun Türk-İslam aleminin birliğinin sağlanması olduğunu,gayrı-müslümlerin devletindevamından olmadıklarını,gayrı-müslümlere karşı alınacak tedbirlere bağlı olduğunu''söyledi.Bu yüzden Teşkilat-ı mahsusa'nın görevi ''hükümetin görünürdeki kuvvetlerinin ve asayiş teşkilatlarının katiyen başaramayacağı hizmetleri yerine getirmektir''der.Kuşçubaşı'nın sözleriyle ''ilk vazife sadık'larla,hain'lari birbirinden ayırmak'' olmuştur.

Soykırıma giden yolun örgütlenmesi,Teşkilat-ı Mahsusa'nın kurulması ile başladı.İlk önce cezaevlerinde bulunan katil,ağır suçlu kişiler özel afla serbest bırakıldı.Kafkaslar'dan,Balkanlar'dan gelen muhacirler Teşkilat-ı mahsusa etrafında silahlandırıldı.15-60 yaş arasında olan ermeni erkekler seferberlik adı altında toplanarak yol,inşaat gibi işlerde çalıştırılarak,soykırım planının uygulanması halkın savunmasız kalması için erkekler etkisizleştirildi.Yörede bulunan kürt aşiret reislerinden meydana gelen Hamidiye Alayları ile askeri örgütlenme oluşturuldu.Tamamen özel ve gizli bir örgütlenme olan Teşkilat-ı Mahsusa'nın amacı Ermeni sorununu çözmek idi.Yarı özerk olan bu Teşkilat ''devlet içerisinde devlet'' olarak biliniyordu.Özel olarak donatılan bu çeteler,Ermeni konvoylarına  pusu kurup,imha etmek görevi verilmişti.İttihatçılar,Ermenileri yok ederek,doğu vilayetlerindeki Ermeni sorununu halletmek niyetinde idiler.

Beş yıl boyunca  İttihat ve Terakki Partisinin  sayısız vaatleri arasında bulunan Güvenlik konuları,toprak sorunlarına tartışarak çözüm getirilmesi,yerel idarelerde nufus oranına göre temsil edilebilme,zorla islamlaştırmaktan Türk'leştirmekten vazgeçme,hakların ve özgürlüklerin güvence altına alınması,vergilerde indirim gibi konularda verilen sözlerin hiç biri yerine getirilmedi.İttihat ve Terakki ülkeye  dal budak yayılarak güçlü bir ağ oluşturdu.Bu olumsuzlukları gören EDF-Taşnaklar kendi kongrelerinde tartıştılar.Artık kendilerine gereksinimleri kalmadığını anladılar.En ateşli,İttihat ve terakki yanlıları bile,Parti içerisinde  ilişkilerin kesilerek,mücadelenin başlatılması yönünde kararlar aldılar.İttihat ve Terakki Partisi ile ilişkilerini 1913 yılında kesin olarak kestiler.

İttihat ve Terakki Partisi sadece Ermeni'leri kandırmakla kalmadılar.Arap'lara vermiş oldukları sözleri de yerine getirmediler.İttihat ve Terakki Partisi'nin,Türk'leştirme politikasına şiddetle karşı çıkan Araplar,Suriye'de kendi adamlarını devletin önemli kilit noktalarına yerleştirmesi,Türk'çenin resmi dil olarak ilan edilmesi,Arap'larda büyük tepki aldı.Bununla kalmayan İ ve T Partisi Suriye'ye,Lübnan'a ordu komutanı olarak atadılar.Bu politikalar Arap milliyetçiliği ile ayrılıkçı politikaların gelişmesine,çıkmasına yol açtı.

 

***********

Van direnisi ve 1 dünya savasi

 

Ermeni soykırım tarihinde,EDF-Taşnak Partisi'nin İttihat ve Terakki Partisi ile oluşturduğu siyasal ittifak,hiç bir zaman kendi halkının gücü ile öz politikalarını esas almadı.İttihatçı'lardan gelecek çözüm önerilerini bekleyerek, politika geliştiremediler.İttihatçılardan medet umdular.Üst üste gelen siyasal hatalar,Ermeni halkını önderliksiz ve hazırlıksız yakaladı.Bunun bedeli ise pahalıya mal oldu.

 

19.yüz yılda filizlenen uluslaşma sürecin 20.yüz yılda uluslar artık şekillenmeye başladı.Osmanlı imparatorluğu sınırları içinde bağımsızlıklarını ilan etmeyen kala kala Ermeni'ler ile Kürt ler kalmıştıYeni bir dünya savaşının arifesinde Osmanlı Devleti,ittifak devletleri Almanya saflarında savaşa katılacaklarını ilan ettiler.Osmanlıların savaştan önce durumu hiç de parlak görünmüyordu.Çünkü doğuda Rus'ların işgal ettiği topraklar ile Balkan'lar ile Afrika 'daki topraklar kontrolden çıkmıştı.Hakimiyeti altındaki bütün toprak parçalarını kaybetmenin vermiş olduğu dürtü,elindeki toprakların da kaybedilmesini hiç tasavvur edemiyordu.Ermeni'leri tehdit olarak gören Enver Paşa,Ermeni'lerin bölgeden uzaklaştırılması için van bölgesindeki Ermeni'leri ''ya Rusya'ya sürülmeli,yada Anadolu içlerine muhalif yerlere dağıtılmalıdır'' diyerek rahatsızlığını dile getirmiştir.''Boşalan yerlere de müslüman ahalinin yerleştirilmesi'' planlanıyordu.

 

İ ve T Partisi,Ermeni halkını imha ve yokedebilmek için kirli ve kara propaganda başlatarak,Ermeni'leri hedef tahtasına koydu.''Ermeni'lerin Rus'ların yanında savaşa gireceklerini,itilaf devletleri ile hareket edeceklerini,Ermeni'lerin güvenilmez kuşkulu bir halk olduğu'' propagandaları savaştan önce başladı.Ermeni'lerin yaşadığı vilayetlere şifreli telgraflar gönderilerek siyasi parti temsilcileri ile halka önderlik eden şahsiyetlerin kontrol altınada tutulması talimatı verildi.I.Dünya savaşı öncesinde  reform programlarından tamamen vazgeçen İttihat ve Terakki Partisi Kafkas'lara oradan Orta Asya'ya açılma planını gerçekleştirme gayreti içindeydiler.Bu Almanya'nın bölgesel çıkarları için  yürütülen  planın bir parçasıdır.Almanya ile savaşa katılma kararı alan İ ve T Partisi,Almanya ile yapılan antlaşmalara göre,özel bir maddeyle Osmanlı devletinin Kafkasya ve Orta Asya'yı işgal edeceği ve ileride bu bölgeleri topraklarına katacağı belirtildi.Bu antlaşma Almanya'nın stratejik planlarına denk düşmekteydi.

 

Tarihi olarak varlık ile yokluk sürecinden geçen Ermeni ulusu,İ ve T Partisi'nin yalanlarına karşılık,2-14 Ağustos 1914'de Erzurum'da toplanarak belli başlı kararlar aldılar.Artık savaşın başlamasına kesin gözüyle bakan EDF-Taşnaklar,Ermeni'lerin ''vatani görevlerini yerine getirecekleri'' kararı aldılar.Bu Osmanlı'lar ile beraber savaşa katılacakları anlamına geliyordu.Oysa ki İttihatçılara göre,bugün bile tekrarlanan resmi düşünceye göre ''Ermeni'lerin itilaf devletlerini destekledikleri'' bizi arkadan vurdukları söylenir durur.

 

Erzurum'a gelen İ ve T Partisi temsilcileri,Bahattin Şakir ve beraberindeki heyet EDF-Taşnak Partisi kongersinden bazı taleplerde bulundular.Rus'lara karşı Kafkaslar'da bir isyan başlatılmasını,Ermeni'lerden talepte bulundular.Eğer kazanılması durumunda Ermeni'lere özerklik dahi verileceği,bunun için kongreden cevap beklediler.EDF-Taşnaksutyun Partisi,Osmanlı Ermeni'lerinin vatani görevini yerine getireceğini,ancak kafkaslar'da Rus imparatorluğuna karşı bir isyan başlatılmasının söz konusu

olamayacağını cevabını verdiler.Bu kararlar ''tarafsızlık ile vatandaşlık görevlerinin yerine getirilmesi'' şeklinde uygulandı.Parti içinde karşı çıkanlar olmasına rağmen bu düşünce resmi olarak benimsendi.Bu kararlar İ ve T Partisi'nde şok etkisi yarattı.Çok kızdırdı.Birbirinden ayrı iki devlet olan Doğu ile Batı Ermenistan'ın,Doğu Rusya ile Batı ise Osmanlı saflarında savaşa girdiler.Türk tarih söylemlerinde bu olayı her zaman ters yüz ederek karşı propaganda malzemesi olarak kullana gelmiştir.

 

Doğu'da Rus'lar ile savaş halinde olan Osmanlı'lar zafer elde edebilmek için bir an önce saldırı planlarını hayata geçirmeye koyuldular.Hatta bütün bölgeye müslümanlara ''cihad çağrısı''nda  bulunarak Rus'lara karşı ayaklanmaya davet etti.Sultan'ın bu çağrısı Kafkaslar,Orta Asya,Afganistan,Hindistan'a kadar ulaşması hedefleniyordu.İ ve T partisi'nin ideolojisi de zaten ''düşmanın ülkesi viran olacak,Türkiye büyüyüp Turan olacak'' idi.

 

1914 yılının sonuna denk gelen ve 12 gün süren Sarıkamış harekatı sonunda 90 bin asker soğuktan kırılarak can vermiştir.Herhangi bir savaş yaşanmadan alınan bu yenilgi sonucunda  ordu komutanı Enver Paşa anılarında ''bunlar nasıl olsa  birgün ölecek değiller miydi'' demiştir.Açlık,soğuk,hastalıktan dermanı kalmamış yaşları 12-17 arasında gençleri savaşa sürerek ölümlerine sebep olan İ ve T partisi başı,Enver Paşa yaralanarak tedaviye kaldırılanlara ''pazarlık ölene kadar'' diyerek ölüme göndermiştir.Kendisi geri çekilirken,''geri çekileni kuşuna dizin'' diyerek infaz ettirmeye çalışması,savaş uygulamalarının ne kadar acımasız,gaddar olduğunu İttihatçı'larda görebilmekteyiz.Henüz savaş yaşanmadan alınan Sarıkamış yenilgisinin faturası Osmanlı'ları çılgına çevirmiş,faturasını Ermeni'lere ödetmişlerdir.Yenilginin sebebi olarak Ermeni'ler gösterilmiştir. Ermeni'lerde 1915'den itibaren başlayan ulusal direniş hareketleri içerisinde en önemlisi Van direnişi olarak tarihte yerini almıştır.

 

Van Ermeni milliyetçiliğinin en yüksek olduğu şehirlerden birisidir.Van'ın sınıra yakın,her an Rus'larla ilişkiye geçip lojistik yardım alabilecekleri düşünülmüştür.

Kafkaslar'a,İran'a açılabilme bakımından stratejik duruma sahiptir.Van valiliğine Tahsin Bey'in yerine getirilen Cevdet Bey'in atanması boşuna değildir.Aynı zamanda Enver Paşa'nın da eniştesi olan Cevdet Bey katliam,tehcir,cinayetlerde aktif rol almış,İ ve T Partisi'nin politikalarının planlı yöneticisi ve uygulayıcısıdır.Fanatik bir müslüman olarak da bilinen Cevdet Bey Van valisi olduktan sonra durumun Van'da daha da kötüleştiği her daim söylenir.Göreve gelir gelmez ''Azerbeycan ermenilerini ve süryani'leri temizledik sıra Van Ermenileri'ne geldi'' diyerek niyetini açıkladı.Sarıkamış yenilgisi ile Ermeni'leri tehdit ederek ''bir kurşun attıkları takdirde'' dizlerini göstererek buraya kadar olan hristiyan erkek,kadın ve çocuğu öldürmekle tehdit etti.Cevdet Bey'i en iyi tanıtan Henry Margenthau anılarında şöyle anlatmaktadır.''Van valisi Cevdet Bey'in ünü tüm Ermenistan'a yayılmıştır.Cevdet ülkenin her köşesinde  ''Başkale nalbantı'' olarak biliniyordu.Çünkü bu işkence uzmanı Ermeni kurbanlarının ayaklarına  at nalı çakarak bütün işkenceciler arasında başyapıt olan bir işkence yöntemi keşfetmiştir'' diyerek aslında Van Ermeni'lerini bekleyen büyük tehlikeyi işaret etmiştir.

 

Stratejik konumda olan Van'da Ermeni'ler askere alınmaya başladı.EDF-Taşnak partisi bu duruma karşı çıktı.Oysa Osmanlı'lar Amele taburları altında  Ermeni'leri silahsızlandırmak için toplamışlardır.Görüşme bahanesiyle  makamına  çağırdığı Ermeni ileri gelenlerinin tutuklanması,bazılarının öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu.30 bin Ermeni'nin direnişle karşı koyduğu,siperler kazarak az sayıda yiyecek ve cephane ile karşı koyulan Van direnişinde Van kahramanca savunuldu.Rus ordusu ile beraber hareket eden ''Ararat birliği'' Van'a gelince  dengeler değişti.Atağa geçen Ermeni'ler hükümet binalarını,bankaları,Tekel,Posta binalarını ele geçirdiler.Yeni bir yönetim oluşturuldu.Nisan sonuna kadar direnildi.Rus ordusunun geri çekilme kararından sonra ,Ermeni'lere de Rus ordusunu takip etmeleri istendi.250 bin Ermeni Kafkaslar'a geri çekilirken,40 bin kişi bu arada öldü.Rusya'ya gidenler soykırımdan kurtulan Ermeni'ler olmuşlardır.Sonuçta Osmanlı ordusu direnişi kırabilmiştir.Tehcir kararı artık alınmış soykırıma geçilmiştir.Şehire giren Osmanlı'lar ''baltacıların devamı'' olan gurupların saldırısıyla katliam yaşanmıştır.Eniştesi olan Cevdet Bey,Enver Paşa'nın kız kardeşinden ayrılınca da Paşa'lık unvanı elinden alınmıştır.

 

 

54395

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

Emperyalist Kamplar Arasına Sıkıştırılmış Bir Halk: Filistin

Filistin-İsrail sorunu olarak bilinen ve esas olarak da Filistin topraklarında İsrail'in kurulmasının teorik ve politik temeli 1890'lı yılların sonunda atılıyor. 1. emperyalist paylaşım savaşıyla koşullar olgunlaştırılıyor. 2. emperyalist dünya savaşı sonrası ise emperyalist burjuvazi, Filistin'i parçalamayı ve orda İsaril devleti inşa etmeye karar veriyor ve bunu Filistin halkının soykırıma uğratma pahasına gerçekleştiriyorlar. Alman emperyalizmi tarafından soykırıma uğratılan yahudi halkı, bir başka ulusu (Filistinlileri) soykırıma uğratarak kendi ulusal varlığını inşa ediyor.

Hazan Ayının Şehitleri

Kasım, proletarya partisinin en değerli kadro, komutan ve savaşçılarının katledildiği aylardandır.  Hüzün ve öfkenin birlikte yaşandığı aydır. III. Konferans delegelerini, komünist önder Mehmet Demirdağ’ı ve Aliboğazı şehitlerini hep bir hazan ayında kaybettik. Zafere açılan kapıyı adım adım aralayan, özgürlüğe giden yolu damla damla döşüyen Kasım ayı şehitlerimiz tarihin yüceliğine kavuşanlardır. Onlar, yarınların mutlak yenenleri olarak yazılacaktır parti ve devrim notlarımıza.

“Durum İyidir, Gerçekler Devrimcidir”

Yaşadığı dönemin özelliklerini anlayarak, savaşın hükmüne, zorun değiştirici rolüne inanan, sınırlı yaşamını sınırsız davaya adayan önder yoldaş Mehmet Demirdağ ölümsüzdür! Özgürlüğü ve kurtuluşu herkesten ve her şeyden daha fazla isteyen bu uğurda emeğin eğittiği bilinçle savaşarak şehit düşen proletarya partisinin dördüncü genel sekreteri Mehmet Demirdağ yoldaşı üstlendiği öncü pratik ve önder duruşuyla tanırız.

Yalım Nubar’dan Ozanyan Nubar’a Süren Hikaye Bizim!

Botan’dan Yozgat’a dek uzanan toprakların bağrından çıkıp İstanbul Ermeni yetimhanelerinde okumaya gelip, orada bilge önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşın devrimci görüşleriyle tanışan ve tutkuyla bağlanan yoksul Ermeni çocukların hikayeleridir, Ermeni devrim şehitlerimizin hikayeleri.

Onları doğdukları topraklardan koparıp buruk ve sancılı bir şekilde İstanbul yollarına düşüren tarihsel gerçeklerin yanında yokluk ve yoksulluktur da. Onları İstanbul yolculuğuna çıkaran çaresizlik, yalnızlık, sahipsizliktir.

Mısır'ı Mesken Tutan Türk Tekelleri

Deutsche Welle (DW)'de Aram Ekin Duran'ın, „Türk Şirketleri Mısır'a Kaçıyor“ adlı bir haberi yayınlandı. Sıradan bir haber gibi gözüküyor, ama, Türkiye ekonomisinin ve Türk devletinin niteliğini araştıranlar, sorgulayanlar için küçük bir haber olmaktan öte bir anlam taşıyor. Özellikle de kendine ML ve Maoist diyen komünist örgütler için daha fazla önem taşıması gerekiyor.

Hesaplaşma mı? Kutlama mı?

Faşist TC devleti hem ülke içinde hem de bölgesel düzeyde, resmi ve sivil militarist güçleriyle başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi ve özgürlükten yana olan herkesi yok etmek ve devlet terörüyle susturmak için çalışmaya devam ediyor. Bu süreç aynı zamanda TC’nin kuruluşunun da yüzüncü yıl dönümüdür.

TC, yüz yıl önce Osmanlı yıkıntıları üzerinde tekçi bir zihniyetle kuruldu. Ermeni soykırımında, diğer azınlık halkların yok edilip sindirilmesinde aktif rol alan ittihatçı birçok ırkçı kadro da kuruluş sürecinde rol aldı.

Halka Nasıl Yaklaşacağız?

Milyonlar açlık ve yoksulluk içinde, demokratik haklardan yoksun, özgürlük kırıntılarına bile muhtaç bir durumda yaşıyor. Haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik karşısında kitleler ya seslerini yeterince yükseltememekte ya da sınırlı sayıda insanla zulüm karşısında direnmeye çalışmaktadır. Birbirinden bağımsız, sınırlı direniş güçlerinin mücadele ettiği süreci yaşıyoruz. Damlaların derelere, derelerin nehirlere, nehirlerin bendlerini yıkacak duruma gelme ihtiyacı var.

“Kuruluşunun 100. Yılında TC’nin Diğer Yüzü Türkiye’de Ulusal Azınlıklar Sorunu”*

Türkiye’de ulusal sorun ve azınlıklar meselesini incelerken nasıl bir ülkede yaşadığımız, ülkeyi hangi sınıfların yönettiği, ulusların hangi tarihi koşullarda ortaya çıktığı, ulusal sorunun ekonomik ve politik nedenlerini açıklamak durumundayız.

Ulus, tarihsel olarak meydana gelmiş, ortak bir dil, ortak bir pazar, ortak bir kültür birliği ve ortak bir ruhi şekillenmende ifadesini bulan istikrarlı bir insan topluluğudur. Ulus, sadece tarihi bir kategori değil bir çağın, yükselen kapitalizm çağının ortaya çıkardığı bir olgudur.

Yüz yıllık çakma Türk devleti (Nubar Ozanyan)

Aradan bir asır geçmesine, tarihin yaprakları değişmesine karşın Türkiye Cumhuriyeti temelde bir değişime gitmeden dün olduğu gibi imha ve inkar zihniyetiyle yaşamaya, Orta Çağ’ın karanlığında kalmaya devam ediyor.

Fetih ve işgallerden, zulüm ve soykırımdan başka övünülecek bir tarihi, Hitler faşizmine örnek olmaktan başka bir başarısı olmayan TC, ceberut devlet olma niteliğinden hiçbir şey kaybetmeden yüzüncü yılını kutluyor.

Aşk Her Şeyi Affeder mi - Partiler Neden Diktatör / ERGÜN ASLAN

Klasik emperyalizmle modern emperyalizm arasında çeşitli proletaryaların ve (komprador) sınıfların olduğu bir memlekette modern proletaryaların partisinin birliğinin ve özgürlüğünün yegane (ve yegane) güvencesinin yerel yönetimlerin özerkliğe varabilecek kadar geniş demokratik haklara sahip olmaları olduğu bilgisini kim inkar edebilir ki.

Üüüü.... üüüü....

Ya.... ya...

Bir insan aldığı görevden başka her şeyi konuşur mu.

Hom... hom.. hom...

Bunlar... bunlar... daha çok....

 Filelerin sultanlarını karşımıza çıkarırlar.

 Daha çok...

Rojava, Filistin, Karabağ: İşgal, Yıkım ve Direniş (Yorum)

Ortadoğu tarihi boyunca yer küremizin en çatışmalı bölgelerinden biri olmuştur. Bölgenin stratejik konumu, uygarlığın gelişim düzeyi, baskıya, sömürüye dayalı dış müdahaleler için güçlü zeminler sunmuştur. Kuşkusuz bölgedeki iç çelişkiler ve çatışmalar da her zaman dış müdahaleleri kolaylaştırmıştır. Özellikle dinsel ve mezhepsel çatışmalar hem çağdaş temelde toplumsal gelişmeleri frenlemiştir hem de bölgeyi dış saldırılara açık hale getirmiştir. Bu nesnel zemin üzerinde toplumsal çürümeler, işbirlikçi ilişkiler ve itaat kültürü bir yaşam tarzına dönüştürülmüştür.

Sayfalar